USD
3,9528
EURO
4,7165
ALTIN
164,0309

BÜYÜK TİYATRO: 15 TEMMUZ

(YURTDIŞINDA ÇALIŞAN) BİR ÖĞRETMENİN GÖZÜNDEN: SÜRECİN GETİRDİKLERİ-3 BÜYÜK TİYATRO: 15 TEMMUZ Şu anda bu yazıyı kaleme aldığım odada bundan bir buçuk yıl kadar önce, yani 15 temmuz akşamı misafirlerimle çay içiyordum. Odadaki tek fark, çekyatların yerinin değişmiş olması. Hayatımızda ise çook şey değişti. Muhabbet ederken arkadaşlardan biri twitter haberlerinde garip şeyler olduğunu, az önce “Darbe […]

BÜYÜK TİYATRO: 15 TEMMUZ
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

(YURTDIŞINDA ÇALIŞAN) BİR ÖĞRETMENİN GÖZÜNDEN:

SÜRECİN GETİRDİKLERİ-3

BÜYÜK TİYATRO: 15 TEMMUZ

Şu anda bu yazıyı kaleme aldığım odada bundan bir buçuk yıl kadar önce, yani 15 temmuz akşamı misafirlerimle çay içiyordum. Odadaki tek fark, çekyatların yerinin değişmiş olması. Hayatımızda ise çook şey değişti.

Muhabbet ederken arkadaşlardan biri twitter haberlerinde garip şeyler olduğunu, az önce “Darbe oluyor diye yazdığını söyledi. Yok canım, olur mu öyle şey demeden twitter kaynamaya başladı. Acaba neler oluyordu? Bir arkadaş, bu adamlar bir oyun oynuyor olmasın, dedi. Diğer arkadaşlarda da bu kanaat hasıl oldu. Zaten görüntüler komikti. Az sayıdaki asker köprüyü tek taraflı olarak trafiğe kapatmış, bir subay ya da astsubay, durdurduğu arabadaki aileye büyüyk bir nezaketle darbe olduğunu anlatıyordu. “Şimdi biz nasıl karşıya geçeriz, Fatih Köprüsü açık mı? “ diye soran adama, “Bilemiyorum.” diyordu.

İLK AÇIKLAMA

İnanılmayacak kadar kısa bir süre sonra ilk ağızdan açıklama gelince bunun nasıl bir dümen olduğu daha da net olarak görülmeye başlandı. Altmış, yetmiş bir ve seksen darbelerini hala çözemeyen devletliler, daha son darbe(!) bitmeden failleri bulmuştu bile: Filancalar…

Ardından üzücü ve şaşırtıcı videolar sökün etti. Köprüde şarjörü olmayan akademi talebelerinin vurduğu(!) sivil halkın görüntüleri, köprüye bakan yamaçlardaki meçhul noktalardan kalabalığa gül(!) atan karanlık adamlar, gece karanlığında riyaset forsunu taşıyan uçağın çıplak gözle görülmesi için tarif yapılan pilot konuşmaları, organize(ne zaman organize edildiyse) salâ muhabbetleri derken işin rengi daha da belli olmaya başladı.

Böyle bir oyunun neleri beraberinde getireceği tahmin edilebilirdi. Tahmin edemediğimiz ise, yapacaklarının tahminlerimizin çok üzerinde olacak olmasıydı.

Kalabalık bir grubun Korucuk köyüne yürüdüğünü duyduk haberlerden. Olay duyulur duyulmaz Sudandaki okulu basıp camlarını indiren, binaya zarar veren 30 kahraman, Çin sarayını basan Kürşat ve arkadaşlarının kahramanlığını(!) hatırlattı bize. Başlarındaki adam okulumuzun velisiydi. Ben orada çalışırken aramız iyiydi. Gider gelirdik. Kızı da hanımın talebesiydi. Sobetlere

gidip gelmekle kalmaz, çoğu zaman grubu kendi evinde ağırlardı. Ne olmuştu, ne çabuk anlamışlardı bu işi kimin yaptığını.

Neticede belirsizliğe gebe bir sabaha uyandık. Komşumun oğlu her sabah benimle şehir merkezine gidiyor, dil kursuna devam ediyordu. Kurs ücretini ben ödüyordum. O sabah çocuk gelmedi. Ben önce bir şey sezmedim. Ertesi gün de gelmeyince babasına mesaj attım, yarın kur bitirme sınavı var, dedim. Cevap mânidardı: “Hocam kusura bakmayın, sizinle bir alakası yok. Bizim oğlan artık kurs gelmeyecek!” Ne diyelim, anlaşılan attıkları çamur üzerimizde kalmıştı.

Televizyonlarda ardı sıra yayınlanan hakaret ve iftira içerikli videoları gördükçe üzüldük ve bunları görmezlikten gelmeye, izlememeye karar verdik. Neticede elin oğlu çorbayı kaldırmış, ihaleyi de bize yıkmıştı. Bu çamur savunmakla temizlenecek gibi değildi. Allah’a tevekkül ve duadan başka yol yok diyordu aklı erenler.

Daha on gün önce elçilikte işlemlerimizi ivedilikle çözen velimiz artık bizimle konuşmuyor / konuşamıyordu. Bir zamanlar okuldan çıkmayan elçi profiline çoktan veda etmiştik; ama ilişkilerin bıçakla kesilmişçesine bitmesi / bitirilmesi bizi üzmüştü. Üstelik ilişkileri bitirmekle kalmamışlar, basın toplantıları düzenleyerek gerek Türkiye’deki ve gerek yurt dışındaki arkadaşlarımız hakkında menfi bir hava estirmeye başlamışlardı. Tek tesellimiz, meseleye ciddiyetle eğilenleri onlara itibar etmemeleriydi.

Geçenlerde düzenlenen uluslararası kitap fuarında camiaya yakın insanların açtığı standı elçilik çalışanı uzaktan uzağa fotoğraflarken Ezher alimlerinden biri ise kitapları inceliyor, “Bu zatın kitaplarının ismini bile dikkatle inceleseniz, böyle bir iftirayla alakası olmadığını anlarsınız.” Diyordu.

Bazı eski öğrencilerimin sosyal medya paylaşımları d bizi gerçekten yaraladı. Derslerde her şeyi sorgulayan o zeki çocuklar gitmiş, onların yerine televizyonlarda iftira kusanların sözlerini sorgulamayan, zombileşmiş varlıklar gelmişti sanki…Bir tanesi Türkiye’de bir dükkanın camına yazılan koca bir yalanı paylaşmış face sayfasında. Neymiş: “Darbe yapmak, maklube yapmaya benzemezmiş.” Doğru, tabi ki benzemez. Biri yemek, biri halt yemek. Ama kendisini görünce sormak isterdim: “ Hadi yıllarca beraber maklube yedik, onu bizim yaptığımıza eminsin. Peki diğerinden nasıl emin oldun da vefa hissinden sıyrılıp o paylaşımı yaptın. Bari birkaç yıl bekleyeydin, ispatlanırsa(J) o zaman paylaşırdın.”

Bu arada elçilik sayfasında çok çirkin resimler yayınlandı. Terör örgütlerinin elebaşlarıyla senelerce teröre lanet eden insanları yan yana teşhir ettiler. Hariciye ağırbaşlılığını bırakıp parti ilçe teşkilatı gibi çalıştılar.

M. Lütfi Şengül

YORUMLAR

    Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.






    0 YORUM