USD
3,7899
EURO
4,6621
ALTIN
161,9747

Çocukluk Dönemleri ve Allah’a İman

Çocukluğun her dönemi inanç eğitimine açık ve uygun dönemlerdir. Yeter ki tedric ve formasyona riayet edilsin. 0-6 yaş ilk çocukluk dönemi, inanç eğitimi açısından çekirdek dönemdir. Günümüzde, psikoloji ilmi de insanın karakterinin büyük oranda 0-6 yaş aralığında şekillendiğini ortaya koymaktadır. Allah (c.c.)’a iman noktasında zafiyet içerisinde olan insanlarda çoğunlukla, çocukluk döneminde edindikleri yanlış duygu ve düşüncelerin tesiri büyüktür.

Çocukluk Dönemleri ve Allah’a İman
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Çocukluğun her dönemi inanç eğitimine açık ve uygun dönemlerdir. Yeter ki tedric ve formasyona riayet edilsin. 0-6 yaş ilk çocukluk dönemi, inanç eğitimi açısından çekirdek dönemdir. Günümüzde, psikoloji ilmi de insanın karakterinin büyük oranda 0-6 yaş aralığında şekillendiğini ortaya koymaktadır. Allah (c.c.)’a iman noktasında zafiyet içerisinde olan insanlarda çoğunlukla, çocukluk döneminde edindikleri yanlış duygu ve düşüncelerin tesiri büyüktür. İşte bu yüzden zihin altı müktesebatın oluştuğu bu son derece değerli; zaman açısından kısa, ama kazanımları itibariyle geniş bir zamana etki eden 0-6 yaş dönemi çok önemlidir.

Hz. İbrahim çocukluğun sorgulama, iyiyi-kötüden ayırma dönemi diyebileceğimiz bir dönemde bu tecrübeyi yaşamıştır.

Allah Rasulü (sav), “Çocukken öğrenilen ilim taşa yazmak gibidir….” buyurmuştur. Gerçekten de küçüklükte öğrenmek taş üzerine nakş etmek gibidir. Belli bir yaştan sonra öğrenilen bilgi ve değer ise, su yüzüne yazı yazmak gibidir.

0-2 YAŞ BEBEKLİK DÖNEMİ

Bugün din eğitimcileri ve din psikologları da çocuğun doğduğu andan itibaren inanmaya hazır olduğu konusunda birleşmektedirler. Onun doğal olan bu inanma isteğinin önü açılmalıdır derler.

“Bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinatı, şimdi seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatlar içinde birer çekirdek-i esasiye müşahade ediyorum…” diyor Bediüzzaman.

Yeni doğan bebeğe yapılan tahnik, dua, telkin (kulağına ezan), isim koyma, akika vb. ritüeller aslında bebeğin ruh dünyasına gönderilen mesajlardır.

Süt evresi de denen bu dönemde, ebeveynin sevgi sözcüklerine yerleştirilmiş kelime ve cümlelerde, ninnilerde, çevresinde konuşulan dilde, Cenab-ı Hakka yönlendiren ifadeler kullanmak önemli… Allah seni ne güzel yarattı, maşallah, Allah bir, Allah’a emanet ol, Allah korusun, hu hu hu Allah, La ilahe illallah, Allahu Ekber, Besmele, Elhamdülillah, vb. sözler ve sesli duaların telkinde büyük bir yeri vardır. Dilini öğrenmeye paralel olarak bu kalıpları öğrenir, tekrar eder, kodlar, benimser. Kur’an-ı Kerim tilaveti, ilahi dinletme de zihin altı müktesebatını beslemekte ciddi yardımcı etkenlerdir.

2-3 YAŞ KONUŞMA DEVRESİ

“Çocuklarınıza ilk öğrettiğiniz kelime ‘La ilahe illallah’ olsun” buyuran Efendimiz (sav) “Konuşma çağına gelen akraba çocukları dikkatle takip ederdi. Abdülmuttalipoğullarından bir çocuk konuşmaya başlayınca İsra-111’i en az yedi kez çocuklara tekrar ettirip ezberlettiği rivayet edilir. (“Evlat edinmeyen, acze düşmeyen ve mülkünde hiçbir ortağı bulunmayan Allah’a hamdolsun”de ve tekbir getirerek O’nun yüceliğini ilan et.)”

Fıtrat Hadisinin bir başka rivayetinde şöyle buyrulmuştur: “Her doğan İslam fıtratı üzere doğar. Konuşmaya başlayıncaya kadar bu hal üzere devam eder. Sonra anne-babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.”

“Çocuk gayr-i iradi ilk anne-baba diyebilir. Ama iradi olarak ilk Allah demeli.”  ***

“Allah bir! Allah bir!” ile ilk sözünün Allah olmasına çabalayan anne-baba ve yakınlarının “telkin ve taklid yöntemi”ni en güzel şekilde uyguladığını görürüz. Hele o küçük meleklerin, kendi hoş şiveleriyle “Allah bir!” dediklerindeki, alkışlarla öpücüklerle aferinlerle gösterilen sevgi davranışları “onaylama, takdir ve pekiştirme yöntemleri”ni de uygulamış olur.

3-6 YAŞ KODLAMA DÖNEMİ

Telkin ve taklid dönemi de denebilecek bu evre, şüphelenmeden ve itiraz etmeden inanmaya hazır olunan bir dönemdir. Telkin format atmak gibidir. Bu yaş gurubu fıtri olarak telkine açıktır. Herhangi bir kavramı vermek için doğrudan telkin yeterlidir. Mesela: “Allah (c.c.) bizi çok seviyor” dediğimizde fıtratı bunu olduğu gibi kabul ediyor. Sade, basit, kısa kelime ve cümlelerle telkinde bulunmalıdır. “Allah seni ne güzel yaratmış” “Boncuk boncuk bu gözleri Rabbim vermiş” “Cennet kokulu meleğim” “Allahım ne güzel kar yağdırıyor” “Mmm miss kokulu çilek. Teşekkür ederiz Allahım” “Annemi-babamı, beni koru Allahım. Amin.” vb…

Hz. Hasan, bir gün evde yerde bulduğu hurmayı ağzına aldığında, Efendimiz (sav), hemen müdahale ediyor, “Bu bize haramdır. Bu sadaka hurmasıdır” diyerek ağzından çıkarttırıyor. Kural koyan bir Allah duygusu ve haram-helal bilincinin bu yaşlarda verilmeye başlanması gerektiği ile ilgili bir örnek olarak alınabilir. (Peygamberimiz (sav) vefat ettiğinde Hz. Hasan 7, Hz. Hüseyin 6 yaşlarındaydı.)

Zaman zaman somut, zaman zaman soyut anlatımdan faydalanılmalıdır. Her ne kadar çocuk gelişiminde bu dönem somut dönem olarak ifade edilse de, soyut argümanlardan da istifade edilmelidir. Zira eğer insan karakterinin şekillendiği asıl evre bu evre ise, soyut duygu ve inançların da bu dönemde beslenmesi önemlidir. İşte, tam da bu yüzden, verilecek eğitimin salt somut mantık çerçevesinde olmaması gerekir. Çocuğun, soyuta iman melekesi güdükleştirilmemeli, aksine geliştirilmeli. Özellikle günümüz çocukları izledikleri çizgi filmler, duydukları hikayelerle metafizik soyut hadiseleri anlamakta zannedildiği kadar zorlanmazlar. Doğu kültüründe anlatılan masal ve efsanelerdeki soyut kahramanlar bu yaş döneminde çocukların hayal dünyasını zenginleştirirken; batı dünyasında, her şeyin somut verilmesi, çocukların daha tekdüze ve kalıpsal düşünmelerine yol açabilmektedir. Mesela; doğu kültürünün kötü karakteri öcü, dev vb. herkesin zihninde kendi hayaline uygun kendine özgüdür. Oysa batı kültürünün kötü karakteri cadı, siyah kukuletası, elinde süpürgesi, kazanı vb. argümanlarla zihinlerde sabittir.

Bu dönemde hikaye, kıssa, temsil metodlarından faydalanılabilir. Anaokulu yaş grubuna uygulanan faaliyetlerden uygun olanlar uyarlanabilir. Oyuncaklarında dini motiflerin kullanılması faydalı olur.

Tekrar ve ezber yöntemi de kullanılabilir. En azından kısa dua ve sureler öğretilmelidir. Efendimiz (sav) yedi yaşında çocuklarımızı namaza alıştırmaya, teşvik etmeye başlamamızı buyurduğuna göre, bu yaşa kadar belli ezberlerin yapılmış olması güzel olur.

7-10 YAŞ TEMYİZ DÖNEMİ

İdrak etme, iyiyi kötüden ayırma kabiliyetinin geliştiği evre… İnsanoğlu, iyiyi-kötüyü,  zararlıyı-zararsızı,  faydalıyı-faydasızı, zannettiğimizden çok daha küçük yaşta ayırma yeteneğine sahiptir. Rabbimiz, insanın fıtratına bu sezgiyi, kendini koruma duygusunu vermiştir. Fıtratı bozulmamış, vicdanı sükut etmemiş her insan doğruyu yanlıştan ayırabilir.

Zihni öğrenme, duygusal eğitim açısından son derece verimli bir dönemdir. Bu yaşlar, özellikle soyut anlayışın geliştiği evredir. Din eğitim ve öğretimi için hazır ve istekli olurlar. Çocuklar, Allah’ın varlığı, birliği, yaratılış sebebi, ödül-ceza vb. olguları kavrayıp yorumlayabilirler. Sebep-sonuç bağını kurmada zorlanmazlar. Soru sorma, sorgulama, öğrenme, duyarlılık, sentez vb. kabiliyetlerin geliştiği bir evredir. Bu yüzden, soru sormaları engellenmemeli, anlayabilecekleri seviyede tatmin edici cevaplar verilmelidir.

Aynı zamanda ibadetlere alışma-alıştırma dönemidir.

Bu dönemde, teşvik-takdir metodu kullanılmalı, çocuklara hoşgörüyle, sevgi ve şefkatle yaklaşılmalıdır. Peygamber Efendimiz (sav), bu usulle çocuklara Allah sevgisi aşılar, nasihat ederdi. “Din nasihattır.”

Çocukluk dönemi Efendimiz (sav)’in yanında geçen Abdullah bin Abbas anlatıyor: “Bir gün Peygamberimiz (sav) devesinde ben de arkasında giderken bana şöyle buyurdu: ‘Abdullah! Öncelikle sana şunları söylemek isterim. Genişlik zamanında kendini Allah’a sevdir ki, O da seni sıkıntılı zamanında sevsin. Allah’ın hakkını gözet ki, O’nu yanı başında bulasın. Bir şey istediğin zaman Allah’tan iste. Yardım dilediğinde Allah’tan dile, O dilemedikçe kimse sana zarar veremez. Bilmiş ol ki, Allah’ın yardımı ancak sabredenler içindir. Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”

Yine Hz. Enes bu yaşlardayken Efendimiz (sav)’in onunla diyaloğu bize din eğitimi-öğretimi konusunda yol göstericidir: “Oğulcuğum abdestini tam ve güzelce al ki, ömrün uzun olsun. Koruyucu melekler de seni sevsin ve korusun. Enes! Gusül abdesti alırken de güzelce yıkan. Saç diplerini iyice ıslat ve tenini de güzelce temizleyerek yıka. Şayet böyle yaparsan, yıkandığın yerden ayrılırken hatalardan, da arınmış olarak çıkarsın. Oğulcuğum, elinden geldiğince abdestli ol. Çünkü kim abdestli olarak ölürse ona şehitlik sevabı verilir.”

Bu Hadis-i Şerif’ten bazı kaideler çıkarılabilir:

1-Temyiz dönemi, ibadetlere alıştırma, tavsiye, özendirme dönemidir.

2-Dinin ibadetlerin anlamı, faydası, hikmetleri konusunda bilgi verilmelidir.

3-Zihni ikna, kalbi tatmin edici açıklamalarda bulunma önemlidir.

4-Motivasyonu arttırıcı ödüllerle teşvikte bulunmaya dikkat edilmelidir.

İman-ibadet esasları, Peygamber hikayeleri-mucizeleriyle ilgili kitaplar, kıssalar, şiirler ilgilerini çeker. Bilgi yarışmaları, Kur’an-ı Kerim okuma, hatim yapma programları vb. grup faaliyetlerinden keyif alırlar. Allah’a iman Cenab-ı Hakkı Esma ve sıfatlarıyla seviyesine uygun anlatma noktasında, tabiat gezileri çok etkili olur.

10 VE ÜSTÜ MURAHIK-MURAHİK (ERGENLİK)

Araştırmalara göre 10 ve üstü yaş döneminde çocukların, Allah’a inanma isteğinin, vazgeçilmez bir arzu olduğu tesbit edilmektedir. Çünkü kendi varlıklarını anlamlandırma; günlük veya geleceğe ait istek ve dileklerin gerçekleşmesinde büyük bir güce dayanma isteği vardır.

Muhakeme, sorgulama, somut ve soyut değerlendirebilme dönemidir. Tenkit, şüphe, araştırma, karşılaştırma, kavrama, sentez, açıklama vb. kabiliyetler inkişaf eder. Bu dönem çocukları, Allah’ın varlığı ve birliği konusunda bilimsel verileri anlayacak ve yorumlayacak seviyededir. Bu tarz yazılı ve görsel bilgileri ilgiyle takip ederler, duygusal dünyaları oldukça zengindir. Sosyal projelere açıktırlar, sorumluluk almaktan hoşlanırlar.

İdol, misyon edinme dönemidir. İnsanın en duyarlı, en idealist, en aktif olduğu evredir. Kainat boşluk kabul etmez. Hakka bina edilmeyen ideal ve hedef boşluğuna batıl bir ideal ve hedef gelip yerleşebilir.  Efendimiz (sav) başta olmak üzere Peygamber hayatları, öğretileri, ahlakları; Sahabe kıssaları, örnek şahsiyetler, kahramanlar anlatılmalı. Onların, Allah’a iman hususunda gösterdikleri gayret, sadakat, çile ve fedakarlıklar nazara verilmeli. Ergenlik yaşına gelmeden önce bu hayranlığın uyandırılmış olması çok önemli. Ergenlikte de bu hayranlık olgunlaştırılmalı.

Ergenlik dönemindeki gençlere, yine aynı dönemdeyken yaşadığı bir hadiseyle İmam-ı Azam Ebu Hanife’yi örnek vererek, bu konuyu şimdilik hitama erdirelim.

İmam-ı Azam Ebu Hanife, henüz çok genç bir yaşta iken, Basra’da, bir Mecusi alimiyle ilmi münazara yapar ve kazanır. Olay şöyle cereyan eder: Basra’ya gelen bir Mecusi:

-“Ben Ateşe Allah diye tapıyorum, çünkü var görüyorum. Siz görmediğiniz halde Allah’a nasıl inanıyorsunuz? Haydi, O’nu bana gösterin” der. Halk, Ebu Hanife ile tartışmasını söyler.

-“Benim çocukla işim olmaz” dese de insanlar ısrar eder, O da razı olur. Haber salınır, ertesi gün mescitte buluşmaya sözleşirler.

Mecusi, ertesi gün gelip, kürsüye çıkar beklemeye başlar. Ancak, Ebu Hanife gecikir.

-“Sizin delikanlı korktu, bana alimlerinizi getirin” der. Sonunda Ebu Hanife gelir.

-“Ağalar kusura bakmayın geciktim. Nehrin öbür tarafındaydım, gelmek için vasıta aradım bulamadım. Sonunda ağaçlara sandal olun dedim, onlar da sandal oldu, ancak geldim.” Kürsüde oturan Mecusi kahkahayı basar,

-“Duydunuz mu, sizin deli çocuğun şu söylediğini, ağaçlar sandal olmuşmuş….” Genç delikanlı,

-“Bir basit sandal kendi kendine olmazsa, şu koca kainat nasıl ustasız, kendi kendine olabilir?” der. Mecusi, cevap veremez soru sorar,

-“O zaman sizin Allah’ınızı niye göremiyoruz. Var olan şey görünür, demek ki yok. Buna ne dersin?”

-“Sizin aklınız, var mı?”

-“Tabii ki var”

-“O zaman gösterin.”

-“Gösteremem ki”

-“O halde yok mu acaba? Akıl, ruh gibi şeylerin de varlığı bilinir, ama kendileri gösterilemez. Emareleri, delilleriyle bilinir.” Mecusi sinirli sinirli son sorusunu sorar:

-“Peki, sizin Allah’ınız şu anda ne yapıyor? Onu söyle.”

-“Münazara boyunca hep sen kürsüdeydin. Şimdi sen kürsüden in, ben oradan bu sorunu cevaplayacağım” der. Mecusi iner İmam-ı Azam kürsüye çıkar ve cevabını verir:

-“Şimdi Allah, ibret alınması için, senin gibi cahil bir inkarcıyı kürsüden indirip, benim gibi bir çocuğu, kürsüye çıkarmakla meşguldür.”

Herkes Ebu Hanife’nin, parlak ve pratik zekasına, muhakemesine hayran olur…

Ayşe ALTAN

YORUMLAR






    0 YORUM