USD
4,0997
EURO
5,0163
ALTIN
175,0482

Zamane Fıkraları-17

Sekiz kişiyi getirin demişler, cenderme yolda birini kaçırmış. Tabi taze asker, ne yapacağını bilemiyor. Sormuş, ne yapayım diye… Cevap ibretlik, ben bilmez merkez bilir, sayıyı sekize tamamla…

Zamane Fıkraları-17
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Derlerdi de inanmazdık Seksen İhtilali’nin müptezelliğini… Sekiz kişiyi getirin demişler, cenderme yolda birini kaçırmış. Tabi taze asker, ne yapacağını bilemiyor. Sormuş, ne yapayım diye… Cevap ibretlik, ben bilmez merkez bilir, sayıyı sekize tamamla… Tamamlamaktan kolay ne var, yol üstünde buldukları simitçiyi derdest edivermişler sekize tamamlamak için.

Adama diyor ki kahraman Türk(?) polisi, damadını bulamadık diye kızını alıyoruz, o herif gelince kızı bırakırız. Hay Karakuşla aynı cennete düşesi…  Seksende ben kısa pantolonluydum, yıllar sonra bu hikayeyi duyunca olur mu böyle şey demiştim. Ya bugün, bugün siyah beyaz fotolarda kısa şortla poz veren uzun bir futbolcu eskisinin aynı melaneti nasıl işlediğini bizzat görüyorum. Uzaktan tanıdığım Asım Bey’in annesini, arkadaşım Abdülkadir’in ablasını da aynı şekilde aldılar. Birine oğlun gelsin, diğerine baban konuşsun dediler. Son gülen iyi güler, ötede gülemesinler, ne diyeyim?…

***

Adam mahkemede “Bunlar hakkındaki ithamları kabul et!” baskısıyla karşı karşıya… Hakime uzun bir hikaye anlatıyor, yurtta hırsızlık yaptığı halde sahip çıkılan, zamanla zengin olan bir çocuğun hikayesini… Hakim diyor ki böyle hikayeleri çok dinledik, geç bunları. Geçemem diyor, geçemem zira o çocuk bendim, ben bu insanlara terörist demeyeceğim.

Tabi karar belli, tutukluluğunun devamına… Diploması balmumuyla değil de balgamla mühürlenmiş hukukçu müsveddesi de bu fıkralar kuşağında zebanileri kendine güldürme hevesiyle sıraya giriyor.

***

İmaj deyip de geçmemek lazım. Ne olduğun bir yana, insanların seni ne olarak gördüğü de önemli.

Çocukluğumuz İstanbul’un bir köyünde geçti: Kadıköy’de… Altıyol’u bilirsiniz, altı ayrı yol bu noktada birleştiği için böyle isimlendirmişler. Ortaya da eşi Beylerbeyi’nde bulunan yapılı bir boğanın heykelini oturtuvermişler.  Yaşlı bir teyzemiz, akrabasıyla burada buluşacakmış, ona tarif yapıyor: “Oküz var ya oküz, onun oraya gel!..”

Teyzem köy kökenli; ancak seneler süren şeher hayatı onu, şekil olarak öküzle boğayı ayıramayacak hale getirmiş. Bizim çevrede kırk yıllık boğanın adı oküz kaldı ondan sonra.

Bu boğanın az aşağısından bir dere geçer. Babamın zamanında yüzdüğü, balık tuttuğu bu dere daha sonra İstanbul’un büyümesiyle battıkça batmış, ismi Kurbağalı Dere olsa da kurbağaları bile barındırmaz hale gelmiş.

Bir gün dükkanın önünde dikilmişim, kibar bir beyefendi geldi, kibar dediysem bildiğiniz kibarcık… Hasan  Paşa karakolunu sordu, ipucu olarak da “Yanından bir ırmak akıyormuş.” demez mi?… Irmak dediği, bizim Kurbağalı Dere. Hani şu Fenerbahçe’nin kokular eşliğinde antrenman yaptığı Dereağzı tesislerine ilham kaynağı ve isim babası olan ırmak(!)

Dedim ya sizin ne olduğunuz kadar nasıl tanımlandığınız da önemli. Halife-yi rûy-i zeminin Sudan ziyaretine de böyle bakmak lazım kanaat-i acizanemce. Fazla söz, israf-ı kelam…

***

Dün SADAT’ın nur yüzlü(?) başkanını dinledim de başım göğe erdi. Şunu diledik, oldu. Bunu istedik, oldu. Bunu teklif ettik, kabul gördü. Şu hayali kurduk, gerçekleşti. Biz diyoruz, onlar uyguluyor…

Hay mübarek hay… Bunca zamandır neredeydin, geleydin de asırlık dertlere derman yazsaydın zamanında.

***

Doktor unvanlı tombiş bir adam buyurmuş ki “Çad’daki okullarla ilgili protokol imzalayıp çocukları filancalardan kurtardık. Ne diyeyim, yarım doktor candan edermiş, iyi ki hoca olmamış. Yoksa dinden de ederdi milleti.

 “Şacaat arz ederken merd-i kıbtî sirkatin söyler”

***

Millet diyormuş ki hukuk istiyoruz. Neymiş, hukuk herkese lazımmış, hukuk ihtiyaçmış. Yahu herkesin elinde olan şeyin kıymeti mi olurmuş? Az olsun, temiz olsun. Nadir olan, kıymete biner. Nedir öyle orta malı gibi herkese hukuk!..

Merhum Mehmet Hocam otobüste giderken şoföre demiş ki ihtiyacım var, adam durdurmuş arabayı. Az sonra bakmış ki Mehmet Hoca namaz kılıyor. Sinirlenmiş, sonra da sitem etmiş: İhtiyaç diyorsun, namaz kılıyorsun. Öyle ya, namaz ihtiyaç mı ki…

Unuttuğumuz şey şu galiba: Bizim adımıza her şeyi düşünebilme yetkinliğine sahip olan büyüklerimiz, ihtiyaçlarımızı da tespit etme selahiyetine sahipler. Onların ihtiyaç demediğine biz ihtiyaç dersek, çizmeyi aşmış oluruz.

Kerem UMAR

YORUMLAR






    0 YORUM