USD
4,7251
EURO
5,4911
ALTIN
192,5069

Hizmet Hareketinin Eğitim Anlayışı 2

Dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinde, eğitim faaliyetlerini başarıyla sürdüren Gülen hareketi gönüllüleri; evrensel değerleri de kucaklayan kendilerine ait norm ve kriterleri açtıkları eğitim kurumlarında yüksek bir performansla uygulamaktadırlar…

Hizmet Hareketinin Eğitim Anlayışı 2
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Üst Eğitim Normları :

Dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinde, eğitim faaliyetlerini başarıyla sürdüren Gülen hareketi gönüllüleri; evrensel değerleri de kucaklayan kendilerine ait norm ve kriterleri açtıkları eğitim kurumlarında yüksek bir performansla uygulamaktadırlar…

Öncelikli olarak eğitim anlayışlarının kubbesini ve ana sütunlarını oluşturan “üst normları” sizlere tanıtmaya ve anlatmaya çalışacağız.

Üst Normlar…

A – Bireyin Kolektif Şuur ve 0rtak Akıl İçerisinde Çiçek Açması:

Ferdin şahsi gelişiminde; kolektif şuur ufkunda, ortak aklı işletirken “ferdin (bireyin) çiçek açma” temel prensibini özellikle esas almak gereklidir.

“Ferdî istidat ve kabiliyetler, kolektif şuur içerisinde körelmeye maruz kalır, tezi ve yaklaşımı doğru değildir. Aksine insanı merkeze alarak oluşturulacak kolektif şuur, farklı istidat ve kabiliyetlerin inkişaf etmesi için uygun bir zemin hazırlamanın ad ve ünvanı olacaktır.”

İnsanın topluluk veya grup içinde, kolektif şuur platformunda yetişmesi, farklı fikirlerin harman edilip müşterek “ortak akıl” ufkuna ulaşmaları, çok ehemmiyetlidir. Ancak bu birliktelik fikirlerin baskı altında dikte edildiği bir yanlış zemine kaymamalıdır. Bireyler düşüncelerini serbestçe ifade edebilmeli, müzakereler, mütalalar yapılmalı, yeni bakış açılarının ortaya çıkması teşvik edilmelidir. Böyle bir eğitim yaklaşımında bireyler hem birlikte istişare kültürüyle yaşama seviyesine ulaşacak hem de kendi kabiliyetlerini geliştirme, yeni fikirlerini ifade etme potansiyel gücünü özgürce ortaya koyacaklardır.

Bu yaklaşım, hizmet eğitim anlayışının önemli esaslarındandır. Ferdin grup kültürü olmadan fikir üretmesi ve palazlanması; demokratik hoşgörü özelliklerini köreltir. Grup içerisinde ise diğer insanlara saygılı, farklı fikirlere tahammüllü, hoşgörü keyfiyetini geliştirmiş bir eğitim anlayışıyla gençler yetişmiş olacaktır. Sayın Gülen bu esası şu şekide ifade etmektedir:

“Evet o (grup içinde bireyi ihmal etmeme prensibi) gerçek mana ve muhtevasıyla ortaya konulduğunda, insanlar o zeminde beyin fırtınaları yaşar, kendilerini rahatça ifade eder ve fikirlerini açık bir şekilde ortaya koyarlar.”

Zaten modern eğitim anlayışında da eğitimin temel esası, bireye doğru özelleşmektir. Ancak bu yaklaşımda özgür fertler, “kollektif şuur ve ortak akıl” iklimi içerisinde boy atmazsa; diğer fikirlere karşı saygısız, birlikte uyum içerisinde iş yapma olgunluğundan uzak, problemli ve şımarık bireyler yetişmiş olacaktır.

Hizmet hareketinin bireyi kucaklaması; içinde bulunduğu topluma saygılı, barışık, demokrasi birikimli, istişareye açık fertler yetiştirme temel yaklaşımını esas alma üzerine kurulmuştur. Bu temal bakış açısı, evrensel değerleri de ihtiva eden Kur’an ve Sünnet esaslı bir ufuktur.

“Binanın temeli çürük ve onu ayakta tutacak asıl direklerden mahrumsa, o yapıya ne kadar payanda vurursanız vurunuz, netice alamazsınız. Temel ve blokaj çok sağlam olmalı ki, o temel üzerine kuracağınız yapı da sağlam olsun. Ever fertleri (bireyleri) iç dinamikleriyle ele alınmış ve bu şekilde blokajı sağlam atılmış bir toplumdur ki, hem kendisi hem de fertleri sağlıklı olabilsin. Yoksa çile çekmemiş, dehrin hadiseleri karşısında pişip olgunlaşmamış, öğrendiklerini içine sindirip benliğine mal etmemiş bir fert; hep başkalarını tenkit edip duracak, nefsini daima temize çıkarıp, dünyaları idare edecek seviyede görürken, başka herkesi hep suçlu, hep mücrim telakki edecektir.”

Gülen Hocaefendi “birey-toplum dengesini” şöyle de ifade etmektedir:

“Böylece fertlerin vicdanlarında birer ruşeym hâlinde beliren herhangi bir güzellik, zamanla topyekün insanlık çapında bir derinliğe, yaygınlığa ulaşır ve her yanda bir şevkat ve merhamet esintisi şeklinde kendisini hissettirir. Bu sayede toplumlar arasındaki anlaşmazlıklar zail olmaya başlar ve yavaş yavaş da olsa bir uzlaşma zemini oluşur.”

…Ve böylece;

“Bütün bunlar gerçekleştiği takdirde ise artık fert toplum/toplumlar küçük ve hasis menfaat mülahazalarına göre değil de, bir kısım yüksek gayeleri gerçekleştirmeye yönelir ve kendi hesaplarına var olma yerine var etme hedefine kilitlenir ve yaşatma zevkiyle ömürlererine uhrevî bir derinlik kazandırırlar. Öyle ki, bu tali’liler, kendi hesaplarına Cennet zevkleri duyma yerine, bu dünyayı herkes için Firdevslerin koridoru hâline getirmeye koşar ve Mevlâna ifadesiyle, sürekli bulutlar gibi ağlar, gülleri ve çiçekleri güldürürler.”

“İşte ancak bu sayededir ki, gerçek mânâsıyla hak, adalet ve eşitlik teessüs eder; kinler, nefretler, düşmanlıklar baskı altına alınır ve belli ölçüde de olsa her yanda huzur esintileri duyulmaya başlar. Zannediyorum çağımızda bütün insanlık tarafından beklenen de işte böyle bir durumdur.”

“Fertle cemiyet arasında ciddi bir alâka mevcuttur. Cemiyet, fertlerden meydana gelir. Faziletle donatılmış fertlerden meydana gelen bir toplum da faziletlidir. Bu itibarla, fertlerin faziletli olmaları ne kadar derin ve ciddi ise toplum o ölçüde fertleri değil, kitleleri ve milletleri topluca kendine cezbeder. İşte, bu küllî hakikati en parlak bir biçimde izah ve ispat eden misallerden birisi Necaşî’nin Müslüman oluşu hadisesidir:

Necaşi, Habeş hükümdarıdır. Bir milletin başında ve o milleti temsil ederken kendisine dehalet edip sığınan bir avuç Müslümanı himayesine almış ve zamanla onların söz ve davranışlarından, hareket ve tavırlarından, nasiyelerinde ışıldayan nur ve sinelerinde çarpan imandan hakikate giden aydınlık yolu sezmiş ve derhal Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) teslim olmuştu. Bu o sarayda yapılan emr-i bi’l-mâruf’un bir semeresi olmakla beraber, o bir avuç topluluğu meydana getiren fertlerin, Necaşî’ye diyecekleri şeyleri, evvelâ kendi dünyalarına söylemiş olmalarının da bir neticesiydi. Başka bir ifadeyle, Necaşî’nin gözlerini kamaştıran, onların dudaklarından dökülen sözler olduğu kadar, bizzat kendi şahsiyetlerine sindirdikleri ve onların mânevî yanlarını teşkil eden faziletleriydi.”

“Malûmunuz, her insan ferdi, diğer türlere nazaran ayrı bir tür gibi. Ayrıca yalnız doğuyor, yalnız ölüyor, yalnız dirilip, yalnız sorguya çekilecek… Bir de aynı eğitime tâbi de tutulsalar, her ferd diğerinden farklı olduğu için, bunların tesir altında kalmaları ve öğrenme seviyeleri de farklı olacaktır. Yine her ferdin duyguları, imtisas ve teessürleri de diğerlerinden farklılık arz edecektir. Bu bakımdan, herkesi aynı terazide tartmak, aynı kefeye koymak doğru değildir.”

“İslâm sisteminde ferdin yer ve konumu çok önemlidir. O, bir zaviyeden toplum binasının temel taşı ve milyonlarca, milyarlarca parçacıklardan mürekkep heyet-i umumiyenin de bir molekülü mesabesindedir. Ondaki her iyilik ve güzellik ya da kötülük ve çirkinlik şöyle-böyle mutlaka bugün olmasa da yarın heyet-i içtimaiyede kendini gösterir. Evet, insanî değerler evvelâ ferdin vicdanında çimlenir, onun ruh dünyasında yeşerir, sonra da toplumun değişik katmanlarında kendini hissettirmeye başlar. Hatta gün gelir bütün insanlığı alâkadar eden evrensel bir seviyeye ulaşır.”

Hizmet Eğitiminin temel üst normlarından biri olan “kollektif şuur ve ortak akılla birlikte ferdin çiçek açması” prensibi, biribirinden farklı çiçeklerin; farklı koku, renk, güzelliklerini geliştirmesi ve topluma arz etmesi, insan yetiştirme felsefesinin olmazsa olmaz bir uygulamasıdır…
Bundan sonraki yazılarımızda “hizmet eğitim anlayışının” üst nomlarını tanıtmaya ve anlatmaya devam edeceğiz inşallah…

Ümit ULUDAĞ

YORUMLAR






    0 YORUM