Akademisyenlerin yaşadığı travmayı Huffingtonpost’a yazdı

270
Merve Reyhan Kayıkçı

Merve Reyhan Kayıkçı, 15 Temmuz sonrası tutuklanan profesör babası ve akademisyen arkadaşlarının nasıl işkencelere maruz kaldığını Amerika’nın önde gelen haber sitesi Huffingtonpost’a yazdı. İnsanların bunca olaya sessiz kalmasına dikkat çeken Kayıkçı, hükümetin eleştirel bir açıklamaya tahammülü olmayıp savaş başlattığını aktardı.

  1. Reyhan Kayıkçı’nın Huffingtonpost’ta yer alan yazısı;

 Sık sık evimize gelen babamın arkadaşlarından bir profesör şu anda hapishane kantininden aldığı suyun parasını dahi sayamayacak durumdaymış.

Günler boyu süren sorgu sırasındaki ağır işkenceden dolayı travma geçirmiş.

Türkiye’nin batısı da yetişmemiş ve babamın uzun süredir arkadaşı olan bu kişi şu anda babamla hapishanede aynı hücreyi paylaşıyor.

Sakarya Üniversitesi’nin 16 yıllık profesörü olan babam 15 Temmuz darbesi sonrasında işlerinden atılan diğer profesörler gibi şu anada tutuklanmış durumda.

Darbenin bir kaç gün sonrasında polislerin evimizi basıp her tarafı darmadağın edip arayacağını ve gözaltına alınacağını her halde hiç düşünmemişti bile. On gün boyunca saatlerce süren ve cevaplarını bilemeyeceği sonu gelmeyen sorulara muhatap oldu.

 Darbeden dört sonra Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla çıkan ve her hangi bir kişiyi sorgusuz sualsiz 30 gün gözaltında bırakan olağanüstü hal kapsamında derdest edildi. Türkiye Avrupa Birliği’ne giriş için üyelik müzakerelerinin hala devam ettiği bir ortamda Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu’nu ve Uluslararası Sivil ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’ni ihlal etmiş durumda.

 Dört hafta boyunca babam ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmedi. Soruşturmanın gizliliği öne sürülerek yargılanmaya çıkarılmadı. Hakkındaki suçlamaları öğrenemedi. Bir kişi kendi hakkındaki suçlamaların ne olduğunu bilmeden kendisini nasıl savunabilir ki?

 ‘’Yaşamı boyunca elde edilen bütün ünvanlar yitirildi’’

Hükümet yanlısı Türk medyası benim babamın da konu edildiği ‘hain profesörler hapse tıkıldı’ başlıklarının işgal ettiği yazılarla çıktı. Bir kaç hafta önce de yine Erdoğan’ın imzasıyla çok ağır önlemler içeren bir başka olağanüstü hal yasası çıkarıldı. Bu yasayla da 2436 akademisyen işlerinden atıldı ve diğer bütün özlük hakları ellerinden alındı. Yıllar boyu yaşadığımız evimizden atıldık. Babam 30 yıllık akademik yaşamı boyunca elde ettiği bütün ünvanları yitirdi. Ailemize ait tüm pasaportlar iptal edildi. Ailem şu anda yurt dışına seyahat edemiyor, ben de bu nedenle Brüksel’deyim ve Türkiye’ye gidemiyorum.

 ‘’Yalnız kaldık ve hain damgası yedik’’

Yakın akrabalarımız darbeyle ilişkili gösterilmekten korktukları için bizimle konuşmayı kestiler. Bir kişinin darbeyle ilişkili gösterilip tutuklananlarla küçük bir yakınlığı dahi olsa bu yakınlık o kişinin tutuklanması için yeterli bir sebep teşkil ediyor.

Komşularımız ailemle olan irtibatlarını tamamen kestiler ve ailem bu kişisel travma ortamında tamamen yalnız kaldı.

Şu anda toplumdan soyutlanmış durumdalar. Babam hakkındaki suçluları öğrenip duruşmaya çıkacağı günü beklemesine rağmen tutuklanmış olması nedeniyle ailem toplum tarafından ‘hain’ damgası yemiş durumda.

Babam da diğer Türk vatandaşları gibi o berbat geceyi hayatın kendisi için bir çileye dönüşeceği konusunda en ufak bir fikri dahi yoktu. Tutuklanmasından sonra aynı üniversiteden çok sayıda akademisyen de demir parmaklıkların arkasına konuldu ve şu anda bu sayı otuza ulaşmış durumda. Türkiye genelinde şu anda binlerce insan özgürlüklerini ve işlerini kaybetmiş durumda.

 ‘’Babası kanser iki engelli kızı var eşi hamile kendi tutuklu’’

Bunlardan bir tanesi genç bir doçent doktor. Ben kendisini yıllardır tanıyorum ve şu anda kendisi öğrencilerine ders anlatmak yerine hapis yatıyor. Babası ölümcül bir kanserin son safhasında, iki tane engelli kızı var ve eşi de hamile. ‘Hainlik’ suçlamasıyla şu anda gözaltında merak ediyorum acaba ailesine kim bakacak.

‘’Çocuklar 80 yaşındaki büyükanneye kaldı’’

Babamın bayan iş arkadaşlarından birisi şu anda başka bir dram yaşıyor. Temmuz’un 26’sında tutuklandı. Eşi de babamla aynı üniversitede akademisyendi. Eşi de bir kaç sonrası tutuklandı. Çocuklarının bakımı 80 yaşındaki büyükanneye kaldı.

Artık haber kanallarında onlar hakkında çok fazla şey duymuyorum. Kişisel olarak hikâyelerini biliyorum ve canlı olarak neler çektiklerini hayal edebiliyorum. Şunu da biliyorum ki çoğunun hikâyesi bizimkinden daha kötü ve ailemin durumu daha da kötü olabilirdi, bunun için de şükrediyorum.

 ‘’Tutuklu akademisyen yakınlarına kötü muamele ve baskı’’

Babam kısa bir süre önce Sakarya Cezaevi’nden Bandırma Cezaevi’ne nakledildi. Dolayısıyla ailem her hafta sonu onu görmeye gitmek için 4 saatlik bir yolculuk yapmak zorunda. Babam, anneme bir aynı hücrede diğer akademisyenlerle birlikte kalıyoruz ve durumu idare etmenin bir yolunu buluyoruz demiş.

Gardiyanlar geçen ay bir gün sabahın 5’inde babamı ve diğer oda arkadaşları olan profesörleri uyandırmışlar ve başka bir cezaevine nakletmişler. Kimse nereye gittiğini uzun süre anlayamamış.

Ailelere bilgi dahi verilmemiş. Gardiyanlar anneme babamın yeri konusunda bilgi vermeyeceklerini söylemişler. Annem ‘Bu bizim beyinlerimiz üzerinde oynadıkları yeni bir oyun’ dedi. Sonunda annem babamın yerini öğrenmiş ve görüş saatlerini kaçırmamak için aceleyle koşturarak oraya yetişmeye çalışmış.

 ‘’Hükümet ailemi mutlak fakirliğe mahkûm etti’’

Babam bir süre sonra serbest bırakılsa dahi hayatı boyunca bir daha kamu görevi alamayacak. Hiç bir mahkeme kararı dahi olmamasına rağmen hükümet babamı bütün mesleki kazanımlarından mahrum etti. Ünvanını maaşını kaybetti, ailemi yıllarca yaşadığı evinden çıkardılar.

Hükümet ailemi mutlak bir fakirliğe mahkûm etmiş durumda. Benim babam hayatları darmadağın edilen binlerce insandan sadece biri.

‘’Yaşanılanlar tam bir kâbus’’

Bu korkunç çile içerisinde daha da kötü olan şey akrabaların ve arkadaşların konuya karşı sağırlaşmış olmaları. Eğer konuşurlarsa bireylerinin ve akrabalarının hapishanelerde işkenceye tabi tutulacağını düşünüyorlar. Adaletsizliğe karşı seslerini çıkarırlarsa polisin kapılarına dayanacağını düşünüyorlar. Elbette yersiz değil, herkes kendisini eleştiriden uzak tutmaya çalışıyor.

Türk hükümeti her kim eleştirel bir açıklamada bulunursa ona karşı topyekûn bir savaş başlatıyor. Hükümet alternatif bir akademik düşünceye karşı gazetecilerden akademisyenlere kadar en ufak bir hoşgörü kırıntısı dahi göstermiyor.

İnsanlar gazetelerde sadece artık bir sayıdan ibaret haldeler.

Ancak ne olursa olsun onlar bizim sevgili yakınlarımız ve yaşadıkları tam bir kâbus.

 

CEVAP VER