USD
3,8295
EURO
4,5169
ALTIN
153,2146

ZAMÂNE FIKRALARI-3

Fıkra gibi nikah desem aklınıza ne gelir? Bir arkadaşım imam yokluğunda, köy düğününde nikahı kıyacak kişinin yerinde buluvermiş kendini. Geline sormuş, damada sormuş, mihri ilan etmiş. Ben de sizi karı-koca ilan ediyorum diyecek ya.. Bir espri yapacak olmuş: İtirazı olan şimdi konuşsun, yoksa ebediyyen sussun! Şahitlerden biri mahcupça soruvermiş: Hocam, şahitlere bir şey sormayacak mısınız? Haydaa, […]

ZAMÂNE FIKRALARI-3
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Fıkra gibi nikah desem aklınıza ne gelir? Bir arkadaşım imam yokluğunda, köy düğününde nikahı kıyacak kişinin yerinde buluvermiş kendini. Geline sormuş, damada sormuş, mihri ilan etmiş. Ben de sizi karı-koca ilan ediyorum diyecek ya.. Bir espri yapacak olmuş: İtirazı olan şimdi konuşsun, yoksa ebediyyen sussun! Şahitlerden biri mahcupça soruvermiş: Hocam, şahitlere bir şey sormayacak mısınız? Haydaa, bizimki şahitlere sormayı unutmasın mı?…Ne diyelim, şaşkın ördek kıçtan dalarmış.

Hadi bizimki ne hocadır ne bi şey… Ya işinin ehli(!) olanların gafları ne ola! Yer Trabzon. Temel ile Dursun’a ne hâcet. Adamcağız hukuk fakültesininin çay ocağında çalışmamış, kapı gibi diploma alıp mezun olmuş. Mahkeme büyük mü büyük…Asrın ikinci dâvâsı. (Malum, birinici dâvâyı bizzat savcısı sonuçlandırmıştı.) Hâkim zanlıyı konuşturmuyor, o da mahcubiyetle yerine oturuyor. Neticede karar anı geliyor: Sanık Mehmet Yılar… Sanığın hanımı dayanamayıp ayağa kalkıyor, “İyi de eşimin ismi Hâzım!…”Salonda soğuk duş etkisi, hâkimin itibarı hâk ile yeksân… Yanındakilere kızıyor, nasıl dosya teslimi yapıyorsunuz, falan da filan da… Yâhu kol omuzdan öyle bir kırık ki koca hâkim, mahkemenin ilk adımının kimlik tespiti olduğunu bile unutmuş. Gülelim mi ağlayalım mı?..

***

Ya “Eşkıyaları salıp taşları bağlamışlar” hicvine rahmet okutup polisi derdest ederek hırsızı salanlar? Adam utanmadan demiş ki “Yahu sizdeki ne cesaret, bakan yavrularıyla uğraşıyorsunuz..” biz buna ağlıyoruz; fakat hukuku sindirebilmiş medeniler halimize … ile gülüyorlar. Suçun failinin kim olduğunun tespiti hukuk sürecinin başlatılması için mi yoksa başlamadan bitirilmesi için mi gerekiyor? Medeniyetimiz zaten bunun mizahi / trajikomik örnekleriyle doludur. Kırmızı ışıkta durunca arabasına arkadan polisin çarptığı adamın kendini savunmak zorunda kaldığını ve bunu yaparken de “Kırmızıda durmanın suç olduğunu bilmiyordum!” dediğini çoğumuz duymuşuzdur:))

***

Bir de “Filancalar yaptı!” sendromu yok mu? Karikatürlere konu oldu kardeşim: Altına yapan çocuk ağlar, kardeşi onu teselli eder. “Korkma, cemaat yaptı dersin, annem kızmaz dersin.” der. Öğretmen çocuğa kızar, ödevini yapmamıştır. Kendini savunmaktan kolay ne var: “Ödev yapacaktım; fakat defterimi cemaat çaldı!” der.

Hatta geçen gün can dostu Sodom ve Gomore havaları çalarken yakalanan yiğit bile aynı sakızı aldı ağzına: Filancaların kumpası!..

“Yuh olsun bunların ham ervahına!”

***

Yirmi sene başkentin altyapısını ıslah ederken bir yandan insanlık onurunu alt üst eden bir adamcağız, “Depremi teknolojik girişimlerle bunlar gerçekleştirdi!” diyebildi. Bu ilmî analizin sosyolojik tahlilini yapma adına aklıma gelen tek ifade, dedemin tarlayı sürerken Koca Öküz’e sesleniş şekliydi. Edebim müsaade etse onu da söylerdim…

***

Geçenlerde AFAD, kendisine sorulan bir soruya afet mi afet bir cevap verdi. Vatandaş soruyor: Deprem sonrası toplanma alanı olarak belirlenen 400 arazi nerede? Allah Vergisi Mekanlara dönüşen bu alanların akıbetini nasıl söylesin garibanlar? Çıkıvermişler işin içinden: “Efendim, bu gizli bir bilgidir. Paylaşamayız!…” Anlayacağınız, bundan sonra deprem hengâmında AVM’lere sığınacağız. Tabi bu ortamdan nemâlanan müteahhitlerin yaptığı binalara güven olursa.

Yahu eskiden “Deprem ne zaman olur, Allah bilir.” dense anlardık. Bilirdik ki gerisi zayıf ya da kuvvetli ihtimaller. Lâkin adamlar bu işte de yeni bir ufuk açtılar. Düşünsenize: “Depremden sonra millet nerede emniyet içinde toplanır?” Cevabı kolay: “Allah bilir!”

***

Fıkra denir de Adil Bekir akla gelmez mi? Adalet bakanlığı, sorulan bir soru üzerine cevap vermiş: “Hapishanelerde anneleriyle beraber kaç bebek olduğunu bilmiyoruz.”. Yav hangi devirde yaşıyoruz, marketin depocusu raftaki ve depodaki tuvalet kağıdı stokunu bile excel aracılığıyla takip ediyor. Açıp bakamamaışlar mı? Sanki Davaro’nun içeriye börek altında çarşaf sokma sahnesidir. Kadın içeri bebeğiyle girmiş; mendil değil, yüzük değil. Hadi benim içeri sucuk ve viski aldıran torpilli akrabamı fark etmediniz, bu ağlayan bebekleri nasıl görmediniz?

***

Son fıkramız da Avrupadan. Malum, oradan gelen kıymetli oluyor. Biz çocukken adamlar Fikirtepe’de kadınlara kazak ördürürdü. Bunlar Fransa’ya gönderilir, etiketlenip uçuk fiyatlarla anavatana dönerdi. Bu da fıkranın Avrupalısı: AİHM(Avrupa’nın insânî ve hayırlı melekleri) Meclis’te darbe araştırma komisyonu kuruldu, yani mağdurlara hak arama kapısı açıldı diyerek başvuru kabulünü durdurmuş. Aman ne komik, hak arama kapısı açıkmış.

Kerem Umar

YORUMLAR

    Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.






    0 YORUM