USD
4,7217
EURO
5,4842
ALTIN
192,5069

T-İran

Efendim İranlılar tarafından hazırlanmış ve sosyal medyada dolaşan, asker kasetlerinin girişindeki hitaplara taş çıkartan bir seslendirme kalitesiyle (!) yapılan videoda İran’ın tarih boyunca “sadece Müslüman devletlerle savaştığı” tezi kendince çürütülüyordu.

T-İran
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Yazı için bambaşka düşüncelerim vardı, sevgili editörüm Osman Bey’in gönderdiği bir videoya kadar. Efendim İranlılar tarafından hazırlanmış ve sosyal medyada dolaşan, asker kasetlerinin girişindeki hitaplara taş çıkartan bir seslendirme kalitesiyle (!) yapılan videoda İran’ın tarih boyunca “sadece Müslüman devletlerle savaştığı” tezi kendince çürütülüyordu.

Gerçi birkaç defa Ruslarla ve Hintlilerle savaş yapıldığından bahisle Gaznelilerin faaliyetlerine vs. sahip çıkılıyor. Ancak ana fikir “Hz. Ömer devrinde Müslüman olmasından sonra İran’ı zaten İranlılar değil Araplar ve Türkler yönetti. Sefer yapmadılarsa bu onların sorunu” şeklinde bir yaklaşım var.

Neye niyet neye kısmet…

İran tarihini biraz karıştırınca karşımıza bugünlerden birinin çıkması da işin hesapta olmayan tarafı. Şah İsmail’i Türkiye’den birine çok benzettim. Sizinle de hemfikir miyiz, siz karar verin.

Öncelikle şu gerçeği buraya bırakalım: Osmanlılarda hele hele Yavuz Sultan Selim gibi, kendisiyle taht mücadelesine giren kendi öz kardeşlerini dahi devletin selameti adına ortadan kaldırabilecek bir anlayış varken karşıdaki düşmanın etnik kökeninin hiçbir anlamı yoktur. O yüzden İran’da Türkler hâkim oldu teziyle Türk tarihine atıf yapılmasının bir kıymeti harbiyesi yoktur.

Şah İsmail’in Türk olması bu gerçeği değiştirmez. Osmanlıların İran’la kavgası, etnik temele değil, dinî sebeplere dayanır.

Safavîlerin kurucusu Şah İsmail, ilk başlarda Sünni olup sonra Oniki İmam Şiiliğini benimseyen bir şeyh ailesine mensuptur. Bu aile köken olarak Türk’tür. Hatta II. Murad döneminde Şah İsmail’in dedesi Şeyh Cüneyd, Anadolu’ya gelip etrafında topladığı yerel kuvvetlerle Trabzon Rum Devleti’ni fethe dahi kalkışmıştır. Bu şekilde çok meşhur olmuştur.

Şah İsmail, bir tarikat şeyhidir ve Akkoyunlu idaresinde bulunan Türkmenler arasında dinî lider olarak kabul görmüştür.

Şah’ın kalabalıklar üzerinde tesiri bu dinî yönü sayesinde olmuştur. Savunduğu inanç sistemini tıpkı dedesi Cüneyd gibi siyasi amaçlar için çok iyi kullanmıştır. Sizin de aklınıza miting meydanlarında elinde Kur’an’la şov yapan, şehit cenazelerinde Kur’an okuyan biri mi geldi. Neyse daha bitmedi.

Şah İsmail’in yaptığı, eski Türk adetleri ve İslam’ın karıştırılması gibi dinin temel esaslarıyla kökten çelişen bir anlayış getirmesidir. Bu kolaycı yaklaşım, Türkmenler arasında kabul görmüştür. Bugün dahi “yolsuzluğun hırsızlık olmadığı”ndan başlayıp humus, ganimet fetvaları alınmasına, kardeş katlinden bahsedilip, rüşvet parasıyla cami yaptırılmasına kadar bir yığın örnek mi hatırladınız. Neyse…

Şah İsmail, etrafında büyük kitleleri birleştirmiştir ki bu kitleler arasında eski Akkoyunlular da vardır. Akkoyunluların tarihte kaldığını mı sanıyorsunuz? Hayır dostlar Akkoyunlular yaşıyor biraz etrafınıza dikkatli bakın yeter. Neyse…

Şah İsmail, Sultan Selim ile Çaldıran Savaşı öncesinde askerlerin ailelerini de savaş meydanına getirir. Aileleri orada olduğu için askerlerin daha iyi savaşacağını, iyi savaşmazsa karı ve çocuklarının düşmanın eline geçeceği propagandasını yapar. Aaa bugün de aranan biri yerine karısını, çocuğunu veya babasını mı alıyorlar, dediniz. Bir intikam sürecinde kadınların ve çocukların hapislerle tehdit edilip, dört duvar arasına atıldığı bilgisi nereden aklıma geldiyse şimdi. Neyse…

Şah İsmail, iyi bir hatiptir ve iyi bir yalancıdır. Osmanlı hakimiyeti altındaki büyük konargöçer Türkmenlere kendi dilleri Türkçe ile ve Şamanist öğelerle yoğurulmuş kendince İslamî (!) anlayışla seslenince kitleler üzerinde tesirli olur.  Sürekli olarak “Mehdici” karakterde bir Şii propaganda yaptırır. Kurtarıcı bekleyen mutsuz yığınlar için bu düşünce afyon tesiri yapar.

Canım mühim olan yalan söylemek değil, onu herkes yapar. Asıl başarı aynı yalanı bütün millete koro halinde söyletebilmektir. Hoppala… Şimdi siz azılı muhaliflerinin bile “f.tö” sakızı çiğnemesini mi düşündünüz benim gibi. Neyse… Konuyu dağıtmayın arkadaşlar.

Şah İsmail devrine geri dönelim, “Halife” denilen propagandacılar Anadolu’yu dolaşır. Vaatler üzerine vaatler… Dini acayip kolaylaştırmalar. Durun, “Hocam ‘Halife’ denilince zaten aklımıza biri geliyor.” filan demeyin.

Halifeler, Türkmenlerin yaşadıkları köylere yaylalara kadar giderek çeşitli hediyeler verip daha serbest ve müreffeh bir hayat vaadinde bulunur. O devirde kömür ve makarna bilinmez elbet. Lakin basit hediyeler ile muhteşem vaatleri yan yana vererek siyasi rant elde etmenin modası, hiç geçmeyecektir.

Osmanlı uleması, Şah’ın fikirlerine karşı dini prensipleri ortaya koyarak çok sert reddiyeler yazmıştır. Mesela İbni Kemal, Şah İsmail’i “müfsid-i fâsid nihâd, mülhid-i bed-itikat” gibi çok ağır ifadelerle anlatır. Bunlar ne demek diye bana sorma ey okuyucu, lügat denilen bir nesne dahi mevcuttur. 🙂

Anadolu’da Şah İsmail yanlıları birden zenginleşmeye başlar. Şah’a gidenler tımar ve mevki sahibi olunca Tekeli Türkmenleri arasında “onun yanına giden bey olurmuş” şayiaları dolaşır. Bal tutan parmağını yalar, hani… Şah İsmail’in şöhreti dilden dile yayılır.

Siz de az değilsiniz. Birilerinin yanaşmaları, milletin anası ile ilgili laflar edecek kadar nasıl fütursuz hale geliyor, diye mi düşündünüz şimdi. Havuz’a 10 verip sonra devletten 100 kaldırmak gibi mi… Ey okuyucu sen yazarı yoldan çıkartırsın, nereden aklına geliyor bunlar ilahi… İlahi… İhata… İhale, yine n’oluyor yahu…

Bir dakika… Dünün çakma solcularının semazenleri kıskandıran dönüşleriyle birden para ve makama boğulmaları mı aklınıza geldi. Eski muhaliflerin birden aydınlık’ta kalıp ampul şeklini almasına mı şaşırdınız? Ben ne diyorum, güzel aklınızı böyle şeylerle yormayın. Aydınlık ve ampul birbirinin kardeşidir.

Konuyu nereden nereye getirdin ey okuyucu… Şimdi siz Şah İsmail’in diplomasını da bana sorarsınız, peki açıklıyorum: Şah İsmail’in üniversite diploması yoktur. Ama yiğidi öldür hakkını yeme, entelektüel birikimi olan, Türkçe şiirler yazan divan sahibi bir şahsiyettir. “Hatayi” mahlasıyla kaleme aldığı “nefes” şiirleri vardır.

Şah İsmail’in getirdiği sapık düşünceler, eski Şamanist yaklaşımlarla beraber tehlikeli bir karışım meydana getirmiştir ki, bu, ne bu yazının konusudur, ne de bu satırları kaleme alanın uzmanlık alanıdır.

Saf zihinleri bulandırma endişesi sebebiyle buraya alınmamıştır. Ancak şunu söylemekte fayda var ki İran, Osmanlı Devleti’nin XVI. yüzyıldaki dinî misyonunda ciddi bir kırılmayı da beraberinde getirmiştir. Osmanlı, Şah tehlikesinden sonra devlet olarak da çok daha dindar bir hal alacaktır. Ayrıca şunu da belirtmeliyiz ki İran Şia’asını, Anadolu Aleviliği ile karıştırmamak gerekir. Alevilikle yaşanan Anadolu İslam’ı pek çok yönüyle Şia’dan ayrılır.

İran’da sokaklar çok hareketli. Sıcak gelişmeler üzerinden yorum yapmak hataya her zaman açık olduğundan o topa şimdi hiç girmeyelim.

Umudunuzu yitirmeyin dostlar. Yakın zamanda Anadolu “Halife”lerden kurtulup tiranlar ve İranlar tarih olunca; bu vatanın evlatları, bu halka yeniden gerçek dinini göstererek hatırlatacaktır. Bu da duamız olsun.

Hayırlı 2018’ler…

 

Salih GÜLEN

YORUMLAR






    1 YORUM

    • Abdurrahman 6 Ocak 2018

      İran hep bela olagelmiş anlaşılan da bizim T-İran'ı nasıl etkilemişler!.. Enteresan..

      Cevapla