15 Temmuz Cuma 2016, Kurşun Askerler Sahnede (Darbe Günlükler-5)

209
15 Temmuz Cuma 2016, Kurşun Askerler Sahnede (Darbe Günlükler-5)

15 Temmuz Cuma 2016

Saat 10.00

DARBE İHBARI

Beyefendi özel sığınağında bekliyordu. Bir gün önce (14 Temmuz’da) Ruslar’ın darbeyi kendilerine haber vermesi canını çok sıkmıştı. Putin’e en yakın isimlerden Alexandr Dugin katıldığı bir AK Parti etkinliğinde darbeyi saatine kadar iletmişti. Bu sabah da Ankara Belediye Başkanı telefon açmış aynı haberi teyit etmişti. Bu tür haberler şimşek hızında yayılırdı. Medyaya yansımasından çok korkmuştu ama henüz bir şey duyulmamıştı.

Saat 15.00

GİZEMLİ BİNBAŞI

Beyefendi’nin özel kalem müdürü MİT müsteşarının aradığını söyleyerek telefonu uzattı. Müsteşarın sesi telaşlıydı:

– Efendim kapıya bir binbaşı gelmiş. Darbe girişimini haber veriyor. Tutanakla kayda geçirmemizi istiyor. Ne yapalım?

– Bir salona alın bekletin. Kontrol altında tutun. Sakın basına falan konuşmasın.

– Tamam efendim. Biz bekletip zaman kazanıyoruz. Sonra ne yapalım. Resmi olarak haber verdi gözükecek. Bunu bir şekilde genelkurmay ile paylaşmamız lazım.

– Acele etmeyin. Saat kaç şimdi?

– Saat: 15.00 efendim.

(Gizemli binbaşının bu ihbarı kimseyi memnun etmemişti. Bu, yeni bir Samet Kuşçu olayı idi. Gizemli Binbaşı H.A. darbeyi ihbar etmenin faturasını sonraki günler “Fetö üyesi olmaktan” cezaevinde girmekle ödeyecekti.)

Beyefendi:

– Bir iki saat sonra bir eleman gönderin. Direkt İkinci Başkan’a iletsin. Sakın başkasına gitmesin. O gereğini yapar.

MİT müsteşarı:

– Tamam Efendim.

– Sen de sonra git kontrol et bir sızma olmasın.

Saat: 16.00 ENİŞTE

Beyefendi’nin özel kalem müdürü “Enişteniz arıyor, çok önemliymiş” diyerek telefonu uzattı.

– Hayrola enişte buyur!

– Aziz kardeşim şundan aradım. Bir kardeşimiz telefonla aradı. Beylerbeyi civarında bir askeri hareketlenme olduğunu söyledi. Biraz bekledim, ikinci bir telefon aldım. İkinci arayan kişi de…

– Biliyorum, biliyorum enişte, merak etme sen!

Telefonu söylenerek geri verdi. “Arkadaş koca cumhurbaşkanı oldum hala beni bisküit bayii sanıp havadis söylüyorlar.” diye iç geçirdi.

Saat: 18.30

İkinci Başkan gelen ihbarın içeriğini değiştirdi. Jandarma ve birkaç komutana hiç bahsetmedi. Diğerlerine ise “Genelkurmay başkanına suikast yapılacak, uçaklara dikkat edelim” diye iletti. Genelkurmay Başkanı tüm Türkiye’deki üslere ve kışlalara “uçaklara kalkmayın, tanklara çıkmayın” emri verdi.

Saat 19.15

MİT müsteşarı ve Diyanet İşleri reisi yemekte bir araya geldi. Müsteşar gece olacakları anlattı. Reis duyduklarına şaşırdı ama yadırgamadı. Camilerden anons yapılarak halkın sokağa çağrılması teklifini yerinde buldu hatta şunu ekledi: “Anons olmasa da olur. Biz imamlara sabaha kadar sela okutalım. Halkın dini duyguları güçlüdür. Sela daha tesirli olur.” Müsteşar teklifi çok beğendi. Reis, başkanlık binasına, Müsteşar ise 20.00 de Genelkurmay Başkanı’nın yanına gitmek için yola çıktı.

Saat: 22.05 NE OLDUĞUNDAN HABERSİZ ASKER SOKAKTA

Darbe mizanseni programlandığı gibi gidiyordu. Ankara’da savaş uçakları alçak uçuş yapmaya başladı. Bir grup asker Boğaz Köprüsü’nü tek yönlü trafiğe kapattı. Atatürk Havalimanı’na askerler tankla geldi, kontrol kulesine de girdiler. Havalimanı uçuşlara kapatıldı.

Saat: 22.30

Dâhiliye vekili önceki toplantıda yabancı katılımcının dediği “Önde gelen bir ikisini o akşam öldürseler” sözü üzerine Erzurum civarında mevzilendi. Uçağının rotasını Gürcistan’a çevirip beklemeye başladı. Önsezilerine güvenip başına bir iş gelmesinden korkmuştu.

(Nitekim haklı çıktı. Sadat ekipleri saatlerce bakanlık ve konutu boşu boşuna gözetledi. Sonraki günler bakanlığı kaybetti ama en azından canını kurtardı.)

Saat: 23.10

Bu saat itibariyle tüm devlet erkânı, bakanlar, ajanslar, televizyon kanalları ortak söylemle yayına başladılar. Darbe girişimi başlayalı 1 saat olmuştu ama fail çoktan belliydi: CEMAAT

(Neler döndüğünü tam olarak bilenler MİT müsteşarı ve Genelkurmay Başkanıydı. Bu sebeple de ağızlarından bir şey kaçırabilirler korkusuyla sonraki günler Meclis Komisyonuna bile çağrılmayacak hep korunacaklardı.)

Saat: 00.15

10 bin personelin çalıştığı TRT, biri rütbeli beş asker tarafından basıldı. Bir spikere açıklama okutuldu. 1’i rütbeli 5 asker 25 dakika sonra TRT’yi basan vatandaşlar ve polis tarafından etkisiz hale getirildi. Tüm televizyonlarda sürekli yayınlanan çatışma görüntüleriyle halk tüm yurtta askerin sokağa çıkıp darbe yaptığını sandı. Oysa darbe biteli saatler olmuştu.

Saat: 01.40

Camilerden ezan ve sela okunmaya başlandı. Halkın sokaklara çıkması çağrısı yapıldı. Çoğu insan akıllı telefonuna yüklenen ücretsiz sms ve kontörleri fark etmedi bile.

Saat: 01.50 SADAT MİLİSLERİ VE LİNÇ

Cumhurbaşkanı ve başbakan açıklamalar yapmış darbe çoktan bastırılmıştı. Halk sokaktaydı. Sadat milisleri halkın arasına karıştı ve oraya niçin geldiğini bilmeyen silahsız askerlere, Harbiyeli öğrencilere saldırdı. Kimini linç ettiler kimini de boğazladılar.

Darbe girişimi gündüz saatlerinde bastırılmış, Genelkurmay tarafından saat 18.00 itibariyle hiçbir uçağın kalkmaması, kışlalardan hiçbir askeri araç ve silahın çıkmaması emredilmişti. Ama plan dâhilinde küçük askeri grupların sahaya inmesine izin verilmişti. Yani katliama göz yumulmuştu.

(Bu katliamlar ne askerin ne de halkın yapamayacağı işlerdi. Halk ve asker Sadat milislerinin aştığı ateş sonucu şehit oldu. Zaten bir süre sonra o askerler darbe girişiminin başarısız olduğu duyulunca birliklerine geri döneceklerdi. Köprüyü trafiğe kapatarak darbe yapmak komediden başka bir şey değildi ama kahramanlık için kan lazımdı ve kan döküldü. Sadat’ın bu eylemlerini yabancı istihbarat servisleri not etmişti. Bunu günler sonra açıklayacaklardı. Ama Türkiye’de halkın Saray süzgecinden geçmeyen hiçbir haberi duyma ihtimali yoktu.)

Saat: 02.26

Komedi tüm hızıyla sürüyordu. 1.750 kadrolu güvenlikçinin görev yaptığı Erdoğan’ın Saray’a 3’ü rütbeli 13 asker baskın(!) düzenledi. Daha kapıdan girmeden hepsi gözaltına alındı.

(Bu müsamere de sonraki günler sorgulanmadı.)

Saat: 02.42

Planlandığı gibi TBMM bombalandı, Beyefendi’nin tembih ettiği gibi Saray’ın uzak bir köşesine bomba atıldı. Gecenin en komik olayı buydu. Gece karanlığında binlerce mil yukarıdan kaplumbağayı vurabilen lazer teknolojili füzeler 450 bin metre karelik dev Saray’ı görememişti.

Saat: 04.18 “ALLAH’IN BÜYÜK LÜTFU”

Erdoğan Atatürk havaalanında ortaya çıktı. Suçlu belliydi:

“Değerli arkadaşlar bildiğiniz gibi, öğleden sonra bir hareketlilik ne yazık ki TSK’nın içinde mevcuttu ve bu hareketliliğin neticesinde TSK’nın içinde bir azınlık ne yazık ki ülkemizin birliğine, beraberliğine, bütünlüğüne, hazmedemeyen, milletimizin birliğini beraberliğini kabullenemeyen bu grup, daha önceden söylediğim gibi Paralel Devlet yapılanmasının bir ürünüydü… Bu hareket Allah’ın büyük bir lütfu. TSK’nın temizlenmesine vesile olacak bir harekettir.”

Erdoğan bu sözlerle medyasıyla beraber yürüteceği yargısız infaz düğmesine bir kere daha bastı.

Saat 04.20

Dünyanın en hızlı soruşturma ve yargılaması gerçekleşti(!) Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, darbe girişimine bulunan Paralel Devlet Yapılanmasıyla irtibatlı yargı görevlileri ve general, amiral, subay, astsubay, er ve erbaşlar hakkında gözaltı kararı verdi.

Saat 07.40 FETHULLAH GÜLEN İFTİRALARA CEVAP VERDİ

AFP’ye konuşan Fethullah Gülen darbe girişimini kınadı: “50 yıldır birçok askeri darbede acı çekmiş biri olarak, böylesi bir girişim ile aramda herhangi bir bağ kurulması özellikle rencide edicidir. Bu tip suçlamaları kesin bir dille reddediyorum.” Fakat Gülen’in ne bu açıklaması ne de daha sonraki günlerde yaptığı hiçbir açıklama Türk medyasında yer almadı.

(Meclis araştırma komisyonu üyeleri önce Fethullah Gülen’i dinleme talebini kabul etti. Sonra bu talep geri çekildi. Komisyon tek kelime cevap hakkı tanınmadan suçlanan Gülen’e ne yazılı cevap hakkı verdi ne de vicahi dinlemeyi kabul etti. Gülen’in sözlerini halkın duymasından korktular.)

CUMHURBAŞKANI İHBARI ALDIĞINDA ÇIKIP KONUŞSAYDI…

15 Temmuz akşamı “öğleden sonra bir hareketlilik ne yazık ki TSK’nın içinde mevcuttu” diyen Cumhurbaşkanı öğlen saatlerinde veya MİT’ten resmen öğrendiği 16.00’da veya en geç 19’00’da televizyonlara çıkıp konuşsaydı ve darbeyi deşifre etseydi tek bir asker kışladan dışarı çıkmayacaktı. Halkın sokaklara dökülmesine gerek kalmayacak ve belki de 241 insan ölmeyecekti.

Ama o zaman sonraki günlerde yapılacak cadı avının ve kıyımın gerekçesi ortadan kalkmış olacaktı.

VE KORKUNÇ KIYIM

Türkiye’deki tüm medya kurumlarının fiili sahibi; tüm gazete ve televizyonların genel yayın yönetmeni olan Beyefendi suçluyu ilan etmişti. Ve gecikmeden tüm mahkemelerin başyargıcı olarak dünya siyasi tarihinde az görülmüş bir kıyımı başlattı.

Tr724     Selim Gündüz

CEVAP VER