USD
3,8295
EURO
4,5172
ALTIN
153,2001

ARAKAN MEKTUBU

Zulmün böylesi masallarda vardı zannettik önceleri. Sonra Kur’an kıssaları haber verdi bizlere, insanoğlunun nasıl vahşileşebileceğini. Zalimlerin ve zulümlerinin binlerce sene önceye uzanan bahisleri bir türlü tarih olmadı. Hep tekerrür etti durdu. Kötülüğün her türlüsünde ilk sırayı alan kemtâlihliler hep hayırla(!) anıldı. Şerre yol vurdukları envâi çeşit tarz ihya edilip duruldukça, namları yeniden kıtalar dolaştı. Buraya […]

ARAKAN MEKTUBU
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Zulmün böylesi masallarda vardı zannettik önceleri. Sonra Kur’an kıssaları haber verdi bizlere, insanoğlunun nasıl vahşileşebileceğini.

Zalimlerin ve zulümlerinin binlerce sene önceye uzanan bahisleri bir türlü tarih olmadı. Hep tekerrür etti durdu. Kötülüğün her türlüsünde ilk sırayı alan kemtâlihliler hep hayırla(!) anıldı. Şerre yol vurdukları envâi çeşit tarz ihya edilip duruldukça, namları yeniden kıtalar dolaştı. Buraya bakan yönüyle böyle olurken ötelerdeki mahkemeyi bekledikleri berzah koridorunda, çilelerine çileler eklediler.

Bunca zalim, bunca zulmün bedelini ödemeden ve mazlum da hakkını alamadan göçtüğüne göre “Âdil” isminin muktezası olarak demek ki büyük suçlar, büyük mahkemeye bırakılıyordu.

Allah’ın Âdil-i Mutlak olması, mazlumun ötelerde hakkını alacağını düşünüp teselli olması son ve en mükemmel dinin kaynağından fışkırıp sinesi yananları ferahlatsa da vicdan sahiplerinin anlayamadığı acı bir hakikat vardı: İnsan denen varlık, mukaddes bir yükü taşımaya namzetken insanlıktan bu derece nasıl uzaklaşabiliyordu?

Daha garibi, aradan geçen binlerce ve binlerce senede bu dünya misafiri, medeniyet ve ruh inceliği adına nasıl oluyordu da yerinde sayabiliyordu? Hatta belki de medeniyet çağındaki bedeviyet tavırlarıyla geçmiş zalimlere rahmet okutuyordu.

İbrahim Aleyhisselam’ı ateşe atanlar bu işi ilk defa mı irtikap ediyorlardı bilmiyoruz. Ancak bugün bir insanı ateşe atıp yakmayı âdet edinen zamâne bedevilerinin ellerinin titremediğini ekranlarda izliyoruz. Kadın, erkek, çocuk demeden yakılan Arakanlıların “İnsanı sevmeyi hayat düsturu edindiğini ifade eden bir dinin özünden sapmış” vahşiler tarafından nasıl katledildiğini, onlara alkış tutanların da büyük bir soğukkanlılıkla bu zulümleri telefonlarını çıkarıp video çekimleriyle nasıl ölümsüzleştirdiklerini acı acı izliyoruz. Bir insan dövülürken onu kurtarma adına elimizden bir şey gelmiyorsa zulüm işlenen o mekanı terk etmemizi salık veren mükemmel bir dinin mensupları olarak, o gariplere zulmedenlerin de bu zulümleri utanmadan kaydedip yayınlayanların da nasıl bir ruh haleti içinde olduklarını anlayabilmemiz çok zor.

Burma’dan yayınlanan görüntüler pek çoğu itibarı ile izlenecek gibi değil. Ekran başında bunları izlemeye devam edip etmemek arasında gidip gelen ve elini dizine vuran çaresiz din kardeşleri “Yâhu bu kadar da olur mu!” demeden kendilerini alamazken, insanı-hatta insanlığı- katleden bir güruhun ne derece azgınlaştığını müşahede diyorlar.

Bir insanı ateşe atıp –yakamadı- diye tarihe geçen Nemrut, her köşe başında insan yakan ruh ikizlerini görseydi ne derdi acaba!

İman eden sihirbazları “El ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim!” diyerek tehdit eden Firavun, bugün bu işin Burma’da sık sık irtikap edildiğini, insanların kütükteki odunlar gibi budandığını, vahşet görüntülerinin dünyaya yayıldığını duysa ne derdi acaba!

Ashab-ı Uhdud’u hendeklere dolduran zalimler, bugün birilerinin kendilerinin takip ettiklerini, hatta geride bıraktıklarını bilseler ne derlerdi acaba!

Zübeyr bin Avvam’ı hasırlara sarıp üzerinde ateşler söndürenler sahabe hayatını anlatan ciltlerde kalmadı maalesef. Şair’in “Ebu Cehil ölmedi, kıtalar dolaşıyor!” sözü hakikat çıktı.

Bilal’in göğsüne konan kayalar zalimlerin ambarlarında saklanmış yüzlerce yıl. O taşlar şimdi Burma’da yeniden tedavülde.

Bugün de Habbab gibi şehit abdesti alıp ötelere yürüyenler var. Allah, içlerindeki teslimiyet ve tevekkül menbaını kurutmasın, maruz kaldıkları bunca zulüm karşısında sukut edip hem dünyasını hem de ukbasını kaybetmekten korusun onları.

Zulmün kitabından Şîb-i Ebî Tâlib’i okuyanlar Burmalı Müslümanlara da aynı boykotu uyguladılar bugün. Köylerinin etrafını çitlerle çevirdiler, onları dışarı çıkamaz hale getirdiler.

Cenâb-ı Hak, tez zamanda bir ferec nasip etsin, onlara bir çıkış yolu göstersin.

***

Bize gelince: Faziletli insanların hakkını yemek olmaz, illa ki onların dertleriyle dertlenenler vardır. Ancak umumi manzaraya baktığımızda, Arakanlıların başına gelenleri izlediğimizde, üzülsek de iştahımız kaçmıyor. Cenaze çıkan evde ertesi gün düğün düzenlenircesine bir yanda gözyaşı akarken diğer yanda hayat ırmağı her zamanki seyrinde akmaya devam ediyor.

Bayramda –bayram edemeyenleri düşünmeyip – burma kadayıfını afiyetle yiyen bir gamsız, sınırlar ötesinde insanlar açken burma bilezikler takıp takıştırmayı itimat edinen bir densiz, elin alemin kızına göz dikip pis nazarlarla bıyık burmayı huy edinen bir hissiz için “Burma” tabi ki çok şey ifade etmez. Ancak bu dinin boyasıyla boyandığını iddia edenlerin onlardan daha farklı hareket etmesi gerekmez mi?

Bari en azından ana babamızın, çocuklarımızın adlarını dualarımızda saymayı adet edindiğimiz gibi Burmalı, Arakanlı kardeşlerimizi de unutmasak.

M.Lutfi Doğantepe

YORUMLAR

    Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.






    0 YORUM