USD
4,0978
EURO
5,0136
ALTIN
174,9425

İlahi Adalet

Dünyada ilahi adalete ulaşmak ve onu yaşamak çok zor ve belki de imkansızdır. Zira o ilahi adaletin ölçü ve kuralları vardır. Kalın ve ince çizgileri olan bu ilahi adaleti ayırmak insan için çok zor olabilir. Zira o ölçülere uymamak için nefis ve şeytanın ciddi telkin ve baskıları vardır.

İlahi Adalet
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Dünyada ilahi adalete ulaşmak ve onu yaşamak çok zor ve belki de imkansızdır. Zira o ilahi adaletin ölçü ve kuralları vardır. Kalın ve ince çizgileri olan bu ilahi adaleti ayırmak insan için çok zor olabilir. Zira o ölçülere uymamak için nefis ve şeytanın ciddi telkin ve baskıları vardır. İster ferdi ister sosyal yaşantıda insanlar yaşadıkları hayatta bu çizgilere uyarak yaşarsa ilahî adalete en yakın hayat sürmüş olur.

Adaletin tarifini de yapmak gerekirse “bir şeyi olması gereken yere koymak, her şeyi yerli yerine koymak, hak sahibine hakkını vermek şeklinde tarif edilir. Mevlana şu misali de verir, ayakkabı ayağa; fes ise başa giyilir. Mevlana’nın bunu sosyal hayata ait bir misal için verdiğini düşünüyoruz. Belki bu bir günah değildir ama asla olmaması gereken bir tarzdır. Ayrıca adil olabilmenin ve adil yaşamanın emredici esasları vardır.

İnsanların adaletli olmadaki yaşantılarının temel kurallarını dinler, sosyal hayat veya kanunlar belirler. Dini hayatın yaşandığı dönemlerde adaletli yaşantı oldukça kendini hissettiriyor ve toplumlar huzur ve mutluluk içinde yaşıyorlardı. Çünkü adaletli yaşama Allah’ın ve Peygamber’in bir emri ve her Müslüman da bu emre uyma mecburiyetindeydi. Peygamberimiz Müslümanın yaşantısında önem arz edecek şu sözü söylemiştir ki, çok önemli ve ürperticidir. “ Bir arpanın onda birinden hesaba çekileceksiniz!”  aksi halde o insan iyi bir mümin ve iyi bir insan sayılmayacaktır.

İslam dininde adaletin tahakkukunda önce fert (birey) esas alınmıştır. İnsanlığa son din olarak gönderilen İslam, her şeyden evvel ferdi esas alarak emir ve yasaklarında onu muhatap kabul etmiştir. Gerek Kur’an-ı Kerim gerek Peygamberimizin sünnetinde bireyin esas alındığını görmekteyiz. Toplulukları bu bireyler oluşturduğu için toplumlarda hangi düzey ve hangi makamda, rütbe ve makamı ne olursa olsun fertlerin yaşantı ve alışkanlıkları o toplumun genel karakterini ortaya koyar. Fertler adaletli ve ahlaklı ise toplum da adil ve ahlaklı; fertler adaletli ve ahlaklı değilse toplum da haliyle adaletsiz bir toplumdur. Adalet duygusu, ya dinden ya kanundan ya da sosyal baskıdan ötürü meydana gelir. Bundan dolayı insanlar kendilerini adaletli olmaya mecbur görürler. Bunların her birini birer misalle görmeye çalışalım:

Dini hayatın hakim olduğu zamanlarda adalet, dinden beslenirdi. Buna dair İslam büyüklerinden çok misal vermek mümkün. Devletin işini yaptığında devletin mumunu, o işi bitirip kendi işini yapacağında belki de dostlarıyla konuşacağında kendi mumunu yakan Hz. Ömer’i bilmeyenimiz yoktur. İnsanları düzeltebilmemiz için önce kendimizi düzetmemiz gerekir, düsturu o günün İslam coğrafyasında meşhur bir atasözüydü. Bir misal daha vereceğim: Ömer b. Abdülaziz, Hz. Ömer’in torunlarından bir zattır ve Emevî halifesidir. Çok zengin ve büyük bir devletin başında Halifedir. Bir defasında kazanlar dolusu zeytin yağını ihtiyaç sahiplerine dağıttırır ve kapları yıkaması için hanımı Fatıma’ya gönderir. Fatıma kapları yıkamadan önce kazanların dibine elini sürüp, eline bulaşan zeytin yağını saçlarına sürer. Eve gelen halife hanımının saçlarının yağlandığını görür ve sorar: evimizde zeytin yağı yoktu bunu nereden buldun da saçlarına sürdün. Hanımı olayı anlatınca Ömer b. Abdülaziz hanımı Fatıma’ya kızar ve Sen utanmadın mı beytülmalin zeytin yağıyla saçlarını yağladın! Onu yere dökmeliydin yerdeki haşere istifade etmeliydi. Koca halife yamalı elbise ve yamalı cübbe giyerdi. Bazen O’nunla görüşmeye gelen yabancı sefirler onu görünce hallerini arz etmez ve Halife’yi beklerlerdi. Halifenin O olduğunu öğrenince şaşırırlardı adeta.Ta o günün Roma imparatoru bile bu şaşıranlar arasındaydı!

 Bu konuyu kapayacağım ancak, milyonların hakkını hukukunu çalıp çırparak itibar adına saraylar yaptıranlar ve kendilerini halife görenlere de bir ata sözümüzü hatırlatacağım: Arsız güçlü olunca; haklı suçlu olurmuş. Hatta Shakespeare’in: Ne adaletsiz bir dünya: kimi günahları ile yükseliyor, kimi iyilikleri ile kaybediyor. Sözü çok manidar bir söz.

Bir de Pascal’ın: Adalete dayanmayan kuvvet zalimdir, sözünden hareketle günümüze ait bir iki misal vermek lazım: Avustralya Başbakanı Malcolm Turnbull, bir gezi esnasında teknede can yeleği giymediği için kendisine kesilen 250 dolar cezayı hem ödüyor hem de yapması gereken bir işi yapmadığı için New South Wales Denizcilik  Kurumu Directörü Angus Mitchell’den de özür diliyor. “Nasıl ki, o müdürü dövmemiş veya korumalarını gönderip dövdürmemiş(!)”

İsveç S. Demokrat P. Başkanı Mona Sahlin evine giderken markete uğradı ve Toblerone çikolatalarına gözü ilişti. 10 evroya bir tane aldı ve kartla ödeme yaparak evine gitti, meğer dalgınlıkla ödemede devletin verdiği kartı kullanmış; bir kaç hafta sonra maliye müfettişleri evin kapısına dayanmış ve Mona göz altına alınarak “neden devletin verdiği kartla özel harcama yaptın?” diye sorgulanmış ve kendisinin ve yakınlarının mal varlıkları irdelenmiş ve nihayet bir dalgınlık neticesi olduğu anlaşılınca Mona Sahlin aklanmış. 10 (on evro), (on milyon evro değil (!) biz milyon dolar ve milyon evrolara alışmışız da yanlış anlaşılmasın.)

Kutsal kitapların hepsinde adalete ve adil olmaya ait bölümler mevcuttur. Ne yazık ki, yeryüzünde en adaletsiz ülkeler ve en adaletsiz halk Müslüman ülkeler ve Müslüman liderler ve yöneticilerdir. Vah halimize çünkü bu bahsedilen ülke insanları ne Allah’tan ve dinden ne de kanun ve sosyal baskıdan korkuyor. Güçlü olunca da kime hesap verecek ve kimden özür dileyecekler ki!

Okuyucular  belki beklerdi, hani gemi ve gemicikler, hani milyar  dolarlar  ve milyar evrolar, adalarda şirketler, kaçak yaşantı.!  Ama unutulmasın kim nerede ve nasıl bir adaletsizlik yapmış olursa olsun, insanlardan, halklarından, yönettikleri ülkelerin insanlarından bu haksızlık ve bu adaletsizlikleri saklayabilir ve kaçırabilirler. Fakat unutmasınlar ki;

İlahi adaletin zaman aşımı yoktur, bir gün ondan mutlaka hesaba çekileceklerdir. (Hz. Ömer)

Dr. Dursun Ali ERDEM

YORUMLAR






    2 YORUM

    • Ûmit Uludag 2 Ocak 2018

      Rabbimiz adaletiyle; zalimin zulmünü hem bu dünyada hem de ahirette ilahi terazisine koyar, imhal eder ama ihmal etmez...

      Cevapla

    • Ümit uludag 2 Ocak 2018

      Rabbimiz imhal eder ama ihmal etmez...

      Cevapla