USD
4,5822
EURO
5,3938
ALTIN
189,7158

    “KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANET“ TEZİNE DAİR…

Bu tezi; gerçekleşeceğine inanılan, hakkında müsbet veya menfî kanaate varılan bir konu ya da hedefin bir şekilde vuku bulması olarak ifade edebiliriz. Tabiri diğerle adeta insanoğlunun hakkında kehanette bulunduğu mevzunun eninde sonunda realize olacağı teorisidir de diyebiliriz.

    “KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANET“ TEZİNE DAİR…
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

         Bu hususla ilgili  uygulamalara bir iki örnek verelim:

Konunun uzmanı, bir okulda aslında hiç bir araştırma yapmadan bazı öğrencileri çok zeki, bazı öğrencileri de vasatın altında olarak tanıtır. Aslında seçilen öğrenciler aynı seviyededir. Görevli öğretmenlere bu gerçek söylenmez. Onlar bu öğrencileri gerçekten çok zeki veya seviyesi düşük olarak bilmektedirler. Öğrencilerin ise bu konu hakkında bilgisi yoktur. Bir yıl sonra çocukların başarıları ve aldıkları yol objektif olarak değerlendirilir. Sonuç oldukça etkileyicidir; zeki olarak ifade edilen öğrenciler oldukça başarılı olmuş, seviyesi düşük olarak ifade edilen öğrencilerse maalesef başarısız olmuşlardır. Bu yaşanmış örnekte öğretmenler, öğrencilerine hangi gözle bakmışlarsa o bakış, “kendini gerçekleştiren kehanete” dönüşmüştür…

Bir başka örnekte de denek farelerle benzer bir çalışma yapılır. Farelerin labirentteki davranışlarını takip eden görevlilere; farelerle ilgili daha önceden yapılan testlerde bir kısımlarının  diğerlerine göre daha zeki olduğunun tespit edildiği ifade edilir. Aslında böyle bir tespit söz konusu değildir. Farelerin tamamı aynı yaşta ve aynı özeliklere sahiptirler. Görevliler bir yıl boyunca farelerin davranışlarını, labirentten çıkış hızlarını kayıt altına alırlar. Sonuç hayret vericidir; zeki diye tanıtılan fareler diğerlerine göre oldukça başarılı sonuçlar elde etmişlerdir.

Kendini gerçekleyen kehanet, insanların kendi hayatları için de söz konusudur. Belli bir alanda  başarılı olduğuna inanan insanlar muvaffak olmakta ancak aynı kabiliyette olup da o alanda başarısız olduğunu düşünenler ise umumiyetle başarısız olmaktadırlar.

Bu tezi bilimsel olarak izah eden bazı uzmanlar; gerçekleşeceğine inanılan konunun, menfi olsun müsbet olsun, kişiyi psikolojik bir etki altına aldığını ve kişinin davranışlarını bir şekilde yönlendirdiğini anlatmaya çalışırlar. Bazı uzmanlar ise bu izahatı kısmen kabul etseler de sadece bu yaklaşımla meselenin izah edilemeyeceğini itiraf ederler.

Bir çoğumuz pratik hayatımızda görmüşüzdür ki; ilgilendiğimiz öğrencilerimiz veya insanlar hakkında kafamızda ve gönlümüzde oluşan olumlu bakış açısı ve halis niyetler hem müspet davranışlara hem de halis duaya dönüşür. Bu hususta Hocaefendi niyetin salih amele dönüşmesi hakikatini  şu şekilde ifade etmiştir:

“Halis Niyetin Amelle İrtibatı

Niyetin tarifinde ifade edilen “kalbin kastı” meselesinin doğru anlaşılması için konuyu biraz daha açmamız gerekir. Şöyle ki, niyetteki kasd’ül-kalb meselesi, bir şeyi sadece akıl ve kalbden geçirme demek değildir. Bilakis o, insanın niyet ettiği hususta azimli ve kararlı olması ve niyetini hemen amele dönüştürme cehdi içinde bulunması demektir. Diğer bir ifadeyle Allah’a teveccüh, niyetin nazarî yanını oluştururken, onun pratiğe dökülmesi amelî buudunu teşkil eder. Bu açıdan niyet edilen meselenin realize edilmesi ve onun pratiğe taşınmasında kararlı olmak gerekir. Şöyle de diyebiliriz: Niyet, din içinde mütalaa edilmesi gereken bir mesele olmasına karşılık, onun realize edilmesi diyanete müteallik bir meseledir. İşte niyetteki ciddilik de, niyet edilen meselenin nazarî ve amelî yanının birlikte ele alınmasıyla anlaşılır. Binaenaleyh insanın bir şeye sadece niyet etmekle kalmayarak, niyet ettiği ameli gerçekleştirme azim ve gayreti içinde bulunması gerekir. İfade etmeye çalıştığımız bu husus, sadece namaz, oruç ve zekât gibi ibadetlerde değil, hasenat kategorisine giren bütün amellerde geçerlidir.

Niyetin pratikle bir değer kazandığı Hazreti Pir’in şu ifadesinden de anlaşılabilir: “Tevâzua niyet onu ifsad eder; tekebbüre niyet onu izâle eder.” Tevazu kanatlarını yere kadar indirme, ahlâk-ı âliye-i İslâmiye’den kabul edilen önemli bir özelliktir. Fakat “Ben, biraz mütevazi görüneyim.” düşüncesi, onu değersizleştirir. Çünkü bu durumda, o kişinin takdir edilme, alkışlanma, parmakla gösterilen bir insan olma gibi arzu ve heveslerin peşinde koştuğu ve niyetinin de tevazudan başka bir maksada yöneldiği anlaşılmış olur. Tekebbüre niyet de onu izale eder. Mesela mütekebbir bir adamın karşısında izhar edilen tekebbür, tekebbür değildir. Çünkü o kişinin buradaki maksadı farklıdır. Demek ki, niyet pratikle değer kazandığından, ondaki asıl maksat, amelî buudu itibarıyla ortaya çıkmaktadır.”

Böylece niyetteki samimiyet, ihlas ufkunda amele yansır ki bu hal; fiilî ve kavlî duanın Allah katında hüsnü kabulu anlamına gelecektir. Hocaefendi “Hayal kurun, hayalleriniz dua yerine geçecek ve bu dualarınızı Rabbimiz kabul buyuracaktır.” derken ihlasla kurulan samimi hayallerin Allah katındaki değerini bizlere anlatmak istemiştir.

Üstadımız da “Katresinde” bu gerçeği; samimi niyetle kainata ve hadiselere nazar ederek manayı ismînin tenteneli perdesini aşıp manayı harfî hakikatına erişme olarak tespit etmiştir.

Yazımızda;  “Kendini gerçekleştiren kehanet” tezinin ihlas, samimiyet, niyet çizgisinde, dua ufkuyla buluşması hakikatini kaleme almaya çalıştık…

 

Ümit Uludağ

YORUMLAR






    0 YORUM