USD
3,8776
EURO
4,5748
ALTIN
161,3250

Zoguldak’ta işkencelerin şahidi konuştu!

Şahidinin ağzından Zonguldak işkencehaneleri ve cezaevinde yaşatılan planlı zulümler… OHAL dönemi işkencelerinin en yoğun olduğu illerden biri de Zonguldak’tı. Özellikle Zonguldak Emniyet Müdürlüğü’nde yaşananlar pek çok işkence mağdurunun yakını tarafından paylaşıldı. Bugün bizzat Zongulak Emniyet Müdürlüğü’nün işkence merkezinden geçmiş birinin ifadelerine yer veriyoruz. Mağdurun anlattıklarına göre, Emniyet’te avukatsız sorgulamalar günlerce devam ediyor ve ailelere durumlarıyla […]

Zoguldak’ta işkencelerin şahidi konuştu!
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Şahidinin ağzından Zonguldak işkencehaneleri ve cezaevinde yaşatılan planlı zulümler…

OHAL dönemi işkencelerinin en yoğun olduğu illerden biri de Zonguldak’tı. Özellikle Zonguldak Emniyet Müdürlüğü’nde yaşananlar pek çok işkence mağdurunun yakını tarafından paylaşıldı.

Bugün bizzat Zongulak Emniyet Müdürlüğü’nün işkence merkezinden geçmiş birinin ifadelerine yer veriyoruz.

Mağdurun anlattıklarına göre, Emniyet’te avukatsız sorgulamalar günlerce devam ediyor ve ailelere durumlarıyla ilgili bilgi verilmiyor.  Avukatına ulaşamayan, yakınlarıyla görüşemeyen kişide “kayıp” hissi oluşuyor ve ardından işkenceye geçiliyor. Kişide gözaltında öldürülüp yok olacağı hissi uyandırılıyor.  İşkence görüp direnci kırılan gözaltındakiler son olarak eşlerine aynısı yapılmakla tehdit ediliyor ve hazır ifadeleri imzalayacakları kabul edildikten sonra avukatları çağrılıyor.

İŞTE BİR ŞAHİDİN GÖZÜNDEN ZONGULDAK EMNİYETİ İŞKENCELERİ

“Nezarethaneye konduktan sonra avukatımla ya da ailemle hiç görüşemedim. Herkes aynı durumdaydı. İlk gittiğim gün, dikkatimi çeken herkesin bir an önce tutuklanmak istemesiydi. Nezarethanedeki işkencelerden ancak tutuklanarak kurtulabileceklerini düşünüyorlardı.
İlk gün lavaboya giderken Öğretmen S.D.’yi gördüm. Gözaltındaki 25. günüydü.  Kollarında yara izleri vardı. Sonradan bunların muştuyla vurdukları için olduğunu öğrendim. Gömleğini sıyırdı, sağ tarafında iki büyük morluk vardı.

İşkencenin varlığını ilk o an gördüm. Sonra benimle aynı hücrede tutulan E.Y.’yi sorguya götürdüler. Geldiğinde perişan haldeydi. Bir saat kadar konuşmak istemedi. Muştalarla darp etmişlerdi. Onunla bana da selam göndermişlerdi, yakında beni de sorguya alacaklarını söylemişlerdi. Korku salmak istiyorlardı.

Nezarette tanıştığım bir diğer isim A.A. isimli arkadaştı. O da ağır işkence görmüştü. Anlattıkları hepimizi yıkmıştı.

TACİZLE İSİM İSTEDİLER

A.A.’nın yüzüne, omzuna muştalarla vurmuşlardı. Pantolonunu sıyırıp jopla anüs tacizi yaparak, tecavüzle tehdit ederek isim istemişlerdi. Zaten sorgularda tek gündem buydu. Sürekli isim istiyorlardı. A.A.’yı duvardan duvara vurmuşlardı her yanında sıyrıklar ve morluklar vardı. Yüz kısmı tokatlanmaktan kan kırmızısı haldeydi.

İşkenceden geldiğinde uzun saatler kimseyle konuşmadı. Çok yıpranmış, aşağılanmıştı. Sadece uzandı. Başına gelenleri ancak toparlandıktan sonra anlatabildi.

YASAK KELİME

Polisler kendilerince bir yasak koymuşlardı. “Bilmiyorum” demek yasaktı. Sordukları soruya muhakkak bir cevap vermeniz gerekiyordu. İlk sorgular tokatlama, sonra muştayla darp, sonra elbiseleri soyma, ardından jopla tacizle devam ediyordu.

ALEYHİMİZE HİÇBİR DELİLDEN SÖZ EDEMEDİLER

Sorgu boyunca aleyhimize tek bir delilden soru gelmedi. Ellerinde suç işlediğimize ilişkin hiçbir kanıt yoktu. İşkenceyle bize söyletmeye çalışıyorlardı. Öylesine bir hale geliyordunuz ki, onların kabul edebileceği bir suç hikayesi uydurup anlatırsam tutuklanıp kurtulur muyum nezaretten diye düşünüyordum.

Ellerinde hiçbir bilgi yoktu ve ellerinde olmayan bilgileri bizden işkenceyle elde edebilecekleri gibi bir mantıkları vardı polislerin. Ve bu mantık karşısında suçsuzsanız, anlatacağınız bir şey yoksa 30 gün işkence görmeniz mukadderdi.

Birkaç saat önce işkence görmüş, büyük bir travma yaşamış olanlar, birkaç saatte kendini toparlayıp; işkenceden yeni gelenleri teselliye çalışıyordu. Zonguldak Emniyeti nezarethaneleri vahim haldeydi.

TUVALET İŞKENCE ARACINA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

Gözaltındayken aşırı stresten çok sık tuvalete gitme ihtiyacı oluşuyordu. Tuvalet ve banyoya götürmekte çok yavaş davranıyorlar, aralıkları mümkün olduğunca seyrekleştiriyorlardı. Kahvaltıda bayat poaça, meyve suyu, bazen de su veriliyordu. Ne kahvaltı ne akşam yemeği doyacak miktarda değildi. Omuz omuza değecek şekilde yerde yatıyorduk. Nezarethane sürekli kalabalıktı.

DOKTORLAR MUAYENE ETMİYORDU

Nezarettekilerin yüzlerinde vücutlarında açık işkence izleri olmasına rağmen Adli Tıp muayenesinde doktorlar muayene etmiyordu. Bazı arkadaşlar her şeyi göze alıp, polislerden daha çok işkence göreceklerini bile bile doktorlara ısrar sonucunda “darp edildiğini söylemiştir” yazdırabildiler sadece rapora.

HEPSİNİ TEŞHİS EDEBİLİRİM

İşkence yapan polislerin hepsini teşhis edebilirim. Bir gün adalet tesis edildiğinde bu işkencelerin hesabını soracağız. Ölene kadar bu işkencecilerin peşini bırakmayacağız.

CEZAEVİ GÜNLERİ

Nezarethane süreci geçtikten sonra Sulh Ceza Hakimliği’ne sevkedildik. Herkes işkence gördüğünü söylüyordu ama hakim duymazlıktan geliyor, “kim, ne zaman, nasıl” gibi hiçbir soru sormuyordu. Kendiliğimizden anlattığımızda ise “geç bunları, sorularıma cevap ver” dedi Sulh Ceza hakimi.

Sulh Ceza’da adalet yoktu ve biz de bitkin halde tutuklanıp cezaevine gitmek istiyorduk. Nitekim öyle de oldu.

TANIMADIĞIM İNSANLARLA DOSTLUK

Cezaevinde kaldığım koğuştaki kimseyi tanımıyordum.  Artık işkence olmayacağı için sevinçliydim. Ailemle görüşebileceğim için sevinçliydim. Haftada bir ses geçirmeyen camın arkasından telefonla, 2 ayda bir açık görüşte ailemizle görüşebiliyorduk.

En büyük sıkıntımız davamızla ilgili evrakları alabilmekti. Dışarıdan davamızla ilgili hukuksal metinler, emsal davalardaki kararları avukatımız getirdi ama bize verilmesi engellendi.

Mektuplarda en ufak bir sitem olsa cezaevi yönetimi iade ediyor göndermiyordu.

Dışarıdan kitap getirilmesi yasaktı. Cezaevi kütüphanesini kullanabiliyorduk. Çok yetersizdi.

KÖTÜLÜK OLSUN DİYE BEKLEDİLER

Cezaevinden eğitim hayatına devam etmek isteyenler vardı. Açık öğretim sınavlarına hazırlanmışlardı. Aylarca çalışmışlardı. Hatta açık öğretime gidilebileceğini, tutukluların rehabilitasyonu için cezaevi yönetiminin kendisi söylemişti. Arkadaşlar harıl harıl sınavlara çalıştılar. Açık öğretim ve dengi sınavlar için. Hatta cezaevi yönetimi çalışma kitapları bile verdi. Başvuru evraklarını getirdiler, başvurular yapıldı. Sınav haftası geldiğinde  “F..Ö suçlusu olanlar bu tür sınavlara giremez” diye bir yazı dağıttılar. Adeta kötülük olsun diye insanları umutlandırıp sonra umutlarını yıkmışlardı.

Yabancı dil çalışmak isteyenlerin yakınlarının getirdiği Dil kitaplarını vermediler. Hiçbir gerekçesi olmayan baskıların cezaevinde de sürdüğünü gördük böylece.

Sıcak su da ayrı problemdi. Her gün 1.5 saat sıcak su veriyorlardı. Koğuşta 30 kişi kalıyorduk. Kısıtlı imkanlarla çok hızlı banyo yapmak zorundaydık. Tuvaletin duvarına bir duş takılmıştı ve orada banyo yapıyorduk.  Aynı anda tek kişi banyo yapabiliyordu ve banyo süresince kimse tuvaleti kullanamıyordu.

6 kişilik koğuşlarda 30 kişi, 20 kişilik koğuşlarda 50 kişi kalıyordu. Ranza olmayanlar yerde yatıyorlardı.

SUÇ DUYURULARI YAPTIK

Yaşadığımız işkencelerle ilgili onlarca suç duyurusu yaptık. Cezaevindeki hemen herkes yaşadıklarını dilekçeye döküp suç duyurusunda bulunuyordu. Ama dikkate alanı görmedim.
Dosyalarımızı göremiyoruz, sadece iddianameyi görebiliyoruz.

DARBEYİ TASVİP EDEN GÖMEDİM

Ne gözaltında ne hapishanede darbeyi tasvip eden tek bir kişi bile görmedim. Adaleti bekleyen masum insanlar gördüm sadece. Cezaevi şartlarını güzelleştiren insanlardı. Koğuşlar tarihinin en temiz günlerini yaşıyordu belki de.

DIŞARI ÇIKTIĞIMDA

Aylarca yattıktan sonra tahliye edildim. Kesinlikle yapılan işkencelerin hesabını soracağım. Yarın hukuk yolu açıldığında bunların peşine düşeceğim. En detayına kadar her şeyi anlatıp hesabını soracağız. Mesleğinden atılanlar, hayatı tarumar edilenler, içerdeyken iş yeri batanlar, ailesi travma geçirenler tanıdım. Geç de olsa adalet tecelli edecek.