USD
4,1001
EURO
5,0173
ALTIN
175,0626

‘Eşimin cenazesini mi terk etmeliyim yoksa hapse mi girmeliyim?’

Erdoğan rejimi dünya genelinde cadı avına maruz bıraktığı Hizmet mensuplarının cenazesine dahi eziyet ediyor. Bu süreçte herbir hizmet mensubunun ayrı bir dramatik hikayesi var. Bunlardan birisi geçtiğimiz günlerde eşi vefat eden İsmail Eyüpoğlu ailesinin hikayesi.

‘Eşimin cenazesini mi terk etmeliyim yoksa hapse mi girmeliyim?’
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Erdoğan rejimi dünya genelinde cadı avına maruz bıraktığı Hizmet mensuplarının cenazesine dahi eziyet ediyor. Bu süreçte herbir hizmet mensubunun ayrı bir dramatik hikayesi var. Bunlardan birisi geçtiğimiz günlerde eşi vefat eden İsmail Eyüpoğlu ailesinin hikayesi.

Hemen her ailede bir film, bir roman konusu olabilecek trajediler yaşanıyor. Bunun bir örneğini İsveç merkezli insan hakları kuruluşu Stockholm Center for Freedom (SCF) gündeme getirdi. Olay, geçen hafta Afganistan’ın başkenti Kabil’de yaşandı. 25 yıldır Türkiye dışında yaşayan İsmail Eyüpoğlu (42), 3 Şubat cumartesi sabaha karşı eşini kaybetti. Çocuklarıyla beraber Türkiye’ye gidip 18 yıllık hayat arkadaşını son yolculuğuna uğurlamak ile havaalanında tutuklanıp 2 çocuğuna bir de baba acısı yaşatmak korkusu arasında sıkıştı kaldı. Bu arada Türk konsolosluğu pasaportuna el koyup tek seferlik seyahat belgesi verdi kendisine. Son anda çocuklarıyla beraber Türkiye’ye gitmeme kararı aldılar. Çocukları, “Baba, seni de hapse atarlarsa biz hem annesiz hem babasız ne yaparız? Gitme, biz de seninle burada kalacağız” dediler. Kendisi eşinin, yavruları da biricik annelerinin tabutunu uçağa yükleyip arkasından el salladılar.

TATARİSTAN’A HİCRET

Ordu Ünye’li İsmail Eyüpoğlu, 1993 yılında Tataristan’a gidip üniversite okumaya karar verdi. Bir devlet üniversitesinde İngilizce öğretmenliği okudu. Aynı zamanda Hizmet Hareketi’nin oradaki bir öğrenci yurdunda belletmenlik yaptı. 1999 yılında mezun olup Türkiye’ye döndü ama Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK), denkliğini kabul etmedi. Aynı yıl Ordu Ünye’den Habibe Hanım’la evlendi.

YÖK’ün kararı üzerine Tataristan’a dönüp restoran açtı. 2010 yılına kadar çok iyi iş yaptı, para kazandı. 2001 yılında oğlu Selman, 2005 yılında da kızı Zehra doğdu. Bu süre zarfında Hizmet Hareketi ile bağlantılı hayır işleri ve eğitim faaliyetlerinin de içinde oldu. Ancak 2010 yılında Tataristan’da Hareket’e yönelik başlatılan baskı ortamı onu da etkiledi. Restoranı kapatıldı ve ülkeyi terketmesi istendi. Eşi ve çocuklarını Türkiye’ye gönderip kendisi Dubai’ye geçti. Orada restoran açtı. Fakat ortağı ile anlaşamayıp kısa süre içerisinde Türkiye’ye dönüş kararı aldı. 2011 ile 2012 ortalarına kadar Türkiye’de bir özel şirkette çalıştı. Sonra tekrar Dubai’ye geçip çini, seramik ve hediyelik eşya üzerine toptan ticarete başladı. 2015’e kadar devam ettirdi. Dubai’de çıkan ekonomik kriz üzerine işi yürütemedi. Başka bir özel şirkette çalışmaya başladı. Bir yandan da Türkiye’ye dönmeyi düşünüyordu. Fakat o sırada Türkiye’de Hizmet Hareketi’ne yönelik cadı avı başlamıştı. Türk konsolosluğuna çalışan Hamza isimli bir kişinin kendisini “Paralelci” diye ihbar ettiğini ve Türkiye’ye gitmesi halinde gözaltına alınacağını öğrendi. Bu yüzden gitmekten vazgeçti.

BİLEMEDİĞİ ŞARTLARDA…

2017 sonunda, bağlı olduğu şirketin Kabil temsilciliği teklifini kabul etti. 2 hafta kadar önce ailecek Kabil’e geldiler. Yeni yerleştikleri evlerinde uyurken, Cumartesi sabaha karşı 03.30’da göğüs sıkışması ve ağrı şikayetiyle uyanan eşi Habibe Hanım (41), “Bir ambulans çağırır mısın” dedi. İsmail Bey, yeni gelmiş olduğu Afganistan şartlarında gece yarısı kimseye ulaşamadı. Evlerinin yakınında German Hospital vardı. “Oraya kadar yürüyebilir misin?” diye sordu. Eşi, “Yürürüm” dedi.

Fakat hastane kapalıydı. Etrafa sordu, “Biraz ileride başka bir hastane var, oraya gidin” dediler. Güvenlik kamerası görüntülerine göre saat 04.06’da hastanenin kapısından girer girmez Habibe Hanım, “İsmail” deyip yere yığıldı. Kafasını kapıya vurdu. Sedye beklediler, dakikalarca gelmeyince İsmail Eyüpoğlu eşini içeriye taşıdı. Fakat kısa süre sonra eşi vefat etti.

16 yaşındaki oğlu Selman ile 12 yaşındaki kızı Zehra, evde uyuyordu. İsmail Eyüpoğlu, ne yapacağını bilemeden eve geldi. Çocuklarına bir şey söyleyemedi.

TÜRK ELÇİLİĞİNDEKİ MUAMELE

Eşinin Türkiye’deki ailesini arayıp haber verdi. Kızlarının cenazesinin bir an önce Ordu’ya getirilmesini istediler. İsmail Bey Türk elçiliğine gidip durumu anlattı. Cenaze nakli için bazı belgelerin hazırlanması gerekiyordu. Eyüpoğlu, yaşadıklarını anlatırken, “Türk elçiliklerinin Gülen Hareketi mensuplarının işlemlerini yapmadığını biliyordum. Fakat ortada bir cenaze vardı. Ayrıca ben Kabil’de yeniydim, beni tanımazlar diye düşündüm. Elçiliğe gidip durumu anlattım. Çeşitli ülkelerdeki konsoloslukların Hizmet mensuplarının pasaportlarına el koyduğunu duyuyordum. Bu yüzden eşimin orijinal pasaportunu elçilik görevlisine takdim ederken kendi pasaportumun fotokopisini verdim” diyecekti.

Bu arada İsmail Bey bir yandan da büyük bir kararsızlık yaşamaktadır. Hakkında bir ihbar olduğu için 2015’ten beri Türkiye’ye gidememektedir. Fakat şimdi eşinin cenazesi için gitmek istemekte, fakat bir yandan da tedirginlik yaşamaktadır. Sonra gitmeye karar verir. Ancak elçilik yetkilileri, “Türkiye’deki OHAL şartlarından dolayı pasaportunuza tedbir konmuş. Pasaportunuzu bize vermeniz gerekiyor. Size tek seferlik bir seyahat belgesi vereceğiz. Bununla gideceksiniz. Türkiye’de emniyete veya kaymakamlığa gidip hakkınızda herhangi bir soruşturma olup olmadığını öğreneceksiniz. Eğer sizinle ilgili bir engel yoksa biz buradan pasaportunuzu size postalayacağız” der. İsmail Eyüpoğlu bunun üzerine pasaportunu takdim eder.

Bir yandan da hastanenin morgu olmadığı için eşini çıkarıp bir morga götürür. Cumartesi, pazar ve pazartesi günleri boyunca Türk elçiliği nakil belgelerini hazırlayamaz.

ÇOCUKLARINA SÖYLEYEMEDİ

İsmail Bey çocuklarına halen annelerinin öldüğünü söyleyememiştir. “Türkiye’ye gidince ailemle beraber havaalanında söyleriz” diye düşünmektedir. SCF’ye konuşurken, “Bir türlü söyleyemiyordum. Çok ağır geliyordu. O psikoloji ile bu sorumluluğu bir türlü alamıyordum” ifadelerini kullanıyor.

Fakat pazartesi günü, Türkiye’ye gitmesi halinde havaalanında gözaltına alınacağına dair bir bilgiye ulaşır. Gitmekten vazgeçer. Bu durumda artık çocuklarına acı haberi vermesi gerekmektedir. Kabil’de Hizmet Hareketi’nden olan bazı bay ve bayanlardan yardım ister. Hep beraber evine giderler. Çocuklar, neden bu kadar insanın toplandığını anlayamaz. “Niye herkes toplandı? Neden herkes çok üzgün?” diye sorarlar. Babaları İsmail Bey acı haberi verdiğinde Selman ve Zehra feryat figan ağlamaya başlar. Eyüpoğlu yaşananları, “O an hangisine sarılsam şaşırdım. Bir Selman’ıma bir Zehra’ma sarılıp ağladım” diye anlatıyor.

Bunun ardından bir karar alma zamanı da gelmiştir. Çocuklarına, “Hep beraber Türkiye’ye gidip annenizi defnedebiliriz. Ama bilmenizi isterim ki benim havaalanında gözaltına alınıp tutuklanma ihtimalim var” der. Bunun üzerine hem oğlu hem de kızı, “Baba o zaman gitmeyelim Türkiye’ye. Annemizden sonra seni de kaybedersek biz ne yaparız” derler.

Ardından gidip annelerinin cenazesini görürler. Sarılıp vedalaşırlar. Belgeler ancak Salı günü tamamlanabilir. İsmail Eyüpoğlu, “Afgan makamlarından ihtiyacım olan belgeleri 1 saat içinde temin ettim. Fakat eşimin vefat ettiği cumartesi günü, bana belgeleri toplamamda yardımcı olan adı bende saklı olan bir Türk’ün beni ‘Gülenist’ diye ihbar ettiğini öğrendim. Türk elçiliğinin belgeleri 4 günde hazırlamasında bunun etkili olduğunu düşünüyorum” iddiasında bulunuyor.

Netice itibariyle Habibe Eyüpoğlu’nun cenazesi, Salı günü akşam üzeri Kabil’den Türkiye’ye gönderilir. Geride gözü yaşlı iki evlat ve acılı bir baba kalır.

EŞİNİ ÖLDÜRMEKLE İTHAM EDİLİR

Sonrasında yaşananlarsa Türkiye’nin bir başka gerçeğine ayna tutmakta. Merhum Habibe Hanım’ın ailesi, bu süreçte Hizmet Hareketi’ne karşıt safta yer almıştır. Habibe Eyüpoğlu ilk düşüp de kafasını kapıya vurduğunda açılan bir yara, ince ince kanamaktadır. Yolda giderken Türkiye’ye varıncaya kadar da kanamaya devam eder. Ordu Ünye’de tabutu açtıktan sonra kefenin kanlar içinde olduğunu gören kız kardeşi, İsmail Bey’i arayıp, “Katil! Ablamı sen öldürdün!” diye bağırmaya başlar. Bunun üzerine telefonu alan Selman, “Teyze haksızlık yapıyorsun. Ben nasıl olduğunu biliyorum. Babamın yüzüne bir daha nasıl bakacaksın” der. Fakat Gülen’den dolayı zaten İsmail Eyüpoğlu’na kızgın olan teyze Nermin Hanım, “Senin de eline bir metin tutuşturmuşlar. Ne ezberletilmişse onu söylüyorsun. Hadi siz Pensilvanya’daki soytarınızın yanına gidin” diyerek yeğenine de hakaretler savurmaya başlar.

Cenaze, 7 Şubat Çarşamba günü defnedilir. Kabil’deki İsmail Eyüpoğlu ise bir yandan da eşinin akrabalarına karşı kendini savunmak zorunda kalır. Hastanenin güvenlik kamera görüntülerini onlara gönderir. Burada Habibe Hanım’ın kapıda düşüp yığıldığı net olarak görünmektedir.

TR724.com

YORUMLAR






    0 YORUM