USD
4,5714
EURO
5,3797
ALTIN
189,1867

Hapishane Mektupları 2

Nasıl ki hastalık zamanlarında insanın savunma sistemi zayıflar ve başka zamanlarda büyük virüslere bile dayanabilirken bu zamanlarda virüsün en küçüğüne bile tahammül edemez, aynen bunun gibi musibet ve sıkıntı zamanlarında da insanın manevi savunma sistemi zayıflar. Dolayısıyla da başka zamanlarda şeytanın en büyük oyunlarına alet olmazken bu zamanlarda en küçük vesveseleri karşısında sırtı yere gelebilir.

Hapishane Mektupları 2
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

BU MUSİBET BAŞIMIZA NEDEN GELDİ?

Nasıl ki hastalık zamanlarında insanın savunma sistemi zayıflar ve başka zamanlarda büyük virüslere bile dayanabilirken bu zamanlarda virüsün en küçüğüne bile tahammül edemez, aynen bunun gibi musibet ve sıkıntı zamanlarında da insanın manevi savunma sistemi zayıflar. Dolayısıyla da başka zamanlarda şeytanın en büyük oyunlarına alet olmazken bu zamanlarda en küçük vesveseleri karşısında sırtı yere gelebilir.

O halde hastalandığımızda takviye ilaçlarla vücut direncini artırıp biran evvel hastalıktan kurtulmaya baktığımız gibi, musibet zamanlarında ortaya çıkan manevi hastalıklardan kurtulabilmek için de takviye okumalara ihtiyacımız vardır.

Bu hafta da Üstat hazretlerinin hapishanelerde yazmış olduğu mektupları vesile yaparak bu türden okumalara devam edeceğiz.

 BAŞIMIZA BU MUSİBET NİÇİN GELDİ VE NE FAYDASI OLDU?

Elmasları şişelerden, sadık fedakârları mütereddit sebatsızlardan, hâlis ve muhlisleri benlik ve menfaatini bırakmayanlardan ayıran bu şiddetli imtihana girmemizin, biri beşerî diğeri kaderî olmak üzere iki sebebi var:

Birincisi ve beşerî olanı: Kuvvetli bir dayanışma içinde ihlasla dine hizmet etmemiz ehl-i dünya ve ehl-i siyasetin vehimlerini tahrik etti. Onlar bunu bahane ederek zulmetti.

İkincisi ve kaderî olanı: Teker teker her birerlerimiz, bu kudsî hizmete tam ihlâs ve tam tesanüt içinde bütünüyle liyakat gösteremedik. Kader dahi buna baktı, adalet etti ve bize şefkat tokadı attı.

Ancak kaderin bu âdilâne muamelesi hakkımızda tam bir merhamet oldu. Birbirine müştak kardeşleri bir meclise getirdi, zahmetleri ibadete ve kayıpları da sadakaya çevirdi. Bu hadise ile yazılan risaleler her tarafta duyuldu. Herkesin dikkati risalelere çekilmiş oldu. Yine bu vesile ile dünyanın malı, evlâdı ve istirahatinin geçici olduğu, nasıl olsa bir gün onları bırakıp toprağa girecek olduğumuz daha iyi anlaşıldı. Onların yüzünden ahiretimizi zedelemeye fırsat verilmemiş oldu. Diğer taraftan bizi sabır ve tahammüle alıştırdı ve bizleri gelecekteki ehl-i imana kahramanâne bir nümune-i imtisâl etti. (13.Şua Mektup 11)

MUVAKKAT TEVAKKUF BİZİ ÜZMEZ VE ÜZMEMELİ

Bu hadise vesilesiyle Risale-i Nur’un daha parlak fütuhatı, daha büyük dairelerde olacağından şimdiki geçici durgunluğu bizi üzmez ve üzmemeli. (13.Şua Mektup 17)

YASAKLAYALIM DERKEN YAYILMASINA VESİLE OLDULAR

Âyetü’l-Kübrâ’nın basımı sebebiyle toplattırılması, onun parlak makamına nazar-ı dikkatleri çekerek, sanki onun için bir ilânname (reklam) hükmüne geçti diye düşünüyorum. (13. Şua Mektup 17)

DEMEK Kİ MAHPUSLARIN BU HAKİKATLERE İHTİYACI VAR

Kader-i İlâhî bizleri medrese-i Yûsufiye olan Denizli hapishanesine sevk etti. Bunun bir hikmeti şudur:

Demek ki bir taraftan mahpusların ve memurların, diğer taraftan da Denizli halkının ve adliye görevlilerinin Risale-i Nur’a ve şakirtlerine ihtiyaçları var. Bunun içindir ki bizler imana ve ahirete dair bu vazifeyle şu sıkıntılı imtihana girdik.

Evet, sadece otuzda biri veya ikisi tâdil-i erkânla namaz kılan mahpuslar birden karşılarında kırk elli tane dikkatlice namaz kılan insanları gördüler. Bu ise lisan-ı hal ve fiil diliyle öyle bir ders ve irşattır ki, çekilen bu sıkıntı ve zahmetleri hiçe indirir, hatta sevdirir.

Risale-i Nur şakirtleri, tavırlarıyla bu dersi verdikleri gibi, kalplerindeki kuvvetli ve hakikatli imanlarıyla dahi, şeytanî şüphelerin önünde çelikten bir kale olup, buradaki müminleri ehl-i dalâletin vehim ve şüphelerinden kurtaracaklar. Bunu Allah’ın rahmetinden ve inayetinden ümit ediyoruz.

Buradaki ehl-i dünyanın bizi mahkumlarla konuşmaktan ve temastan men etmeleri pek de zarar vermiyor. Zira hal dili ağızdaki dilden daha kuvvetli ve daha tesirli konuşuyor. (13.Şua Mektup 19)

(Evet, daha ziyade nasihate ve derse muhtaç olanlar ekseriyetle hapishanelerde bulunanlardır. Yapmış oldukları günahlara ve suçlara pişman olmuş ve hürriyetlerini kaybetmiş bu insanların bir de ahiretlerini kaybederek daha büyük bir kayıp yaşamamaları adına onların yanına gitmek hem onlar adına hem de ahiretlerini kurtarmaya vesile olacaklar adına önemli bir lütuf olsa gerektir.)

RİSALE-İ NUR HİZMETİNE İLİŞEN HASARET EDER

Münafıklar ve küfre düşenler Risale-i Nur’a ilişecekler, fakat ziyan ederler. Çünkü zelzele ve harp gibi belâların gelmemesine en önemli bir sebep Risale-i Nur’dur. Onun durdurulması belâları celp eder. (13. Şua Mektup 23)

BUNLARIN HÜCUMUNDAN KURTULMA ÇAREMİZ YOKTU

Kardeşlerim, gerçi yeriniz çok dardır; fakat kalbinizin genişliği o sıkıntıya aldırmaz. Hem bizim yerlerimize nispeten yerleriniz daha serbesttir.

Biliniz, en esaslı kuvvetimiz ve dayanak noktamız birlik ve beraberliğimizdir. Sakın, sakın bu musibetlerin verdiği asabîlik cihetiyle birbirinizin kusuruna bakmayınız. Kısmet ve kadere itiraz hükmünde olan şikayetlerle “böyle olmasaydı şöyle olmazdı” diye birbirinizden gücenmeyiniz.

Ben anladım ki, bunların hücumundan kurtulma çaremiz yoktu. Ne yapsaydık onlar yine hücum edeceklerdi. Öyleyse bizler sabır, şükür, kazâya rıza ve kadere teslimiyetle mukabele etmeliyiz. Allah’ın yardımı imdadımıza yetişinceye kadar, şu az zamanda ve az amelde, pek çok sevap ve pek çok hayırlar kazanmaya bakmalıyız. Oradaki kardeşlerimizin selâmetlerine dualar ediyoruz. (13. Şua Mektup 24)

Bir taraftan günümüzde cereyan eden şiddetli hadiselere ışık tutan, diğer taraftan da bu hadiselerin kahraman temsilcilerinin yolunu aydınlatan kıymetli mektupları Cenab-ı Hakk’ın izin verdiği ölçüde paylaşmaya devam edeceğiz.

Not: Üstat hazretlerinin Eskişehir, Denizli ve Afyon hapisleri münasebetiyle yazmış olduğu bu mektuplar, anlaşılmalarına yardımcı olacak başlıklarla ve yine anlaşılmasını kolaylaştırmaya matuf metinlerindeki küçük tasarruflarla aktarılmıştır. Ayrıca asıllarından okunabilmeleri için de her mektubun sonunda kaynağı belirtilmiştir.

Ragıb HİKMET

YORUMLAR






    0 YORUM