USD
3,8228
EURO
4,6674
ALTIN
164,1618

Güven duygusu

Güven, insanı tamamlayan, yaşamın manası ve özü; var olduğunda huzur saçan, yokluğunda buhranlara sebebiyet veren fıtri bir duygudur.

Güven duygusu
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Güven, insanı tamamlayan, yaşamın manası ve özü; var olduğunda huzur saçan, yokluğunda buhranlara sebebiyet veren fıtri bir duygudur.

Tüm alemleri yaratan Yüce Rabbimiz, yeryüzünü inşa ederken, insanı var ederken; yeryüzünün maddi-manevi imarını, tüm yaratılanların huzur, emniyet ve güven içinde yaşamını murad etmiştir. EMANETİ, göklere, yere ve dağlara teklif etmiş onlar almaktan çekinmiş, ancak insanoğlu bu şerefli emaneti kabul etmiştir.  İnsanı yaratan, hayatı belli dinamikler üzerinde var etmiştir. Bu dinamiklerden biri de şüphesiz güven-emniyet duygusudur. Bu o kadar insani bir duygudur ki, insan yaşamı boyunca kuracağı her ilişkide karşılıklı bu duyguyu yaşamak ister. Güven eksikliği hayatın tüm lezzetini kaçırır; huzur ve emniyetinin kaybolmasına sebep olur.

“Kendine Güven” denen, bireydeki güven duygusuna İslamdaki cüz-i irade açısından bakmak daha sağlıklı olacaktır. İslamda, iradenin hakkını verme anlamında, şart-ı adi planında, Cenab-ı Hakkın kuluna verdiği cüz-i iradeyi kullanma noktasında, kendine güvenme söz konusudur.

Kendine güvenmeyen başkasına da güvenemez. Duygu-düşünce selametine ulaşamayan kimseler kimseye güvenemez. Aşırı hissi ya da paronaya eğilimli kişiler sürekli bir güvensizlik ortamında yaşarlar. Huzursuzluk ve mutsuzluk solurlar sürekli… Güvenilir olmayan insan herkesi kendi gibi bilir, şüpheci ve huzursuz bir ruh haletine sahiptir.

Müslüman güvenilir insandır. Emniyet ve güven insanı olmak her mü’minin asli vazifesidir.  İslam, selam, esenlik, barış, güven dinidir. Bu dinin müntesiplerinin de buna uygun davranması beklenir.

Efendimiz (SAV): “Müslüman insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir” buyurmuştur.

Yine bir gün sahabisine “Size en hayırlınız ve en şerlinizin kim olduğunu haber vermiyeyim mi?” diye sordu ve bunu üç kere tekrar etti. Sahabi: “Evet, haber veriniz!” dedi. “En hayırlınız, kendisinden hayır umulan ve şerri dokunmayacağı hususunda emin olunandır; en şerliniz de kendisinden hayır ümit edilmeyen ve şerrinden de emin olunmayan kimsedir.”

Mü’min kelimesinin iki çeşit anlamı vardır. Birincisi: İnanan, itaat eden, tasdik eden, itimat eden. İkincisi: Emniyet ve güven va’deden… Mü’min selamette olan ve selamet va’deden insandır.

Mü’min önce Allah’a iman eder, O’na güvenir, O’na dayanır, O’na sığınır. Yüce Allah’ın isimlerinden biri de “Mü’min” dir. Cenab-ı Hakk, yanılmayan ve yanıltmayan hakiki güvenin kaynağıdır. Bize güven duygusunu veren de O’dur. Kur’ani beyanla ifade edildiği gibi  “Bizim hayır gördüklerimizde şer, şer gördüklerimizde hayır olabilir.” Dünya hayatında eşya ve hadislerin dili hikmet dilidir. İlmi, ezeli ve ebedi; her şey katında malum; Alim olan Rabbimizdir. Bu yüzden hakiki gerçeği ancak O bilir. O’na güvenen ve dayanan kurtuluşa erer. Cenab-ı Hakkı bulan neyi kaybeder, O’nu kaybeden neyi bulur…

Dilimizde dua ve zikre dönüşen şu Ayet-i Kerimelerin müslümanlara verdiği güven ve itminan duygusu başka hiçbirşeyde bulunmaz:

“Lahavle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim” (Güç ve kuvvet, sadece Yüce ve Büyük olan Allah’ın
yardımıyla elde edilir.) (6/123)

“Hasbunallahu veni’mel vekil” (Allah bize yeter o ne güzel vekildir.)  (3/173)

Cenab-ı Hakka güven konusunda en büyük örneğimiz Efendimiz (SAV)’dir.

Nübüvvetin ilk yıllarında Mekke ileri gelenleri Efendimiz (SAV)’in amcası Ebu Talib’e gelip, yeğeninin peygamberlik iddiasından vazgeçmesi için çeşitli tekliflerde bulunmuşlardı. Bu istekleri kendisine ileten amcasına cevabı: “Güneşi sağ elime ayı sol elime verseler yine de davamdan dönmem.” Bu kararlı duruş, Allah’a olan güvendendi şüphesiz…

Hadis-i Şerifler de anlatılan bir hadise vardır: “Peygamberimiz (sav) ve sahabi, Necid Savaşından dönüyordu, yorulmuşlardı. Dinlenmek üzere konakladılar. Allah Rasulü (SAV) tek başına bir ağacın gölgesinde istirahata çekilmişler, kılıcını da ağacın dalına asmışlardı. Oradan geçmekte olan bir Bedevi bu durumu fırsat bilip, daldaki kılıcı kapıp Efendimizin başına dikilerek kılıcı kaldırdı ve bağırdı. “Seni elimden şimdi kim kurtaracak!” Peygamber (SAV)’imiz hiç telaşlanmadan: “Allaaah!” diye cevap verdi. Bu korkusuz ve güven dolu tavır ve söz karşısında sarsılan Bedevinin elindeki kılıç yere düştü.”

Tabii bizim burada belirtmek istediğimiz bir mevzu var ki hatırdan çıkarmamak gerekir. “Peygamberimiz (SAV), devesini salıverip Allah’a havale ettiğini söyleyen kimseye: “Deveni bağla, sonra Allah’a güven” buyurarak tedbire riayeti emretmiştir. Zira sebebeler dünyasında yaşıyoruz, sebeblere riayet sünnetullahın gereğidir.

Emanet zayi olduğunda ne bireyde ne toplumda emniyet ve huzur kalmaz.

Efendimiz (SAV) diyor ki: “Emanet, zayi edildiğinde kıyameti bekle. Denildi ki: “Emanetin zayi edilmesi nasıl olur?” Buyurdu ki “Vazife ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin.”

Bir başka Hadis-i Şeriflerinde “Şu üç şeyi gördüğün zaman kıyametin kopması yakındır: Mamur yerler yıkılıp, harap yerler imar ediliyor. Maruf münker, münker maruf addediliyor. Deve yaprağa nasıl davranırsa, adam da emanete öyle davranıyor” buyurmaktadır.

Beyan Sultanı (SAV) “Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde yerine
getirmez ve emanete ihanet eder” diyerek bizleri şiddetli bir şekilde uyarmaktadır.

Emniyet ve güven insanı olma hususunda bizzat yaşadığı hayatla bize ve insanlığa örnek olan Fahri Kainat Efendimiz (SAV) “Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli (ayette sırat-ı müstakim ashabı olarak zikredilen) peygamberler, sıddikler, şehidler ve salihlerle beraberdir” diyerek yol göstermektedir.

Cenab-ı Hak mesajlarını en emin, güvenilir insanlarla Peygamberlerle duyurmuştur. K.K.’de bu elçilerin güvenilirliliğine vurgu yapılır. Doğru olmak, güvenilir olmak. Sıdk (Doğruluk)-Emanet-Tebliğ-İsmet sıfatlarıyla donatılmışlardır. Doğruluk, dürüstlük peygamberlik mesleğinin en temel özelliğidir.

Ve yeryüzünün şüphesiz en emin en güvenilir insanı, insanlık aleminin sultanı Hz. Muhammed (SAV)’dir. Risaletinden önce de sonra da herkes tarafından “el-Emin” “Muhammedu’l-Emin” diye anılan, herkesin saygı duyduğu, güvendiği bir insandı.

Allah nezdinde itibarlı, güçlü olmanın sırrı güvenilir olmaktır. Vahiy meleği Cebrail’in de bu özelliğine işaret edilir. Vahyin Cebrail’e emanet edildiği, Onun güvenilir olduğu ayette belirtilmiştir.

“Kur’ân, de­ğer­li bir El­çi­nin, Ceb­ra­il’in ge­ti­rip oku­du­ğu söz­dür! O El­çi ki çok kuv­vet­li­dir. Yü­ce Arş sa­hi­bi Al­lah’ın nez­din­de pek iti­bar­lı­dır. Gök­ler­de ona ita­at edi­lir, va­hiy­ler ona ema­net edi­lir.” (81/19-21)

Toplumda güven emniyet ve asayişin sağlanabilmesi için öncelikle bireylerin bu şuura ruh ve vicdan olgunluğuna yükselmesi gerekmektedir. Nasıl ki yalan bütün kötülüklerin anasıdır, doğruluk da tüm güzelliklerin kaynağıdır. Güvenilirlilik, en büyük insani kredidir. Bulunduğu konumun, kimliğin, rolün hakkını verenler sosyal hayatta daha mutlu ve huzurludurlar.

Güvenilir olmak kadar güvenebilmek de çok güzel bir duygudur. İnsan tanımadığının düşmanıdır. Tanımak, tanışmak, saygı duymak, ötekileştirmeden empati yaparak anlamaya çalışmak, insanın kendisi dışındaki insanlarla birlikte yaşarken daha huzurlu ve güvenli yaşamasına yardımcı olur.

Müslüman için, şüpheyle kanaat oluşturmamak, ancak emin bilgiye kanaat bina etmek ama yine de yanılma payını her zaman hesaba katmak,  ferasetli bir hüsn-ü zan ahlakıyla yaşamak esastır.

Bu konuda Efendimiz (SAV): “Sana şüphe veren şeyi terket, emin olduğun şeye ulaşıncaya kadar git. Zira sıdk (doğruluk) kalbin itminanıdır, yalan şüphedir” buyurmuştur.

Güvenme mevzusunu, başka bir fasla havale ederek bir Ayet-i Kerime ile bitirelim. “Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (49/6)

YORUMLAR






    0 YORUM