USD
4,4937
EURO
5,2915
ALTIN
186,8043

Kadın-erkek ilişkilerinin modern hayatla imtihanı

Günümüzde modern yaşam, pek çok yönüyle insanın hayatını kolaylaştırırken, pek çok yönüyle de zorlaştırmaktadır. Teknolojik açıdan gelişen dünyanın aynı oranda insani ve ahlaki açıdan medenileşip medenileşmediği ciddi tartışma konusudur.

Kadın-erkek ilişkilerinin modern hayatla imtihanı
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Günümüzde modern yaşam, pek çok yönüyle insanın hayatını kolaylaştırırken, pek çok yönüyle de zorlaştırmaktadır. Teknolojik açıdan gelişen dünyanın aynı oranda insani ve ahlaki açıdan medenileşip medenileşmediği ciddi tartışma konusudur.

Kadın-erkek ilişkileri de bu tartışmadan nasibini almaktadır. İslamın kadın-erkek ilişkisi belli ilke ve prensiplere bağlanmış, naslarla da teyid edilmiştir.

Modern hayatın kadın-erkek ilişkisine yaklaşımı ile  İslamın yaklaşımı tamamen  farklıdır. Bu farklılık temel felsefelerinde başlar aslında…

Modern hayat “bu, senin tek hayatın, gönlünce dilediğince yaşa, bir daha dünyaya gelecek değilsin. Bu, senin tek fırsatın, kaçırma…” telkini verirken,

İslam ise, “dünya hayatı fani, baki olan ahirettir. Senin gerçek hayatın ahiretin… Dünya ise o ahiretin tarlasıdır. Asıl yurduna hazırlık mekanıdır. Dünyadan nasibini almayı ihmal etme ancak, ahiretini de berbat etme” telkininde bulunur.

Modern hayatta amaç olan dünya, İslamda araçtır.

Modern hayatta hayatın gayesi, yaşamın tek anlamı, genellikle kadın-erkek ilişkisine indirgeniyor. İnsan fıtratındaki sonsuz aşk duygusu tamamen beşeri duygulara hasrediliyor. Bu yüzden bir kimseyle aşk duygusu zayıflayınca bir başkası, sonra bir başkası, sonra başkası… gayet normal karşılanıyor…

Bu felsefeden yola çıkınca doğal olarak, İffet-ahlak vb. manevi değerlerin kaybolması da kaçınılmaz oluyor.

Sadece yüreğinin götürdüğü yere giden “evli-bekar farketmeyen” gençler, yetişkinler, yaşlılar ortaya çıkıyor. Sınırlar kurallar kalkıyor, kişisel özgürlük kisvesine bürünmüş türlü türlü ilişki tarzları yaygınlaşıyor, doğallaşıyor.

Sevgi, şefkat, vefa, sadakat, haya, iffet, edep, ahlak, mahremiyet bozuk para gibi harcanıyor. Aile hayatı masalların konusu olarak kalmaya mahkum ediliyor.

Müslümanlar da, sevap günah kavramlarını lugatlarından çıkardığından beridir bu fırtınanın içinde savrulup duruyor. Ne tam anlamıyla modernist bir hayata teslim olabiliyor, ne de kendi kimliklerini oluşturabiliyorlar. Evrensel ahlak ve evrensel doğruların bile sorgulandığı, hafife alındığı bir dünyada kafası oldukça karışık olan yeni nesiller, İslamın ahlak ilkelerine karşı önyargılı bir bünye kazanıyorlar.

Günümüzde yapılan evlilikler de, tabii olarak bu durumdan payını alıyor.

“Bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür.” Sosyal hayatta o zayıf halka domino etkisine de yol açar.  Ve ailede başlayan yıkım toplumu altüst eder.

Modern hayatın nimetleri yıkıcı etkilere sebep olabiliyor. Zamanımızda şer ve batıl hususiyle internet ortamında  olağanüstü bir hızda yayılıyor.  Büyüklerin dahi kendilerini koruyamadıkları sosyal medya gençleri ve çocukları esir alıyor, sapkın yollara sevk edebiliyor. İnsanlık teknolojiyi icad ediyor ama  kullanma kılavuzunu imha ediyor. Yanlış kullanım nimeti zillete dönüstürüyor çoğu zaman…

TV, filmler, romanlar,  şarkılar masalsı kadın-erkek ilişkilerini işliyor. Gerçek hayattan çok farklı… Sürekli beklentileri yükseltiyor…  Medya-Film-Müzik-Reklam vb. Kapital Sektörlerin pompaladığı ilişki biçimleri de çoğunlukla, maalesef aldatıcı oluyor. Ve sonuçta, seyirlik değil,  ömürlük evlilikler, duygu ve düşünce dünyasına uğramıyor bile…

Mahremiyet ihlali tavan yapmış durumda…  Batılı tasvir ve teşhirle duygu-düşünce bulanıklığı had safhada… Her şey, her yaş gurubuna gayet açık seçik ortada meydanda ifşa ediliyor. İlişkilerin gizemi,  özel oluşu ortadan kalkıyor.  İlginçtir, mekanik ruhsuz aynileşmiş kopya ilişki tarzları revaç görüyor…

Günahı doğallaştırma etkisi çok güçlü. Sevap-Günah, kavramları basite alındıkça günaha olan iştah da artıyor… Oysa biz biliyoruz ki her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır. Küçük günahı küçük görmek, büyük günahtır. Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştu: “Kul bir günah işlediği vakit kalbinde siyah bir nokta belirir. Şayet o günahtan vazgeçer, af diler, tevbe edip Allah’a dönerse kalbi yine parlar. Eğer bunları yapmaz günah ve hataya devam ederse siyah nokta artar ve bütün kalbini kaplar. Yüce Allah’ın: “Yapmaya alıştıkları kötü işler, gitgide kalblerini paslandırdı.” (Mutaffifîn Sûresi, 83/14) ayetinde zikrettiği pas işte budur.”

Teknolojik imkanları, modernizmi, tek başına günah keçisi ilan etmek de doğru değil. En önemlisi, “İnsan Faktörü”.. . Sonuçta cüz-i iradesiyle hayrı da şerri de üreten insan; hayrı da şerri de seçen yine insan…

Tin Suresinde apaçık beyan edildiği gibi… Allah (cc) insanı yarattı, Ahsen-i Takvime mazhar olarak… Sonra ona irade verdi. O, kendisini (iradesini kötüye kullanarak) esfel-i safiline düşürdü…

Halbuki Erhamürrahimin olan Rabbimiz, yarattığı kulunun maddi-manevi bütün ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir yol çizmiştir. “Helal Yolu”… Helal dairesi keyfe kafidir. Harama girmeye lüzum yoktur.

Efendimiz (sav) in yolumuzu aydınlatan tavsiyelerinden biri de şudur: “Helaller bellidir, haramlar bellidir. Bir de bunlar arasında şüpheli olanlar vardır. Siz şüpheli olandan kaçının.” Şüpheliden kaçınan harama düşmekten de korunur.

Kısaca söylemek gerekirse: İslâm’ın asıl hedefi; kadın veya erkeği, toplumdan koparmak değildir. Asli hedefi bireyi, kulu, nesli, toplumu, insanlığı geliştirmek kemale erdirmektir. Özellikle kutsal aile müessesini muhafaza etmek, fıtratı korumaktır. Getirmiş olduğu pek çok ilke ile koruyucu hekimlik denebilecek bir anlayışla çıkabilecek sorunları önceden teşhis etmiş ve engellemeye çalışmıştır.

YORUMLAR






    0 YORUM