USD
4,6794
EURO
5,4552
ALTIN
191,0817

Emniyet yahut arzî belalar…

Ülkem üzerinde dönen kara bulutları görmezden gelecek kadar at gözlüğü kuşanmış aydınlar dönemi. Kırmızının sarı, sarının yeşil, yeşilin beyaz hatta bembeyaz gösterildiği ve buna muhalif ses çıkarmanın yürek icap ettiği karakuşi adalet demleri.

Emniyet yahut arzî belalar…
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Emniyet

Olağandışı günler yaşıyoruz. İslam coğrafyasında olduğu gibi ülkemde de huzurun yerini güvensizliğin aldığı, tedirginliğin had safhada müşahade edildiği, ümidin yoldaş aradığı esrarengiz bir dönem. Her gün sudan yahut havadan bir bahane ile tutuklanan muhaliflere şahit olduğumuz, partizanlık kisvesiyle toplumun kamplaştırıldığı müstesna bir zaman dilimi. Ülkem üzerinde dönen kara bulutları görmezden gelecek kadar at gözlüğü kuşanmış aydınlar dönemi. Kırmızının sarı, sarının yeşil, yeşilin beyaz hatta bembeyaz gösterildiği ve buna muhalif ses çıkarmanın yürek icap ettiği karakuşi adalet demleri. İnsanlığın, kurtuluşu ülkeden kaçmakta gördüğü, kaçarken kayıpların yaşandığı hicret demleri. Hakikati görüp göstermekle mükellef akilûnun topyekün tehcire yahut hapse mahkum edildiği infial devirleri. Neden mi, infial? Az buçuk vicdanını yitirmemişler kendi dargınlık, kırgınlık, bir o kadar korku duvarlarının ardına saklandılar da, ondan… Bir gün çıkarlar mı? Başlarını çıkarırlar mı? Sesleri tekrar gür çıkmaya başlar mı ehl-i vicdanın?

Daha önce de yaşanmıştı benzeri bir dönem. 60’lar, 80’ler, 90’lar… Halkının büyük çoğunluğunun henüz demokratik kazanımları telaffuz etmeye akıl erdiremediği, özgürce düşünebilmenin  ne anlama geldiğini bilemediği dönemlerdi. Asker polis korkusu ve baskısı her ortamda hissediliyordu. Sabah evden çıkanın ne vasıfla evine döneceğinin bilinemediği devirlerdi.

Tam büyük çoğunluğu itibariyle insanların feraha erdiklerini düşündükleri, ileri demokratik normların hakim olmaya başladığı düşünülen zamanlar diliminde o menfur dönemler bir daha yaşanmaya başladı. Aydınlarımızın büyük çoğunluğu itibariyle kafasını kuma gömdüğü dönemler… Bu geri dönüşler kabul edilemezdi ve halkta infiale meydan verecek olumsuzlukları bünyesinde barındırmaktaydı. Bu, şer şebekeleri tarafından ülkeyi sürüklemek istedikleri çukura itmenin olgun zamanını işaret ediyordu. Nitekim halk, kendi seçimiyle zaten o çukurun başına kadar getirilmişti. Nitekim birileri bu hali “Allah’ın bir lütfu” kabul edip nüfuzunu ve gücünü arttırma istikametinde son derece başarılı bir şark kurnazlığı siyaseti içerisinde kullandı.

Kimlik taşıma gereğinin dahi duyulmadığı anlardan böylesine geri sarmalara milletçe tahammül etmek ve herşeye rağmen müsamaha kapılarını sonuna kadar açık tutmak, nefislere çok ağır gelse bile hakikaten acı veriyor.

Arzî Belalar

Allah Resulü S.A.V. dua buyuruyor: Allah’ım, ümmetimi arzi ve semavi musibetlerden mahfuz buyur. Habib-i Edibin (s.a.s.) bu duası kabul ediliyor. Amma, bu belaların ahir zamanda insan eliyle gelmeyeceğine dair bir vaadde bulunulmuyor.

Şimdilerde İslam coğrafyasında yaşanan denaetin cezası gökten füze olup müslümanların tepesine yağıyor. İllaki bir melek eliyle gelmesi gerekmiyor belanın. İnsan eliyle gökten yağdırılan bombalar evleri, şehirleri yerle bir ediyor, aileleri parçalıyor, toplu kıyımlara sebebiyet veriyor. Bir de bunun doğal neticesi olan, ‘Öyle bir azaptan korkun ki, geldiğinde masumlara da dokunacağı’ hakikati de gözönünde bulundurulmalıdır. Bir dönem ehl-i şirke gönderilen beladan ne farkı var. Gök ihtizaza geliyor, Ad kavmi, Semud kavmi, Nuh kavmi helak oluyordu. Şimdi ise Allah’ın kılıçları mesabesindeki zalimlerin eliyle aynı helaketler, toplu kıyımlar yaşanıyor. Ne zamana dek? Ümmet, gaye ölçüsünde ehemmiyet arzeden vesilere sarılana: Kardeşlik duyguları perçinlenene, tekfir düşüncesi müminler arasından kalkana, haklı-haksız ortak bir tevhidi çizgide buluşulana, ahiret hayatı dünyaya tercih edilene, zalime karşı mazlumiyet tek bir ses olana dek devam edecektir, zannındayım.

Bahadır Aslan

YORUMLAR






    0 YORUM