USD
4,5530
EURO
5,3010
ALTIN
185,1584

         “ÜSTADA OMUZ VEREN AMCA” HATIRASININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ…

        “Omuz vermek” deyimi aslında “Hızırvari” bir duruşu fısıldar bizlere… Her bir “ibret ehli”  hayatının nice kader denk noktalarında  omuz verir bir mazluma… bazen de roller değişir, kendisinin en zor anında bir başka el uzanır da dertlerine derman olur. Hayırlara ve iyiliklere  kapı açma anlamında, bazan omuz veren; bir çaresize yardımcı olduğunu zanneder; halbuki bir mazluma el uzatmakla, asıl kendi kurtuluşuna vesile olacak “Rabbinin hikmet kapısını tıklatmıştır.” farkında olmadan…  Hayat yolculuğumuzda düzlükler, inişler ve çıkışlar iç içe girmiştir. İşler yolundayken bir anda kapaklanıveririz; sebeplerin sükut ettiği böyle anlarda, bir  “vesile el” tutar kaldırır yerden bizi. Kavramlar, anlayışlar o kadar girifttir ki; “Kim veren kim alan el, kazanan kaybeden kim?” çözemeyiz vaktin sıcaklığında…

         “ÜSTADA OMUZ VEREN AMCA” HATIRASININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ…
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

“Üstadımıza omuz veren amca” yaşanmış hikâyesini de zannediyorum bu gözle okumak daha anlamlı olacaktır. Aslında hakiki omuzu veren kim, meselenin özünde kim kime yardımcı oluyor: Üstad, omuz veren amca, amcaya yolda sahip çıkan muhterem bir insan, yaşanan tevafuk noktaları ve ders çıkarılması gereken ibretlik hadiseler… Sebepler ve Müsebbib-ül Esbab…

“Omuz vermek” deyimine hikmet perspektifinden bakınca, mesele daha derin anlamlar kazanıyor sanki. Desinler için yardım etmek, menfaat için el uzatmak ya da sadece ve sadece rıza için sahip çıkmak… Biz hangi noktadayız? İhlas, ihsan ve itkan ufkunda meselelere ve  insanlara “omuz vermek” aslında Rabbimize olan sevgimizin ve O’nun bizi sevmesinin bir tezahürü değil mi dostlar? Bakın Alvarli (Efe) M. Lûtfî Efendi hazretleri bu ufku bize nasıl ifade etmiş:

“Sen Mevlâ’yı sevende Mevlâ seni sevmez mi

Rızasına ivende rızâsını vermez mi

Sen Hakk’ın kapusunda canlar fedâ eylesen

Emrince hizmet kılsan Allah ecrin vermez mi

Şer’-i Şerîf yolunda havf-i Hudâ diline

Ehlullah’ın hâlinde Allah hâlin sormaz mı”

 

Alvarlı Efe Hazretleri, yaptığımız bütün işleri  rıza esaslı yapmamızı; O’nu sevmemizi ve yine Yüce Rabbimizin sevgisini kazanma gayretini esas almamızı istiyor.

İşte dostlar,  gelin “Üstada omuz veren amca” hatırasını değerli bir hocamızın kaleminden, ibret gözlüğüyle okuyalım:

 

“Manevi bir geceyi beraber değerlendirmek üzere başka şehirden arkadaşları ziyaret etmek üzere yola çıkmıştık. Yol kenarında ağlayan yaşlı bir adama gözlerim ilişti. Arkadaşımdan arabayı hemen durdurmasını rica ettim ama amcayı epey geçmiştik. Gideceğimiz yere geç kalabileceğimizi göze alarak geri döndük.

 

Amcanın bulunduğu yere geldiğimizde hala ağlıyordu. Selam verdik. Diz çöktüm. Ellerini tuttum. Ağlama amcacığım,sana yardım edebiliriz, dedim. Başını kaldırdı ve kan çanağına dönen gözleriyle bize durumunu anlatmaya başladı:

 

“Hayatımı, her şeyimi, ömrümü, servetimi , sağlığımı  adadığım oğlum… Evlendi iş, güç sahibi oldu. Eşi ve kendi istemediklerini söyleyerek beni kapı dışarı ettiler. Gidebileceğim hiçbir yer yok, o yüzden ağlıyorum.” dedi.

 

O an hiç düşünmeden: Arabımızda yer var amca. İstersen seni de götürelim, dediğimde sanki bu daveti bekliyormuş gibi, tamam evlat, dedi ve arabaya doğru yöneldi. Misafir olarak gideceğimiz  şehre bir de misafir götürüyorduk şimdi.

 

Kalabalık bir salonda sohbet ediyorduk ki bir feryat, bir çığlık, bir vaveyla kopmuştu… Evet , ağlayan kişi yol kenarında gördüğümüz ve yanımızda getirdiğimiz amcaydı. Oturduğu yerin hemen bitişiğindeki kitaplıktan Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerine ait bir kitabı eline almış ve ağlıyordu. Biz sebebini soracaktık ki o ayağa kalktı ve bana doğru yöneldi. ‘Kimsiniz siz, bu kitabı yazan kişiyi tanıyor musunuz’ dedi.

 

Biz, O zatın talebeleri olmaya gayret ediyoruz, dediğimde ağlaması daha da şiddetlendi ve diz çökerek: ‘Şükürler olsun Ya Rabbi’ dedi.

 

Anlam veremediğimiz bir durum vardı. Yol kenarında bir amcayı buluyoruz, onu misafir olarak çağrıldığımız  şehre getiriyoruz ve az önceki duygusal tabloya şahit oluyoruz.

 

Elinden tutup koltuğa oturttuk ve anlat amcacığım, sizi dinliyoruz dedim.

 

Bir mendille gözlerini iyice silip , sehpadaki sudan birkaç yudum aldıktan sonra anlatmaya başladı.

 

“Yıllar evveldi. Asker ocağındaydım. Bir şaki var demişti kumandanlarımız, onu kelepçeleyip Emirdağ’a getirecektik. Elleri kelepçeli bir şekilde aramıza alıp trene bindirecektik ki O zatın ayakları kaydı. Düşmesine ramak kalmıştı; omuzlarına destek oldum ve düşmesine mani oldum. Ellerim hala omuzundaydı ki bana dua etti: “Allah ömrünün ahirinde , en sıkıştığın bir zaman diliminde seni o darlıktan çıkarıp hayırlı insanlarla beraber eylesin.” dedi. O zat, kitaplıkta kitaplarını gördüğüm Said Nursi’ydi.” dedi ağlayarak. … Ve şöyle devam etti:

 

“Bugün daraldığım,  üzüldüğüm kadar ömrümde hiçbir günüm olmadı; zira öz oğlum ve gelinim beni kapının önüne koydu ama O zatın duasını kabul eden Rabbim sizleri karşıma çıkardı.” dedi.

 

O gece amcanın etrafında toplandı gençler. Dualar edildi, namazlar kılındı ve ertesi gün biz ayrılacakken bırakmadılar arkadaşlar amcayı. O artık bizim misafirimizdir, dediler. Ve o günden sonra, o beldede .     “Üstada omuz veren amca” olarak hürmet görüp el üstünden tutuldu; hatta daha sonraları hatasını anlayıp özür dilemeye gelen oğlu ve gelinine “Ben kardeşlerimi,buldum geri gelmeyeceğim” demiş.

 

Evet…

 

Zor zamanlarda zulme uğrayanlara yapacağınız en küçük bir desteğin dahi ileride karşınıza nasıl ve ne şekilde çıkacağını tahmin bile edemezsiniz.”

 

Ümit ULUDAĞ

 

 

YORUMLAR






    0 YORUM