USD
3,7897
EURO
4,6623
ALTIN
161,9836

İşkence Dosyası 10

kence sadece hapiste mi oluyor? Maalesef başka mekanlar da değerlendiriliyor. Jitem, adam kaçırma, beyaz Toros, Yeşil, fail-i meçhul derken hafızamıza neler neler kazınmıştı bir zamanlar…

İşkence Dosyası 10
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

İşkence sadece hapiste mi oluyor? Maalesef başka mekanlar da değerlendiriliyor. Jitem, adam kaçırma, beyaz Toros, Yeşil, fail-i meçhul derken hafızamıza neler neler kazınmıştı bir zamanlar…

Beyaz Toroslar ülke kalkındıkça siyah Vito’lara terfi etse de  iş ahlakında yerinde sayan derinlerimiz; altmışta, yetmişte, seksende neyse bugün de o ufku temsil ediyorlar.

Bir zamanlar selefi karalamak için medreselerde benim de tasvip etmediğim “falaka” işkencesini diline dolayan bir güruh vardı. Falaka doğru muydu, hayır, tabi ki yanlıştı. Neden yanlıştı, terbiye edeceğim derken çocuk dövme hususunda kaçılan aşırılıkların pek çok insanı okumaktan da dinden de soğuttuğu bir realiteydi. Bunun iz düşümü olarak devlet eliyle yapılan nizâmî(!) ve gayrınizâmî işkenceler de onlarca yıl boyunca insanları devletten soğutmuştu.

***

Mesela günümüzden bir kare: Evinin önünden alınan bir garip, parmakları kırılıp öldürülesiye dövüldükten sonra daldığı huzurlu(!) uykudan uyandığında, kendisini Pendik çöplüğünde buldu aylar önce. Onu bu hale getirenler “Bu topraklarda nefes almak sana  haram!” dediği için terk-i diyar etti.

Kim bilir ileride, bu hususta neler neler anlatılacaktır.

***

Emekliliğinden sonra nü resimleri çizmeyi itiyat edinen Zalım Kenan, sebep olduğu zulmü resmetseydi ülkeye bir hizmeti dokunurdu. Evlerinden toplanan insanları, mapus avlusunda volta atan gençleri, asfaltlara yüzü koyun yatırılan delikanlıları, joplananları, asılanları, dört duvar arasında inletilenleri, Diyarbakır’da pislik yedirilenleri ve daha neleri neleri… Oysa çizilecek ne kadar tablo vardı. Çizemeden gitti garibim. Başkasının hayalini kurduğu şeylerin hakikatini ortaya koymanın haklı gururuyla kendisini bekleme salonuna aldılar.

Onun ihtilal hengamındaki kurbanlarından biri de Keş Dağları’nda derinlerin açıktan şehit ettiği Muhsin Başkan’dı.

Her bütçeye uygun muameleleri bulunan aziz büyüklerimiz, kime hangi işkencenin yapılacağını da tayin buyurmuşlardı. Namusluyu namusuyla, şerefliyi şerefiyle imtihan etmenin de psikolojik işkence olduğunu iyi bildikleri için ihmale mahal bırakmamışlardı.

Muhsin Bey’i askıya çekerken bedenine acı çektirerek, ruhuna da kendisini çıplak vaziyette askıya çekerek eziyet etmişlerdi. İçeride acı kaçınılmazdı; ancak çıplak bırakılmanın verdiği ağırlık çok daha yakıcı olmuştu.

O dışarı çıktı, yükseldikçe yükseldi. Sevilen bir insan olmakla kalmadı, şehadet ufkuna doğru yürüdü. Ancak ona kast edenlerin ruh ikizleri değişmedi. Bugün de aynı haysiyetsizliği, namussuzluğu, merhametsizliği kendi karanlık dünyalarında bir bayrak gibi dalgalandırıyorlar.

15 Temmuz tiyatrosundan sonra ismi kim bilir hangi tarihte “hedeftekiler” listesine iliştirilen bir delikanlı da kendini içeride buldu. İki haftalık İŞKENCE devresinin ardından kırklara karıştı(koğuşa gönderildi).

Suskundu, dertliydi. Sürekli namaz kılıyordu. İkindinin farzından sonra da namaza devam edince, bir süredir kendisini gözleyen bir koğuş arkadaşı, “Kardeşim, ikindiden sonra nafile namaz kılınmaz; sen ne kılıyorsun böyle?” diye sordu. Cevap vermek kolay olmadı, zar zor konuştu:

-On beş gün beni askıda çırılçıplak vaziyette  tuttular. Bari namaz vakitlerinde elbiselerimi verin, dedim. Vermediler. Namazlarımı utana sıkıla, teyemmüm alıp çıplak vaziyette kıldım. Şimdi o namazları kaza ediyorum…

İhtiyarın cevabı hafızalara kazınacak cinstendi: Sen bence o namazları kaza etme. Onları ötede Rabbine takdim et.

Abdulmuttalib’e Kabe’yi Rabb’e, develerini Ebrehe’ye sorduran hakikat; ona bu zulmü reva görenleri de namazın Sahibi ile karşı karşıya getirecektir elbette.

Niyet hayır, akıbet hayır.

M. Lütfi DOĞAN

YORUMLAR






    0 YORUM