USD
4,6794
EURO
5,4552
ALTIN
191,0817

Zamane Fıkraları -16

İthalat almış yürümüş, ihracat tepe taklak. Üretimin sorun yaşamadığı tek saha, tabi ki mizah sahası. Birileri fıkralara konu olmaya devam ediyor.

Zamane Fıkraları -16
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

İthalat almış yürümüş, ihracat tepe taklak. Üretimin sorun yaşamadığı tek saha, tabi ki mizah sahası. Birileri fıkralara konu olmaya devam ediyor.

Alemin ağzına sakız olmak böyle bir şey herhalde. Yetmiş senedir eleştirdikleri halkçıların yedikleri herzeleri misliyle yemekle kalmayıp katmerlisini irtikap edince bu kaçınılmaz tabi…

***

Hani adam arkadaşını fosseptiğe iterken dengesini kaybedip kendi de düşmüş ya, ne hazin son. Herif milleti filancalardan diye gammazlamış, gammazlamış… Bir sıçramış, iki sıçramış, sonra soluğu mapusta almıış.

Osmanlı zamanında talebeler medreseden kaçmışlar. Yakayı ele vermemek için de kıyafet değiştirmişler. Öbür türlü, medrese ehli oldukları anlaşılacak. Müderris efendi küplere binmiş, zaptiyelere haber vermiş. Zaptiyeler köşe başlarında talebe avında. Kaçanlardan birini tutan görevli ona sormuş “Medreseden talebeler kaçmış, gördün mü?” demiş. Çocuk hedef saptırmak isteyip “bazısı böyle gitti, bazısı şöyle gitti!” derken “dad” harflerini öyle bir usulüne uygun çıkarmış ki zaptiye uyanıp yakasına yapışmış, “Sen garanti onlardansın!” demiş.

Bizim müzevir de böyle, onu bunu satarken savcı bunun yakasından da tutmuş, “Sen bu kadar şey bildiğine göre garanti onlardansın deyip onu bir de sattığı adamlarla aynı yere koymuş.

Kaderin ne garip tecellisi, ilk sattığı adam serbest, o hâlâ içeride. Ne diyelim, Allah sabır vermesin.

***

Ali Baba ve kapılardaki çarpıları hepimiz okumuşuzdur. Kurbanlık listesi o kadar kalabalık ki her mücrime bir şahit(!) bulmak kolay olmuyor, karşılığı boşta kalan isimlere de sanal itirafçılar buluyorlar. Arkadaş İstanbul’dan memlekete gidiyor, neredeyse bin iki yüz kilometre.

Yolda “Olur böyle hatalar, Türk polisi yakalar!” hakikati tecelli ediyor ve kontrol esnasında yengeyi alıyorlar. Sebep? “Ben bilmez merkez bilir.” Tekrar soluğu İstanbul’da alıyorlar. Vatan emniyet dolu, yer yok ki bacıyı da tıksınlar içeri. Bunların çok sevdikleri (!) Sultan Fatih’in türbesine yakın bir KARAkolda misafir(!) ediyorlar. Eşi de soluğu savcının yanında alıyor.

Kurban toplama faaliyetlerine katılmış, satanist ayininde kirletilen kızı kurban etse neyse.

İtirafçıyı sormuş, cevap alamamış. Savcının bir anlık boşluğundan yararlanıp masadaki dosyada hanımının ve şikayetçinin ismini görmüş. Daha durur mu? Soluğu Bakırköy’de almış ve kapıya dayanmış.

Sen benim eşimi tanıyor musun, sorusunun cevabı yok. Kadın ezilip büzülüyor. Lakin baklanın biri ağızda, on biri de kursakta. Kadın kelle başı 3500’den on iki kişilik listeye gönüllü(!) itirafçı olmuş. Allah bereket versin.(!)  (Vallahi bu yazıyı yazarken parantez içinde ünlem kullanmaktan yoruldum.)

Arkadaş Lazoğlu.  “Ben gidiyorum, o şikayeti geri almazsanız bir daha gelirim!” diyor ve Allah’tan korkmayan kadıncağız kuldan korkup, şahidi olmadığı suçun(!) şikayetini geri alıyor da bir haftaları zehir olduktan sonra bacımız serbest kalıyor. Adaletinle bin yaşa savcı bey, Allah sizin gibileri başımızdan tez zamanda savsın. O ne güzel savıcıdır.

***

Son mektubu görmeyeniniz yoktur. Hocaefendi nezih bir üslupla savcı efendiye bir mektup yollamış. Hem de imzalı, düşünebiliyor musunuz.:)) Kim inanır, Kadir İnanır.

Herhalde bu mektubu az bir şey bizim dile vakıf birine çiziktirmişlerdir, trol işine benzemiyor. Onlar yazsa, herhalde mektubu “Hadi anam, görüşürüz. Öptüm!” diye noktalarlardı.

Neyse, bu konuda daha fazla yazamayacağım, yoksa gülmekten abdesti yele vereceğiz.

***

Başlarken ithalat karşısında ihracatta ezildiğimizi ifade etmiştim. Yalnız bir şeyi unuttum. Almanya, Amerika, Japonya teknoloji pazarlayıp dursun; biz de “beyin göçü” ihracında ön sıralardayız. Kanaatimce eksik ya da yanlış olan bir tercümeye göre “İçimizdeki beyinsizlerden dolayı bizi helak etme!” ifadesini hatırlayamadan edemedim. Saman, et, buğday, arpa, tohum, gübre, traktör ithal; beyinler ihraç…

***

Devletli illeri takip ediyormuş işi gücü bırakıp… Birinci soru “Bugün kaç tahliye var?”, ikincisi “Neden tahliye?”, üçüncüsü de “Neden bu kadar çok tahliye var?”

Kardeşim hakim ne etsin, pijama lastiği değil ya bu, hukuk… Bir yere kadar esnetebiliyor. Fazlası için de hatırın gerekiyor.

Zavallı hakimler, onca yıl oku oku da bir yezidin su yoluna gideceğim diye “hatır için çiğ tavuk yemişten” betere dön.

Babam olsa, tüküreyim öyle tahsile derdi. Gerçi o daha farklı söylerdi; ancak okuyucunun nezahetine hürmeten yumuşatıp yazdım.

Hatta sormakla yetinmemiş, çok tahliye veren bir şehre tez elden müfettiş göndermiş. Ey memurluk, sen ne zelil şeymişsin!

***

Kamyon deyince Man, dünya ve ahirette iman, gazete deyince Zaman, ithal deyince saman, ortalığı görünce toz- duman, soğuk deyince tuman, yâr deyince güman, siyaset deyince roman anlardık da ada deyince Man?.. Bu herhalde yeni.

Eskiden Kanarya, Bahama, Morişon gibi adaların haritadaki yerini bilenler coğrafyaya az bir şey vâkıf addedilirdi; lâkin Man Adası yeni çıktı. Kim bilir bizim fukaralar kaç Man kamyon dolusu işe yaramaz kağıdı onların bankalarına boca ettiler.

Güleriz, ağlanacak halimize.

Kerem UMAR

 

YORUMLAR






    0 YORUM