USD
4,4937
EURO
5,2915
ALTIN
186,8043

Zamane Fıkraları 21

Bayanın birini daha gözaltına almışlar. İşi mi ne? Avukatlık. Sıfatı? İnsan hakları savunucusu. Fıkra gibi. Sen dirsek çürütüp hukuk gibi zor bir bölüm oku, meslek sahibi ol. İtin kopuğun arkasını toplamak varken böyle bir zamanda insan hakları savunuculuğuna soyun. Allah basiret versin. Yanlış zamanda, yanlış zeminde, yanlış iş… E tabi ki sonucu hüsran

Zamane Fıkraları 21
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Bayanın birini daha gözaltına almışlar. İşi mi ne? Avukatlık. Sıfatı? İnsan hakları savunucusu. Fıkra gibi. Sen dirsek çürütüp hukuk gibi zor bir bölüm oku, meslek sahibi ol. İtin kopuğun arkasını toplamak varken böyle bir zamanda insan hakları savunuculuğuna soyun. Allah basiret versin. Yanlış zamanda, yanlış zeminde, yanlış iş… E tabi ki sonucu hüsran. Neymiş, insanların haklarını savunacakmış. Yahu ülkede sokak köpeklerinin, çiftliklerde kumar için dövüştürülen pitbulların, yazın susuz kalan kediciklerin, denize atılan cisimlerle yaralanan kaplumbağaların hakları teslim edildi mi ki insan gibi kıymetsiz bir varlığın hakkını savunuyorsun.

Hem konuştuğun dil farklı. Hak diyorsun hak, lügatlerden kalkmış bir kelimenin toplumda ne karşılığı var ki böyle bir iddia ile isbat-ı vücut ediyorsun.

Bir zamanlar huzur içinde yaşadığım ülkede bazı garipliklere de rastlamadım desem yalan olur. Arkadaşlar Türkiye’den okumaya gelecek gençleri bilgilendirmek üzere bir kılavuz hazırlamışlardı. Bu kitapçıkta bir bölüm vardı ki tam da avukat hanımın işi gibi… Üniversite: filan, Bölüm: İngilizce, Eğitim Dili: ArapçaJ

İlâhi Avukat Hanım, insan sosyal bir varlık. Madem bir iş yapacaksın, insanlarla konuşman lazım. Hem de ortak dili konuşman lazım. Hak, hukuk gibi arkaik kelimelerle konuşursan tabi ki seni deli sanarlar ve kendini dört duvar arasında bulursun.

***

Matruşkacıları acze düşüren nifak algoritması, zamane seçilmişlerine, ortalığa saçılmışlarına öyle şeyler söyletiyor ki sorma gitsin.

Adam çıkmış televizyona, zaten iki kelimeyi bir araya getirmekten aciz. Spiker soruyor bu bir milyon ByLockzededen özür dilemeyecek misiniz? İddiaların asılsız çıktığı ihraçzedelerden bahsediyor.

Adam öyle yırtık ki yüzsüzlük desem hafif kalır, fıkra gibi:

“Devlet, projelerini gerçekleştirir,  vakti gelince özür diler… Gel de gülme ya da ağlama. Herifin örneği de varmış: Amerika’da Kızılderilileri vizonlarıyla beraber ortadan kaldıranlar, 300 sene sonra özür dilemişler. Kimden? Onların torunlarından. Avustralya’da Aborjinler’den de hâkezâ… Edebim müsaade etse bu adama “Ey basiretsiz, ilimsiz, haysiyetsiz adam! Onlardan özür dileyenler zulmü irtikap edenler değildi,  torunlarının arasından çıkan insan evlatlarıydı.

Sen minareyi çalmışsın da kılıf pek oturmuyor. Özür borcu varsa o da seni bu millete musallat eden ananla babanındır desek yeridir herhalde.” derdim.

Sen 2018 Türkiye’sinde, bunca rezaletin altına imza at ve kendi kendine özür mühleti ver. Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış. Hak yiyenler, hak sahibine özür dilemek için kendi kendilerine mühlet biçiyorlar. Ne günlere kaldık. Sonra da yazıların başına zamane fıkraları yazınca mübalağa mı ediyoruz diye kendi kendimize soruyoruz. Bilakis, fıkralar bu hususta hafif kalıyor.

***

Adam seneler önce dedi ki “Üç çocuk yapın, bendensiniz!” Meğer derdi başkaymış. Kafası bize uyanlar çocuk yapsın, demek istiyormuş. Şimdi ne oldu, beş çocukla ortada kaldık. Cebime s..çma da çerezin senin olsun der, Sivaslılar. Bu da öyle… Bırak hayrını, pasaportlarını bile vermiyor çocukların.

Helal olsun adama, on beş yılda on beş milyon genç türettirdi her yaştan. Köprüye yürüyen, İHL rozetiyle her haltı yiyen, boşalan kadrolar hususunda dolgu malzemesi yapılan fedakar, cefakar, riyakar, sahtekar bir nesil… Ne bilelim üç, üç derken sadece sayıyı hedeflemediğini; kemmiyet der iken keyfiyeti de(!) kast ettiğini?

Aklıma küçük bir şehrimizde misafir olduğumuz ev sahibinin sözleri geldi: Hocam nedir bu Türk-Kürt kavgası? Onlar yapıyor bir-iki, biz yapıyoruz dokuz-on… On sene sonra ülke zaten bimJ

Al birini, vur öbürüne. Ne diyeyim, Mevlam aynı sokakta, aynı devlet dairesinde Kürdü, Türkü, Lazı, Çerkesi, Çingenesiyle huzur içinde yaşamayı şu milletin evlatlarına da nasip etsin. Şuur olmayınca nerde çokluk, orada… kepazelik.

***

Adam, bir buçuk yıldır yatan davalısını tanımıyor. Hakim soruyor, sen bu adamı tanıyor musun? Yok, tanımıyorum. Ne iş, o zaman nasıl şikayetçi oldun? Polisler zorla kağıt imzalattı. Bediüzzaman’a iftira atıp bir sarhoşa kağıt imzalatmak istediklerinde o ayyaşın dik duruşu tarihe geçmişti. Sarhoş, ayık geçinen vicdansız polislerden daha ayık çıkmış, böyle bir iftirayı kim imza eder diyerek dükkandan çıkıp gitmişti. Allah iyilerle karşılaştırsın. Adam iftiraya imza atıyor, sonra da evine gidip bir buçuk yıl boyunca mağdur ettiği insan hapis yatarken başını yastığa koyabiliyor. Şeref bambaşka bir mefhum…

***

Şu üç günlük dünyada Alamanlar savaşmayı biz de yaşamayı öğrenemedik gitti. Hoş insanlığı da öğrenemedik ya, yaşasak ne olur? Eee, o zaman ne yapalım, Suriye’ye gidip ölelim. İyi mi? Kurtlar sofrasına dönmüş topraklarda biz bir eksiktik,  o da oldu. Açıkta kalan ardını savaş mendiliyle örtmeye kalkmak nasıl bir acziyetin ifadesi acaba? Hele gazetecilik yapıyorum diye geçinen müptezellerin kahramanlık akan manşetleri…

Milletin evladını menfaat sofralarında meze eden bu ham ruhlardan vatanı kurtar Allah’ım. Zamane büyüsüyle büyülenen biçarelerin de gözlerini aç.

Vallahi niyetimiz üç satır yazı için fıkralık malzeme devşirmek değil. Devran düzelsin, varsın fıkralar da gülmeler de eksik olsun.

Kerem UMAR

YORUMLAR






    0 YORUM