USD
3,8912
EURO
4,5872
ALTIN
156,7983

ZAMÂNE FIKRALARI-6

Büyük adam konuştu: Bunlar var ya bunlaar, falanı avuçlarının içine almak için filan kızcağızı görevlendirmişler. Kız demiş ki “Câiz mi, ver bana bir fetvâ!..” Hemen yetiştirivermişler fetvayı, hem de duru bir kaynaktan. Tabi bu mel’anet asrın gavs namzeti, ârif-i billah, fazileti cübbesinde olan basiret ve feraset ehlinden kaçar mı? Gayb-bîn gözü ve keskin nazarıyla vâkıf […]

ZAMÂNE FIKRALARI-6
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Büyük adam konuştu: Bunlar var ya bunlaar, falanı avuçlarının içine almak için filan kızcağızı görevlendirmişler. Kız demiş ki “Câiz mi, ver bana bir fetvâ!..” Hemen yetiştirivermişler fetvayı, hem de duru bir kaynaktan. Tabi bu mel’anet asrın gavs namzeti, ârif-i billah, fazileti cübbesinde olan basiret ve feraset ehlinden kaçar mı? Gayb-bîn gözü ve keskin nazarıyla vâkıf oluvermiş heriflerin çevirdiği dolaba. “Mü’minin ferasetinden korkun…”hakikati her tavrında tebellür eden böyle bir nâdide-i zaman görmeyecek de kim görecekti işin hakikatini.

***

Nasreddin Hoca’nın, yenge hanım tarafından merdivenden yuvarlandığını itiraf etmeye utanıp da “Yâhu komşu, kurcalama işte, cübbenin içinde ben de vardım!” demesi geldi aklıma. Sen gel bu yaşa kadar minare gölgesinde büyü, bir mürşitten el al, millet ağzının içine baksın ve fıska girip bir de elalemi buna ortak et.

Adamcağız bu kafayla giderse cübbenin içinde yuvarlandığı yerin, hocanın üç beş basamağı gibi olmayacağını kestiremiyor herhalde.

***

Gerçi mâlumât-ı diniyesi yerindedir. Söylüyorsa bir yere yaslandırmıştır. Yaslandırmasına yaslandırmıştır; ama mübarek zoru başarmış. Bu cür’eti gösterecek altyapıyı yanık sesle okuduğu Kaside-i Bürde’den mi yoksa neredeyse ezbere bildiği Buhârî-i Şerif’ten mi almış, bilinmez. Zamanın Bel’am ibn-i Ba’ûrası olmadan yola gelse bari.

***

Meşhur menkıbeyi bilirsiniz: Şahin serçeye musallat olmuş. Nasıl kaçacağını bilemezken tekkenin penceresinde gördüğü zâta itimat etmiş. Sakal, sarık, cübbe yerinde. Güvenip o hızla pencereden içeri, dervişin cübbesinin içine dalıvermiş. Derviş ne olup bittiğini anlayamamış, her şey o kadar seri olmuş ki o anlık telaşla sinesine sığınan kuşu cübbenin üstünden tutup sıkıvermiş. Serçedir, nasıl dayansın? Çıkıvermiş canı. Derviş gayri ihtiyari işlediği cinayetten dolayı çok üzülmüş.

O gece rüyasında mahkemeye çıkarılmış. Kuş davacı, hâkim bir gönül sultanı. Derviş kuşu dinledikten sonra kendini savunmuş: “Her şey o kadar hızlı gelişti ki ne olduğunu anlamadan onu öldürüverdim…”

Neticede hakim, dervişin mazeretini kabul etmiş ve kuşa dönüp, “Bak kasten yapmamış, gel bunu affet.” demiş.

Hikayenin aslına değil, faslına bakınca öyle bir hakikat damlası düşer ki idrak ufkumuza: Ben onu affedeyim; ancak şartım var. Ben onun sarığına, cübbesine itimat ettim de sığındım. Bundan sonra onları giyip de insanların itimadını onlarla celp etmemesi şartıyla kendisini affederim.

Allah gözünü açsın da bu hikayeden nasibi olsun. Dervişin haline bakınca zemzemle yıkanmış. O; ahlakı yerinde bir insan, üstelik serçeyi de kasten öldürmemiş. Ya lakabı da fazileti de cübbeden ibaret gibi görünen zavallı, bu ağır iftirayı istemeden mi atıyor acaba? “Kim, kiminle, nerede, ne zaman, nasıl?” oyunu mu oynuyoruz? Oyun mu bu, bildiğiniz iftira… İftira değilse, sözünün arkasında dursa bari.. Teke Tek programında göğsünü gere gere “Ben konuşunca Buhari’den konuşurum!” demeyi biliyordu, bu herzeyi nereden getirdi acaba?

***

Bu kasidenin taç beyti de şu gelen fıkra olsun bari: Adamın biri “kurban” mevzuunu anlatıyormuş: “Çocuğu olmayan Hazreti Davut, Allah’a dua etmiş, ‘Yâ Rabbi, bana bir kız çocuğu ver! Onu sana kurban edeyim!’ demiş. Dua tutmuş, Davut Aleyhisselam, kızının adını Ayşe koymuş, gel zaman git zaman, çocuğun kurban edileceği zaman gelmiş, hazreti Davut tam boğazını kesip kızı kurban edecekken, Azrail, gökten bir keçiyle çıkagelmiş, ‘Kızı bırak, al bu keçiyi kurban et!’ demiş”… Bunun üzerine dinleyenlerden biri dayanamamış: “Yâhu bunun neresini düzelteyim; Hazreti Davut değil Hazreti İbrahim; kız değil erkek; Ayşe değil İsmail; Azrail değil Cebrail; keçi değil, koç…” J

Senin iftiran da böyle oldu işte. A gözünü sevdiğim; o dediğin bunlar değil, ötekiler. Yani ceddi on asırdır bu coğrafyada at koşturanlar değil, üç asırdır atını şaha kaldıranlar. Yatağa sokmak istenen senin(!) başörtülü bacın değil, son azizenin kedicikleri… Bu işe cüret edenler senin hain ilan ettiklerin değil, kafa kafaya verip onları beraberce ötekileştirdiğin topal ve avanesi… Sen söyle, ben senin yediğin herzenin neresini düzelteyim.

Bugünkü “Zamâne Fıkraları” faslına tuz-biber ektin, sayende bugün gülemedik. Ama bil ki bu yaptığınla şeytanı ve avanesini güldürdün.

Kerem UMAR

YORUMLAR

    Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.






    0 YORUM