USD
4,7207
EURO
5,4880
ALTIN
192,5069

Zulmün Değişmeyen Mantığı

Allah’ın küçük şeylere, büyük işler yaptırması, onun adaleti sübhaneyesindendir.

Zulmün Değişmeyen Mantığı
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Allah’ın küçük şeylere, büyük işler yaptırması, onun adaleti sübhaneyesindendir.

Bir çekirdekten, koca çınar ağacını var etmesi gibi, şuursuz bir arıya, şeker gibi balı yaptırtması gibi, kör topal bir sivri sineğe, kendini ilah addeden nemrutu, öldürtmesi gibi, küçücük karıncayla, firavunun sarayını yıkması gibi, bu sübhan-ı ilahidir…

Öyle ki güçlü olmak, sayıca çok olmak; kısacası kesretin hak nezdinde hiç bir değer ve kıymeti yoktur. Eğer hak güçte, çoklukta olsaydı; haşa tüm peygamberler kavminin karşısında azınlıkta idi. Hz İbrahim tekti, nemrut ve avaneleri bir orduydu. Hz Musa bir avuç insanla yola çıkarken, firavun yüz binlerce orduyla karşısındaydı. Yezit yüzlerce askerle gelirken, Hz Hüseyin Efendilerimiz, yetmiş kişiydi. Efendimiz üç beş insanla davasını sürdürürken, Mekke karşısındaydı, haklı kimdi??

Ama sürüler, kalabalıklar, kesretçe çok olmalar, HAKLI oldukları anlamına gelmiyordu. Allah kesrete bakmaz…

Bu gün yaşanan tabloya bakınca, aslında hiç birşeyin değişmediğini ve tarihin tekerrür ettiğini görmek mümkün… Falan cemaat, filan cemaat, şu parti, bu parti hepsi o tarafta acaba biz!!! Diye düşündüre bilir şeytan, çünkü onun vazifesi o, ancak…

Efendimizin tebşiri varya ahirzaman garipleri, yetimleri…

Bugün hizmet garip, hizmet yetim… Sağında, solunda dayanacağı kimsesi yok, muhatabı yok, derdini anlatabileceği merci yok, dinleyeni yok yok maalesef yok…

Ehli vicdanları olanlar…

Yoklayın şöyle bir vicdanlarınızı, Efendimize büyücü dediler, sihirbaz dediler, yalancı dediler, Ebu Talib’in yetimi dediler, Mekkeyi zaptedecek, herşeyimizi alacak dedilerde dediler…

Ancak, o güne kadar Mekke’de en güvenilir insan kim diye sorsalardı, şüphesiz herkes Muhammed derdi. Ona bu yüzden Muhammedül emin diyorlardı. Yalancı dediler, ama onun sıdk olduğunu çok iyi biliyorlardı.

Ebu Talib’in yetimi dediler, halkın gözünden düşürmek için.

Ona galizli sözler söylüyorlardı, ağır ithamlarda bulunuyorlardı, ama onun masumiyetinden, iffetinden zerre kadar şüpheleri yoktu. Ama kin ve haset, peygamberin de, onlardan çıktı meselesi, onları böyle asılsız bir inkara sürüklemişti.

Bugün, bunlar ajan, bunlar terör, bunlar hain, bunlar takiyeci, bunlar maşa, gibi gibi sıralanan safsatalar, aslında Mekke müşriklerinin, efendimize suç isnat ederken, kendileri de onun öyle olduğuna inanmadıkları gibi, hizmete bu kadar ağır, çirkin, rezilane sözleri sarfedenler, hizmetin  bu isnat edilen meselelerle, yakından uzaktan alakası olmadığını, çok iyi biliyorlar ama!!! Hani o haset meselesi yok mu? Eğer peygamber çıkacaksa bizden çıkmalıydı mantığı…

Eğer hayır yapılacaksa ben yaparım, okul açılacaksa ben açarım, yapılan güzellikler konuşulacaksa, benim adıma konuşulmalı, dünyada bir palazlanma olacaksa, bunu ben yapmalıyım benim adım anılmalı; eğer ben yapamazsam, sana da yaptırmam haseti… Nasıl ki Mekke müşriklerinin o çekememezlikleri, onları hak peygamber olan Efendimizi, bile bile inkâra sürükletti. Bugün atılan iftiranın, hıyanetin, yalanların arkasında aynı haset aynı çekememezlik yatmaktadır…

Bu gün HİZMET, ülkesinde esir dünyada özgür… Aynı Efendimiz döneminde olduğu gibi, dünya -bil hassa Arap Yarımadası- bağrını açtı, bize gel ey Allah’ın Resulü, biz seni koruruz, bizi şereflendir derken, Mekke hala Efendimize inanmayıp düşman nazarıyla bakıyorlardı.

Bugün dünya seni kucaklamış mektuplar gönderiyor, bize gelin; vize, pasaport istemiyoruz deyip methiyeler düzerken…

DÜNYA- MEDİNE, TÜRKİYE- MEKKE

Maalesef dünya gözünü açtıktan sonra Türkiye açacak. Esasen Mekke’de boykot uygulanırken, Müslümanlara yardım etmek isteyenlerde vardı ama Ebu Leheb’in korkusundan sesleri çıkmıyordu.

Tüccarlara sesleniyordu; bunlara en ufak mal sattığınıza şahit olursam, sizin ticaretinizi batırırım, ben o malın fiyatının iki katını veririm size, ben satın alırım, zararınızı karşılarım diyor, Müslümanlara mal sattırmıyordu…

Bugün, bunları ihbar, edin komşunuzu, dostunuzu… Kiralık ev vermeyin, iş yerinizde çalıştırıp, iş vermeyin deyip; maliyecilerini göndererek, kurumları kapattıran, yardımcı olmak isteyenleri, iflas ettirenlerin, zihniyetinin menşeinin nereye dayandığını anlamamak, görmemek çok zor olmasa gerek.

Ve hizmet yetim…

Duha suresinde “fe emmel yetiyme fela teğhar” derken esasen Allah nezdinde yetimin ne kadar değerli olduğunu da görüyoruz. Hizmet bugün Mekke dönemini yaşıyor, boykot yıllarını yaşıyor o dönemde inanan inanmayan nasıl elendi ise, ticaretini düşünenler, kervanını düşünenler ve variyetini düşünenler gibi… İnsanlar, nasıl menfaatine göre karşı tarafa geçip, safını belli ettilerse, bugün tam o elenmenin dökülmenin olduğu olabileceği bir cendereden geçiyor hizmet.

Rabbim ayağımızı kaydırmasın bu millette akıl izan versin.

Ergin BEYDAĞI

YORUMLAR






    0 YORUM