USD
4,5443
EURO
5,2951
ALTIN
184,8426

Erdoğan’ın Midesi Delik Yoksa Doyardı Bence

Bugün 3 Mart. Bir yıl dönümü.

Erdoğan’ın Midesi Delik Yoksa Doyardı Bence
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Bugün 3 Mart. Bir yıl dönümü.

3 Mart 1924’te çıkartılan hanedanın yurt dışına çıkartılmasına dair kanunun kabulü… Orijinal deyişiyle “Mahlu (hal edilmiş) Halife ve Osmanlı saltanatı münderisesi hanedanın erkek kadın bilcümle azası ve damatları Türkiye Cumhuriyeti memaliki dâhilinde ikamet etmek hakkından ebediyen memnudurlar (yasaklıdırlar). Bu hanedana mensup kadınlardan mütevellid (doğan) kimseler de bu madde hükmüne tâbidirler.”

Bu sürgün günümüzdeki sürgünlere ne de çok benzer ama niyetim bunları anlatmak değil.

Hanedanın yaşadığı dramı anlatarak duygusallığı Ağrı Dağı’nın zirvesine götürmek de mümkün. Yalnız gerek yok. Nihayetinde o zulmün kat be kat mislini de şerefsizlikte nirvanayı da gördük/görüyoruz dört senedir.

Sürgün Kanunu der ki hanedan memleketteki mülklerini bir sene içinde tasfiye edecek. Yoksa bu mülkler hükümet tarafından satılacak.

Hanedanın kadın-erkek, çoluk-çocuk 48 saat içinde vatanı terk etmeleri gerektiği için kimi apar topar güvendiği birilerine mallarını devreder, kimi yok pahasına satar. Kimi de hiçbir şey yapamaz. Yıllar sonra, güvenilen kişilerin yahut mirasçılarının pek çoğunun emanete hıyanet ettiği görülecektir. Bir ara bunu daha da derin konuşalım. Kendi atasından dedesinden miras kalan konaklara kira ödemek zorunda kalan sultanları anlatalım.

Nadir de olsa nesilden nesle geçen vefa da görülür. Hakir böyle bir vefaya bizzat şahit olmuştu ki bunu da ilerde yazmak nasip olursa anlatırız.

Yeni rejim ve hanedan arasındaki bir nev’i savaşta öldürücü darbe 1924’teki sürgündür. Zafer cumhuriyetçilerindir.

Hani galip gelen için mağlubun malı mülkü ganimet, anlayışı yaygındır -21. yüzyılda dahi bunu dillendirecek haysiyetsizler bulunur- ancak cumhuriyeti kuran ilk kadroların neredeyse tamamı böyle yapmaz.

Cumhuriyetin temellerini atanların, yeni bir devlet kurma maksadıyla, özellikle insan hakları konusundaki günahlarını, antidemokratik yanlarını bir yana bırakıyorum.

Onların Osmanlı hanedanının geride bıraktığı Boğaz’daki yalılara, ünlü konaklara, mesirelerdeki köşklere sahip olmayı düşünmemeleri ne kadar ilginç değil mi. Bugün Topkapı Sarayı’nda sergilenen paha biçilmez mücevherata da el sürmemişlerdi. Darı ambarına düşmüş tavuk iştahıyla, yüzsüz güç sarhoşluğuyla sağa sola dadanan bütün Erdoğanlara ibret olsun.

O dönemde Erdoğan olsaydı ne yapardı?

Hanedanı terörist ilan eder ve mallarına çökerdi. Erdoğan’ın midesi delik sanırım. Ye ye doymuyor. Utanmadan “bir lokma bir hırka” laflarını düzüyor. Halk avuçları patlayıncaya kadar alkışlıyor.

Cumhuriyeti kuranlar, ülkede tek iktidar olmalarına rağmen hanedan mülklerine el koymaz, ama o sahipsiz mülklere Sami Günzberg gibi bazı uyanık azınlıklar musallat olur ki başkasının helal malına haramice el koymak doğrusu böylelerine ne de çok yakışır.

“Kayyım” denilen bir silahla yapılan gasp metodu 2015’lerde AKP’li haydutlarca keşfedilmiştir. Sanırız bu kadar “gavurluk” Dişçi Günzberg’in bile aklına gelmemiştir.

Demek ki cumhuriyet kadrolarının bir imparatorluk devrinde doğmaları bile bazı hasletleri korumalarını sağlamış.

Ya bugünün çakma Osmanlıları…

Çakma tarihî dizilerle coşarak Erdoğan tezahüratları yapan, mehterle kendinden geçen sürüler…

Elinde tahta kılıçlarla, Ertuğrul seyrederek Erdoğan aşığı olan zeka özürlüler…

15 Temmuz’un ertesinde başlayan yağmaya katılan alçaklar, destek olan yüzsüzler, uzaktan sevinen hayasızlar. Eğitim kurumlarını taşlayan adiler, sprey boyayla “TC devlet” yazan köprüaltı çocukları…

Daha yazacak çok şey var da… Neyse…

Sürgüne giderken Şehzade Ali Vasıp Efendi, hatıratında anlattığı bir sahne çok dikkatimi çeker: “6 Mart 1924 sa­at do­kuz bu­çuk­ta, Ori­ent Exp­ress ile sev­gi­li va­ta­nı­mı­zı terk edi­yor­duk. İs­tas­yon ai­le­mi­zin er­kek ve ka­dın âzâ­la­rı ile do­lu idi. …Bir­çok po­lis kuv­vet­le­ri bu­lu­nu­yor­du… … İs­tas­yon dı­şı­na bi­ri­ken halk sü­kûn ve te­es­sür için­de du­ru­yor­lar­dı. …Baş­ka hiç eş dost gel­me­miş­ler­di. …Ni­ha­yet va­gon­la­rı­mı­za bin­dik ve ha­re­ket et­tik.” diye anlatır.

Hanedan kendi ülkesinden kovulurken etrafta olanlar polisler, gazeteciler ve seyirci halk…

Halk… Hani hünkârı iki yüz metre öteden görse “Padişahım çok yaşa!” diye kendini yırtan halk. Padişahla aynı camide Cuma namazı kılmakla övünen halk. Avazı çıktığı kadar “Devletlu padişahım…” diye başlayan dualara iştirak eden halk.

Sonra… Hanedan palas pandıras gönderilirken seyreden halk…

AKPli zavallılar, zulümlerinin kendilerine kâr kalacağını, halkın hep yanlarında olacağını sanıyorlarsa bu sahneyi hiç unutmasın.

Bir seçim oy çalarsın, bir seçim kediler trafoya saldırır (!), bir seçim terörü hortlatıp kazanırsın, bir seçim kaosla… Amma bunun da bir sonu var. Dünya üzerinde başlayıp da bitmeyen ne var ki…

Güce tapan halk, sadece seyredecek yine, zulüm düzeninizin tepenizden aşağı inişini. Bir seçilmiş diktatörün çöküşü bütün dünyaya ibret olacak.

Bütün diktatörler cehennemin dibini boylasın da insanları hayatlarını bir daha cehenneme çevirmesinler diye…

Salih GÜLEN

YORUMLAR






    1 YORUM

    • No name 3 Mart 2018

      Her yazılana katılmasam bile baen gülümsemeyle bazen hüzünle okuduğum yazınızı.. Başlık çok anlamlı olmuş. Tebrikler :)

      Cevapla