Ahmet Türk: Siyasi soykırımla karşı karşıyayız

174
Ahmet Türk: Siyasi soykırımla karşı karşıyayız

“Kürtlerin kafasında Türkiye’yi bölme yok, eşit haklara sahip olma çabası ve arayışı var”

Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Diyarbakır eş başkanları Fırat Anlı ve Gültan Kışanak‘ın tutuklanmasıyla ilgili olarak, “Siyasi soykırımla karşı karşıyayız. Siyaseti, milletvekilini, belediye başkanını susturduğun zaman halkı da susturmuş olacaksın. Bu yöntemlere başvurarak halkı ürkütmeye, korkutmaya hem de siyaseti güçsüzleştirmeye yönelik bir şey var” diye konuştu. Türk, “Kürtlerin kafasında Kürt mücadelesinde Türkiye’yi bölme amacı yok. Eşit haklara sahip olma çabası ve arayışı var. Açık bir şekilde taleplerini dile getiriyor bunun için…” ifadesini kullandı.

Ahmet Türk’ün Cumhuriyet gazetesinden Kemal Göktaş‘a verdiği söyleşi şöyle:

– Hep bu işin cefasını çekmişsiniz. Diyarbakır Cezaevinde işkence görmüşsünüz. 86-87 de tutuklandınız, her 10 yılda tutuklanmışsınız. Saldırılar, yumruklamalar olmuş Samsun’da, Batman’da… Gelinen aşamada Kürt sorunun çözüleceğini umduğumuz bir aşamada cehenneme girdik. Siz umutlu musunuz cefayı çektiğiniz bir hayat sonunda?

Aslında mutlaka bir çözümün olması gerekir. Ortak aklın ortaya çıkması gerekir. Ama bugün bu hükümetin Kürtlerle ilgili yaklaşımına, devletin şu andaki ortaya koyduğu siyaset ve yaklaşım biçimi gerçekten umutları kıran bir noktada. Tabii ki bizim amacımız demokratik özgür bir gelecek ve Türkiye ve bu Türkiye’de Kürtlerin özgür adil yaşadığı bir ülke yaratmak. Bunun mücadelesini veriyoruz. Hak ve özgürlüklere inanıyorsanız onun mücadelesini sürdürmek zorundasınız. Bugün bir umutsuzluk var ama gelecekte bunların çözülmesi gerektiğine ve çözüleceğine inanıyoruz. Bazen çatışmalar ve savaşlar barışın gelişmesi için de ortaya çıkabiliyor. Ortak aklın artık ortaya konulması gerekir. Bugüne kadar hükümetin refleksleri, yaklaşım biçimi içleri karartan bir noktada…

– AKP hükümeti tek başına iktidarda olduğu sürece çözüm zorda diyebiliriz mi?

Elbette zorda bu yaklaşımla… Ben bir gün Türkiye’de ortak aklın ortaya çıkması gerektiğine inanıyorum. Türk’ün de Kürt’ün de artık yeter demesini bekliyorum. Bakın aslında halen birlikte yaşam konusunda istek var. Bugün bile Kürtler en zor anda bile Kürtlerin dili, özgür eşit olduğu, kendi kültürünü dilini özgürce yaşadığı bir ortamın sağlanması amacında. Kürtlerin kafasında Kürt mücadelesinde Türkiye’yi bölme amacı yok. Eşit haklara sahip olma çabası ve arayışı var. Açık bir şekilde taleplerini dile getiriyor bunun için…

– Kent savaşlarından sonra çok büyük mağduriyetler yaşandı. Hala Türkiye bunu konuşamıyor. Bunun Kürtlerde bir kopuş yarattığı da söyleniyor. Bu kopuş neye tekabül ediyor?

Ben halkın gerçekten bugünkü anlayışa, Cizre’deki yaklaşım biçimine, Şırnak’taki, Nusaybin’deki yaklaşım biçimine, büyük bir tepki ve öfkeyle yaklaştığını görüyorum. Polis devleti var. Baskı var, sindirme var. Kürtleri çökertmeye çalışan bir anlayış var ama bütün bunlara rağmen Kürtler Türkiye’den kopma, ayrılma değil ama gerçekten bir ümitsizlik de gelişmiştir. Kürtleri sindirmeye, çökertmeye çalışan bir politika izlediğini görüyoruz devletin. Bütün Kürtlere sorarsanız ayrılmaktan çok birlikte eşit özgür bir çözüm istiyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen bir gün bunun bir ortak akılla çözüleceğini, herkesin bir gün oturup ortak bir projeyle demokratik bir anlayışla çözeceği konusundaki beklenti var. Ama dediğim gibi şu anda baktığımız zaman insanlar psikolojik olarak ‘bu devlet Kürtlerin varlığına dahi tahammül etmiyor’ gibi bir noktada. Tabii buradaki uygulamalarla da sınırlı değil. Örneğin bugün Rojava meselesine girdiğimizde bir tarafta DEAŞ’la mücadeleden söz ediliyor ama DEAŞ’la çatışma, mücadele yok. Kürtlerin kazanımların yok etme, o kazanımların ortadan kaldırılmasına dönük bir politika izlediğini görüyoruz. Yine Irak’taki savaşa girme ısrarı, orda bulunma ısrarının nedeni yine Kürtlerdir. Kürtler bunu çok iyi görüyor. Oysa ki Kürtler her zaman şunu düşünmüş; Türklerle Kürtler aslında bu coğrafyada Ortadoğu’da birlikte yaşayabilecek iki halktır. Eğer Kobane’de Suriye’deki politikalarla Kürtleri kucaklayıcı bir anlayışla yaklaşılsaydı bugün farklı bir süreci yaşardık. Ve gerçekten Irak’taki, Suriye’deki Kürtler bile Türkiye’deki Kürtlerin ve Türkiye’nin bir parçası olarak görüyor. Hep Kürtler potansiyel bir tehlike olarak görülüyor. Kürtlerin sindirilmesi, korkutulması konusunda kafalarda hep bu planlandı veya o şekilde bir arayış içinde potansiyel tehlikeyi nasıl ortadan kaldırırız diye Kürtlere yaklaşıldı. Yani kucaklayıcı olmaktan uzak kalındı. Peki bu düşünce nereye kadar gidecek? Sonuç olarak Kürtler Ortadoğu’daki en büyük halklardan biri. Suriye, Irak, İran ve Türkiye’deki Kürtlerin sayısı 40 milyon ediyor ama bu halkın hiçbir hakkı, hukuku yok. Bunlar gündeme geldiği zaman da bu halk çok ciddi bir şekilde, ağır bir şekilde bastırılıyor.

– Afrin’e müdahale edilirse bunun Türkiye’ye bir yansıması olur mu?

Yani tabii ki zamanında Kobani’ye müdahale edildiğinde buradaki insanlar nasıl ayağa kalktıysa, Afrin’e müdahale edildiğinde de aynı tepkiyi gösterecek. Ama dediğim gibi bugün bir sindirme, çökertme politikası var. İnsanların üzerinde bir baskı oluşturarak demokratik reflekslerini ortadan kaldırmaya yönelik bir baskı var. Ama sonuç olarak Kobani Kürtler için nasıl önemliyse, Afrin de o kadar önemli. Başından beri zaten bizler öyle görüyoruz. Bu Suriye projesi tamamen Afrin’in Kobani’yi birbirinden uzaklaştırma, Kürtler arasındaki ortak gelecekleriyle engellemeye yönelik bir set oluşturmaya yönelik. Yoksa burada IŞİD’le ilgili değil, orada Rojova’ya girişi. Yine Beşika’daki Türk askerlerin bulunması inanın ki ne mezhepsel bir meseleden dolayıdır ne Araplara karşı ne de IŞİD’e karşıdır. Yine de orada Kürtleri kontrol altında tutmaya yöneliktir. Biz öyle değerlendiriyoruz. Peki Kürtlere her konuda baskı olacak ama ‘Kürtler refleks göstermesin’ denilecek. Bugün Diyarbakır’da yaşanan iki eş başkanımızın gözaltına alınmasıyla birlikte en ufak tepkiyi bile kabul etmiyor. Belediye görevlileri ‘bizim irademizdir dokunmayın’ diye iki eş başkanın resimlerinin olduğunu bir afiş asmış, bunu asanlar bile gözaltına alınıyor. Halen gözaltında insanlar.

– Diyarbakır Belediyesi eş başkanlarının gözaltına alınması yeni bir aşamaya mı işaret ediyor?

Yani söylediğim gibi siyasi soykırımla karşı karşıyayız. Siyaseti, milletvekilini, belediye başkanını susturduğun zaman halkı da susturmuş olacaksın. Bu yöntemlere başvurarak halkı ürkütmeye, korkutmaya hem de siyaseti güçsüzleştirmeye yönelik bir şey var. Kürtler Ortadoğu’da önemli bir aktör. Kürtsüz bir sorunun çözülmeyeceğini bütün dünya görüyor. Tam bu aşamada ‘Kürtlerin sindirilmesi gerekiyor’ gibi bir anlayışla hareket ediliyor. Ortadoğu’daki gelişmelerle Kürtlere yönelmenin bir rabıtasının görülmesi gerekiyor. Kürtler tamamen bir aktör olmaktan çıkarılınca barış nasıl sağlanacak? Dünya bunun mümkün olmadığını görüyor. Kürtler geçmişteki gibi hukuka, hakka sahip olmayan bir yaşamı kabul etmiyor. Birinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra Ortadoğu yeniden şekillenirken Kürtlerin güçsüz olması gerektiği düşünülüyor ve hem içerde hem dışarda bu nedenle kontrolü sağlamak istiyorlar.

– Bu anlattıklarınızdan Rojova’daki sorun çözülmeden barışın zor olduğunu anlıyorum. Aslında çözüm sürecinde Öcalan ve Erdoğan’ın karşılıklı olarak ‘Rojova kırmızı çizgimizdir’ demeleri de bunu gösteriyordu.

Ortadoğu’daki gelişmeler Kürt sorunun çözümü veya çözümsüzlüğü konusunda önemli bir etken. Kürtler 4 parçada yaşıyor. Hem siyaseten aktör, hem de örgütlü bir halk. Bu yürütülen politika Türkiye’nin, Türk halkının yararına mıdır? Bunun tartışılması gerekiyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, şiddete rağmen ortak aklın ortaya çıkması lazım. Ortak akılla çözmemiz lazım. Başka çözüm yolu yok. O nedenle bu süreçte umutsuzluğumuzu ifade ediyoruz ama çözmekten başka yöntem de yok. Siyaseti susturdunuz, belediyelere kayyım atadınız. Peki, bütün halkı susturmuş mu olacaksınız? Ben geçmişte de bunu söyledim. Şimdi konuşabileceğiniz aktörler var ama 10 yıl sonra belki bu aktörler de kalmaz. Geleceği düşünerek ortak projeler etrafında bütünleşmeliyiz.

– Ortak akıl vurgunuz var ama bunun Türkiye’deki karşılığı nedir? Hükümet bundan uzaklaşmış görünüyor. CHP’nin de Kürt sorunu konusunda çözüm önermek konusunda çekinceleri var.

Ülke felakete gidiyorsa bu suskunluk kimi kurtaracak? CHP’nin son dönemdeki tavrı felaketin büyümesine neden oldu. Hukuk kalmamış, basın kalmamış, demokrasi kalmamış… her şey kontrol altında. Siz hala ‘biz sessimizi çıkarırsak milliyetçi kesimler bize saldıracak’ diyorsunuz. Yanlışa karşı suskunluğun milliyetçilikle ne ilgisi var? Milliyetçilerin de artık bu sürece karşı çıkması gerekiyor. Bu Türkiye’yi felakete götürüyor.

– Peki kimle oluşturulacak bu ortak akıl?

Yani işte bütün mesele bu. Bir söz var: Fareler toplanıyor. ‘Kedinin boynuna bir çıngırak koymamız lazım. Geldiğinde haberimiz olsun’ diyorlar. Anlaşıyorlar ama sonra diyorlar ‘peki ama bu çıngırağı hangimiz koyacak?’ Bizde de sorun bu olmuş. Bu yanlışlara bu hukuksuzluklara kim dur diyecek? İşte bunun arayışı içindeyiz hepimiz. Ama mutlaka bunun olması gerekir, diye bir ortak akıl var. Türkiye’de herkes susturuldu. Tek yönlü halk üzerinde bir propaganda yürütülüyor. Devletin sözleri boyanarak; doğru ilan edilerek topluma öyle yansıtılıyor. Böyle bir toplumun bazı gerçekleri kavraması da zaman istiyor. Şimdi Orta Anadolu’ya gidin, bölgede olan bitenlerden haberleri yok, onların gündeminde bile değil. Tek taraflı medyanın hükümetin mesajlarını vermekten başka işi yok. Toplumu bu kadar Türkiye’nin sorunları ile ilgili duyarsız hale getirirseniz veya yanlış bilgilerle bu toplumu doldurursanız sonuç olarak demokratik reflekslerin gelişmesi gecikir. Buruda demokratik ya da ortak aklın oluşması konusunda da sıkıntılar yaşanır. Ama bütün bunların aşılacağını düşünüyorum. Acılar çekebiliriz, yanlışlıklar yapılabilir, bedel ödeyebilirsiniz ama sonuç olarak bu işin böyle gitmeyeceği ortada. 90’ları 80’leri yaşadık, faili meçhulleri, köy yakmaları gördük. Peki, bitti mi sorun, bitmedi. Yarın bizlerle ilgili bazı kararlarlar da alabilirler. Kayyım atayabilirler. Parlamenterlerin tutuklanması söz konusu olabilir.

– Yakın zamanda böyle bir gelişme mi bekliyorsunuz?

Zaten bu konuşuluyor. Yüksek sesle dile getiriyor Cumhurbaşkanı, ‘herkesten hesap soracağım’ diyor. Yürütülen bu siyaset, bırakın Kürtleri, ne kadar Türkiye’nin menfaatinedir? Yani bunu da oturup tartışmak lazım. Sonuç olarak bir toplumu, halkları birlikte yaşayan halkları karşı karşıya getiren bir siyaset yürütülüyor. 90’lardan daha ağır bir süreç yürütülüyor. Daha hukuksuz bir yaklaşım ortada.

– Çöktürme planı diye bir plandan söz ediliyor. Sizce bu gerçek mi?

Niyet bu… Çökertmek, sindirmek… 21. yüzyılda Kürtlerin kazanımlarını nasıl ortadan kaldırırız diye hareket ediliyor. Silahlı unsurlar bitse bile bu sorun çözülmedikten sonra yarın farklı bir örgüt çıkar. 21. yüzyılda dilsel, kültürel yerinden yönetim konularında talep var. İnsanları eskisi gibi hiçbir hakka sahip olmayan bir halk olarak yönetemeyeceklerini görmeleri lazım. Türkiye’nin de şuna hakkı var. Evet çözelim ama birlikte yaşayalım deseler, kimsenin itirazı olmaz. Üniter devletin bütünlüğü içinde, demokratik bir geleceği ortaya koyma konusunda Kürtlerin bir itirazı yok ki… Kürtler inkar ve asimilasyon politikasının artık günümüz dünyasında geçerli olmadığını söylüyor.

– Bazı belediye başkanlarının özerklik ilan etmeleri Türkiye kamuoyunda sanki bir ayrılık mesajı gibi algılandı.

Özerklik talebi bir ayrılma talebi değil. Özerklik yerinden yönetim ilkesidir. Bunu sadece Kürtler için değil bütün Türkiye için istedik. Yani Cumhurbaşkanı ‘bu sistem yürümüyor, başkanlık olsun’ diyor da bizler ‘yerinden yönetim olsun’ dediğimizde niye suç oluyor. O da bir sistem değişikliği. O suç olmuyor da bu oluyor. Ayrıca geçmişten bugüne kadar da zaman zaman Cumhurbaşkanları, başbakanlar, siyasetçilerin ‘Federasyon dahil her şeyi tartışılabilmeliyiz’ diye açıklamaları oldu. Rahmetli Turgut Özal bunu söyledi. Mesut Yılmaz’ın benzer açıklamaları oldu. Tansu Çiller ‘BASK modelini tartışalım’ dedi. E peki Kürtler yerinden yönetim ilkesini savunurken neden bu kadar hedef haline getiriliyor?

– Orada yöntemde bir sorun yok mu? 7 Haziran’dan önce özerklik fikri bu kadar tepki çekmiyordu. Ama sonra özerklik biraz da şiddetin eşlik etmesiyle, hendeklerle birlikte ilan edilince böyle bir algı yaşanmadı mı?

Özerklik ilanından çok talepler gündeme geldi… Öyle bakmak lazım..

– Ama özerklik ilan ediyoruz denildi..

Gültan Hanım ne zaman bunu söyledi?

– Gültan Hanım demedi ama başka yerlerde belediye eş başkanları bunu dedi.

Bir ilçe başkanı söylemiş olabilir ama önemli olan bu talebi gerçekleştirmektir. Oturup tartışmak geliştirmektir. Ben ilan ediyorum demekle, soyut bir şeyle mesafe de alınmıyor. Bu bireysel düşüncemdir.

– HDP seçmeninin son olaylardan sonra partisiyle mesafelendiği söyleniyor. Kayyım atandıktan sonra, Gültan Hanım gözaltına alındıktan sonra halkın sokağa çıkmaması da böyle yorumlandı.

O öyle değil. Siz bütün sokakları tutarsanız, halkın sokağa çıkmasını engellerseniz, itirazını yapanı bile gözaltına alırsanız, halk ne yapacak? Halk bizi eleştirebilir ama kayyım meselesinde halktan ‘iyi ki kayyım geldi’ diyen yok ki. Her toplumda farklı görüşler var. Burada da korucular, devletten beslenen bazı kesimler bunu söyleyebilir ama genel olarak halkta kayyımlara karşı tepki var. Bugün psikolojik bir savaş yürütülüyor. Halk sindirilmeye çalışılıyor, belki bu nedenle bir suskunluk var ama bizi eleştiren bile devletin bu politikalarından nefret ediyor. Bunu görmek lazım. Biz halkın içindeyiz görüyoruz.

– Parti olarak özeleştiri sürecine girmişsinizdir mutlaka. Nerede hata yaptınız? PKK’nın ikna edilmesi dahil…

Bizim eksikliklerimiz olabilir. Eksiği hatası olmayan kimse yok. Siyaset yapıyoruz. Mesele bizim eksiğimizden kaynaklanmıyor. Mesele devletin Kürt sorunu ile ilgili birlikte yaşadığı halka bakışından kaynaklanıyor. Biz eksiklerimiz için halktan özür dileriz, eksikleri tamamlayabiliriz ama devletin yaklaşım biçimini nasıl düzeltiriz. Mesele bu. Eksikliklerin tamamlanmasıyla bu sorunun çözümü arasında bir bağ kurabilir miyiz? Eksiklikleri yanlışlıkları ortadan kaldırdık diyelim ama devlet Kürt politikasının yanlışından ötürü mü bu kadar baskıcı tutum içinde?

– Bu aşamadan sonra HDP Türkiyelileşme projesiyle var olabilir mi?

Biz Kürt sorununu sadece Kürtlerin sorunu olarak görmüyoruz. Kürtleri yalnızlaştırmak isteyen bir politika izleniyor. Ama bu sorun Türkiye’nin, Türk halkının demokrasiye inanların sorunudur. Biz bu nedenle sorunu çözerken sorunların ortadan kaldırılmasını isterken Türkiye’de vicdan sahibi insanlarla ortaklaşarak bu mücadeleyi büyütme kararındayız. Bu kararımızda da asla bir değişiklik olmayacak. Biz ırkçı, milliyetçi bir anlayışla meseleye bakmıyoruz. Başından beri halkların kardeşliğini temel alıyoruz. Daha milliyetçi anlayışların Türkiye’yi felakete götüreceğini söylüyoruz. Bu sorun sadece Kürtlerin değil Türkiye halklarının da sorunudur. Birlikte mücadeleyle çözülebilir diyoruz. Bu yüzden HDP’nin başarısının engellenmesi gerekiyordu. Yürütülen siyaset de bu. Bütün televizyonlar kontrol altına alınmış, sesimizi nasıl duyuracağız? Bugün bile açıklama yapıyoruz ama açıklamamızı bir tek polis alıyor. Bugün Musul’dan gelen kükürtle ilgili açıklama yapacağız dedik ama bunu bile sadece polisler okuyacak, basında yer almayacak. Geçen gün Mardin belediyesi ile ilgili televizyonda program yapılıyor. Müfettiş raporuyla sabit: Bizim işçi memura verdiğimiz ücretlerin oranı 2014’de yüzde 19 . Geçen yıl yüzde 21. Bu yıl tahminimiz yüzde 22. Genel bütçede yüzde 30’u aşamaz deniyor. Ama televizyona çıkan bir AKP’li profesör diyor ki ‘verdiğimiz paranın yüzde 60-70’i işçi memura gidiyor.’ Ben Habertürk’e bağlanmak istedim. Dedim ki ‘bu iftiradır, cevap hakkımızı kullanmak istiyorum.” Ama kesinlikle bağlamayız dediler. Böyle bir şeyle sesimizi nasıl duyuracağız? Ama tek taraflı işliyor. Bunlar bölücü, Türkiye’nin, Türk halkının düşmanı deniliyor… Biz ne Türkiye’nin ne Türk halkının düşmanıyız. Biz Türkiye halkıyla adil eşit bir yaşamı esas alan demokratik özgür bir Türkiye arayışı içinde olan insanlarız.

– Son gelişmeler Kürt hareketi içindeki milliyetçi eğilimi güçlendiriyor mu?

Benim inancım şudur: Kürtler farklı bir adreste olmak istemiyor. Türkiye halkı ile sorunlarını çözmek istiyor. Genel kitle öyle ama toplumun her kesiminde milliyetçi duygularla beslenen insanlar çıkabilir.

– Şu çok sık soruluyor: Kürt siyasi hareketi, Kürtler neden dönüp de PKK’ye ‘bizim adımıza şiddet yapmaya son verin’ diyemiyor.

Aslında bu söyledikleriniz bütün toplum içinde tartışılıyor. Bunu da biliyorlar. Bu konuda da görüşlerimizi de açık açık ifade ediyoruz. Ama siz bunu sorduğunuzda peki ama devlet adım atacak mı? Silahları bırakın gidin, peki ne olacak sonrası? Bu konuda yolu açtık ama bir günde masayı devirdi. Onunda verdiği cevap bu olacak. Bizim etkili olabilmemiz için iki tarafın da bu sorun nasıl çözülür. Çözüm konusunda kendilerinin bir şeyi yok. Biz rahmetli Özal’la bir araya geldik dedi ki ben herkesten daha milliyetçiyim ama mutlaka bunu oturup konuşmamız lazım. Bunun formülü nedir bulmamız lazım. Öcalan’a bu mesajı gönderdi bizimle. Size gidin ya da gitmeyin de demiyorum gidince sıkıntıya da girersiniz ama bu mesajı iletin dedi… Devlet yaklaşımını değiştirirse bizim de etkili olma şansımız olur. Devlet belini kıracağım ezip biçeceğim gibi bir mantıkla yaklaşırsa sizin bir rolünüz girişimde bulunma şansınız yok, etkili de olamazsınız.

CEVAP VER