USD
3,8333
EURO
4,5230
ALTIN
155,2424

SÜRECİN GETİRDİKLERİ-2: Fitne Kumkuması

SÜRECİN GETİRDİKLERİ-2 (YURTDIŞINDA ÇALIŞAN) BİR ÖĞRETMENİN GÖZÜNDEN: Fitne Kumkuması Endişeler yer yer ifade edilse de sıkıntıların nasıl sağanak sağanak geleceği kestirilemezdi. Ardından okulumuza ardı sıra teftişler yapıldı. İşin garibi bu teftişleri yapanlar, zaman zaman kurumlarımızı ziyaret eden ve müspet kanaatler izhar eden zevatın idare ettikleri insanlardı. Gün gelip bu hayreti mucip konuyu sorduğumuzda “Bize bozulmayın, […]

SÜRECİN GETİRDİKLERİ-2: Fitne Kumkuması
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

SÜRECİN GETİRDİKLERİ-2

(YURTDIŞINDA ÇALIŞAN) BİR ÖĞRETMENİN GÖZÜNDEN:

Fitne Kumkuması

Endişeler yer yer ifade edilse de sıkıntıların nasıl sağanak sağanak geleceği kestirilemezdi.

Ardından okulumuza ardı sıra teftişler yapıldı. İşin garibi bu teftişleri yapanlar, zaman zaman kurumlarımızı ziyaret eden ve müspet kanaatler izhar eden zevatın idare ettikleri insanlardı. Gün gelip bu hayreti mucip konuyu sorduğumuzda “Bize bozulmayın, ihbar olunca gereğini yapmak bizim görevimiz. Biz zaten sizi düzenli olarak denetliyoruz. Bir sorun görmüyoruz. İşinize devam edin. Ama şunu bilin ki sizi şikayet eden, kendi elçiliğiniz…” İşte bu son cümle çok kafa karıştırıcıydı. Bir terslik varsa bu, resmi yoldan ilgili mercilere ifade edilirdi. Devlet terbiyesi, hele Hâriciye tecrübesi bunu gerektirirken ne diye böyle şeylere ayak tevessül ediliyordu ki. “ Güneş çarığı, çarık ayağı…” derken işin ucu ayak oyunlarına varıyordu herhalde.

Bazı elçilik çalışanları, aldıkları maaşın hakkını vermek için(!) kendi bayraklarını dalgalandıran okul hakkında yetkili mercileri asılsız ihbarlarla işkillendirmeye deva ettiler maalesef. Hatta koskoca maslahatgüzarı işi gücü bırakıp ta uzaktaki başka bir şehrin valisiyle oradaki okulun durumunu görüşmeye gitmişti. Makam aşkı nelere kâdir. Maslahatgüzarlığından işgüzarlığa terfi etmişti anlaşılan. Acaba bunca yıl bir elçilik çalışanı, ülkemizi tanıtma adına o şehre hiç gitmiş miydi?

Medyanın Gücü / Gücün Medyası

Ülke içindeki ihbarların yanında bir de Türkiye’deki gazetelerle geldiler üzerimize. Birkaç defa asılsız haber yaptılar. Sabah şeysindeki habere göre o günlerde Türkiye’de geçirdiği ciddi bir ameliyat nedeniyle hastanede olan genel müdürümüze, güya yaşadığımız ülkedeki siyasilere desteği nedeniyle kurumlar adına bizzat devlet başkanının elinden plaket verilmişti.

Ardından yine bir gazetede okulun eski gözü açık velilerinden birinin daha önce benim de olduğum bir ortamda okul hakkında sarf ettiği abuk sabuk cümleler, “Okul velilerinden birinden alınan bilgiye göre…” girişiyle servis edildi.

İftirak, iftirak…

Bu arada süreçle ilgili değerlendirme ve tarafgirlikler çocuklara da sıçradı. Farklı mülahazalara sahip insanların evlerinde konuşulanlar, “Çocuktan al haberi” sözünü doğrularcasına sınıflara yansıdı. Evlerine dönen çocuklar annelerine “Bugün falancayla tartıştık.” der oldular. Kimi veliler birbirlerini arayıp uyarılarda bulundular, “ çocukların zihinlerinin bu tür mevzularla bulandırmayalım.” dediler. Kim dinledi ki… Bir defa adımız çıkmıştı. O kadar emek verdiğimiz kimi öğrencilerimiz yüzümüze gülüyor, saygıda kusur etmez görünüyor; ancak farklı mahfillerde tıpkı babaları gibi hakkımızda atıp tutuyorlardı. Hele kimi velilerin bizim yanımızda farklı, başkalarının yanında farklı konuştukları ve ikili oynadıkları ifşa olunca moralimiz çok bozuldu.

Kimi eski öğrencilerimiz, sosyal medyada olur olmaz şeyler paylaşıyorlardı. Aldırma demekle olmuyordu, insan aldırmadan edemiyordu.

İşin bir başka yanı da yaşananların yerli velilerimize izah edilmesiydi. Bize şartlı bakan Türklerden dinledikleri veya sosyal medyada izledikleri kadarıyla süreci çözümlemeye çalışıyorlar, bizlere meselenin aslını soruyorlardı.

Davetsiz Misafirler

Bir süre sonra gidişatın hayra alamet olmadığını anlayıp anavatanı terk etmek zorunda kalan muhacirler teşrif etti beldemize. Apar topar yurttan ayrılmanın stresi, geride kalan mallar ve yakınlar, bir anda yabancı dille eğitim yapılan bir beldede okuma durumunda kalan çocuklar ve saire derken nice acıklı hikayeler dinledik.

Ayak Sesleri

Türkiye’ye kesin dönüş yapacak olan bir velimiz arada kalanlardan olmakla birlikte gönlü diğer tarafa daha fazla meylettiği için zorlanıyordu. Ama bir yandan, onlara da iyi bir nazarla baktığı söylenemezdi. O sıralarda kayınvalidesi ziyarete gelmişti. Tabi teyze yurttan geldiği için gündemin tozu toprağı üzerine sinmiş. Gelmişken yaşına hürmeten Yusuf Bey’in evine çaya davet etmişler. Evin hanımı çay getirmek üzere mutfağa geçtiğinde, orada bulunanlardan Hayri Bey’in eşinin kimliğini kestirememiş olacak ki büyük bilgelikle ve kısık bir sesle, “Bunlar da teröristmiş.” demesin mi? İşte bu velimiz biraz da babası sayesinde bu zulümlere sebebiyet verenler hakkında bilgi sahibiydi. Onun kızdığı nokta iftira falan değildi, o da biliyordu yolsuzluğun doğru olduğunu. Onun derdi ne diye ihtilafa düşüldüğüydü. Giderken akıllarda kalan son sözü, “Siz bu adamın neler yapabileceğini bilmiyorsunuz!” oldu. Oldu ve zaman , onu haklı çıkardı. Olurdu da bu kadar olmazdı ki!…

15 Temmuz 2016’ya kadar böylece devam etti sıkıntılar…

M. Lütfi Şengül

YORUMLAR

    Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.






    0 YORUM