USD
4,6794
EURO
5,4552
ALTIN
191,0817

“Bir gece… Bir gece Rabbim!”

Hizmettaşlarının Medrese-i Yusufiye’de olması hüznüne hüzün katıyor olsa da yüreğinin bir tarafında, Rabbisine ben de onların yanında olsam diye dua da etmiyor değildi. Bir gece…Bir gece Rabbim dileğiyle… Hatta elleri, secdelerine, secdeleri, seccadesine şahitlik edercesine duaya duruyordu.

“Bir gece… Bir gece Rabbim!”
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Bir an göz göze geldi geçmişiyle. İçinde bulunduğu camianın -zırvasından zirvesine dillendirdikleri gibi- ne birinin ne de birilerinin güdümünde kalmadığını çok iyi biliyordu. Aklındaki sorular cevaplardan fazlaydı. Hizmet camiasının gerek ülkesinde gerekse de dünyadaki misyonunu tekrar tekrar hatırlattı kendine. Bu kadar reva görülen zulmün elbette ki bir açıklaması vardı kendince. Bir an acaba dünyevî ve uhrevî işlerimde ahestelik mi yaptım diye düşünüverdi. Karşı karşıya kalınan her türlü sıkıntıyı kendinden biliyor olması da rahatlık vermiyordu.

Hizmettaşlarının Medrese-i Yusufiye’de olması hüznüne hüzün katıyor olsa da yüreğinin bir tarafında, Rabbisine ben de onların yanında olsam diye dua da etmiyor değildi. Bir gece…Bir gece Rabbim dileğiyle… Hatta elleri, secdelerine, secdeleri, seccadesine şahitlik edercesine duaya duruyordu. Ta ki asrın sesini, Hocaefendi’yi, dinlediği ‘o sohbet’ gününe kadar… Hocaefendi:” İster zindandaki, ister gaybûbet eden, zâlimin işini kolaylaştırmama adına, yaptıkları şeyleri yapmalılar. Zâlimin işini kolaylaştırmak, Allah nezdinde bir vebaldir, bir günahtır. Ne Efendimiz ne de diğer peygamberler ve selef-i sâlihîn, zalimlerin işini kolaylaştırmışlardır.” bu sözler nicedir ettiği duanın şeklini değiştirmiş, isteğinin farklı yönünü de görmesine vesile olmuştu.

Artık Rabbisine: “Rabbim! Neresi hayırlısıysa oraya nasip et.” diye duada bulunuyordu. Günler geçse de geceler kalıyordu yüreğinde. Ve bir gece ansızın gelebiliriz, diyenler ona da geldiler. Uzun uzun çalan zil ve ne olduğundan habersiz irkilen ev halkı… Anne-babası, eşi-çocukları tarafından hıçkırıklarla yolcu ediliyorken derdest edilen elleri ise sanki davasına tutuklu olmanın işareti gibi sıkı sıkıya kelepçeli. Bir gece… Bir gece Rabbim! duası kabul olmuşçasına nice yiğitler gibi alnı açık, başı dik teslim olmuştu temsil etmeye çalıştığı davasına…

Zindan; dört duvar arası bir perde,
Gündüzler sönmüş, geceler yerde,
Kırılmış kalemler, düşülmüş derde,
Ey vicdan! Sen nerdesin ben nerde?

 

Serkan Karakoç

YORUMLAR






    0 YORUM