Algı Operasyonları ve Türkiye Depremi

342
Algı Operasyonları ve Türkiye Depremi

Bahadır Aslan

Silahsız savaş dönemlerinden birinde, enformasyon ağlarının olabildiğince taraf değiştirdiği ve genelde imkanı elinde bulunduran belli kesimlerin hizmetinde kullanıldığı bir yüzyılda yaşıyoruz. Demokrasi, hukuk, adalet kavramlarının yönetilenlerce tarifinin yapıldığı çok ender dönemlerden birindeyiz. Bu dönemde gerçek olan bilgi maskelenmek suretiyle dezenformasyona tabi tutulmuş ve bilgi şekil değiştirmiştir. Uluslararası ve ulusal siyasette ikna yoluyla gücü ele geçirenler, zamanla sahip oldukları gücü amaçlarının tahakkukunda bir silaha dönüştürmüşlerdir.

Peki bu güç başlangıçta nasıl elde edilir? Bu güce ulaşmanın yolu nedir?

İster Psikolojik Operasyon, ister manipülasyon, isterseniz propaganda deyin. Her ne derseniz deyin, toplumların bir şekilde ikna edilerek yönetilmesi bu algı yönetimlerinden ancak biri veya eşzamanlı olarak ikisiyle mümkün olabilecektir. Kavramın sertlik derecesi, aynı zamanda toplumdaki baskın yönetim tarzının kullandığı metodu da sertleştirecektir. Mesela, algı yönetimi modern yönetimlerin sıklıkla kullandığı ikna yöntemlerinden biri iken, propaganda kavramı daha çok Hitler Almanyasını veya Stalin Rusyasını hafızalarda canlandırmaktadır. Hepsinin temelinde yönetimi bir güç halinde elinde bulundurma veya ele geçirme gayretleri yatmaktadır.

Propaganda, toplumu ayakta tutma aracına dönüştüğünde artık totaliter rejimlerden bahsetme zamanı gelmiş demektir.

‘Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı gibi yollarla gerçekleştirilen çalışma, yaymaca’ diye tarif edilegelen propaganda ilk defa 1622 yılında Roma kilisesi tarafından inancı yaymak amacıyla kullanılmış, Fransız ihtilali ve ertesinde Amerika siyasetinde ‘kamuoyunun zihnini yönlendirme’ amacına hizmet eder hale getirilmiştir. Propaganda’nın İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki ustası Goebbels propagandayı “bir siyaset aleti, toplumu kontrol altında tutabilme gücü” olarak tanımlamıştır. Yani bir acziyet ifadesi olarak, ikna çabalarının mantıki sınırları zorladığı devirlerde yönetilenlerce istihdam edilmiştir.

Ne var ki, şartların ve zamanın değişmesiyle gelenekçi yönetim anlayışı yerini yumuşak güce bırakmıştır. Günümüzde nazik ifadelerle karşımıza çıkan demokratik kazanım ifadelerinden biri olan halkla ilişkiler veya kamu diplomasisini tesis etmek için sözde, toplumdaki çoğunluğun reyine başvurulur ve çoğunluğun fikirleri hesaba katılarak hareket tarzı belirlenir. Hatta bu çoğunluğa, parti programlarının daha mukni zeminlere oturtulması adına akademisyenler, kanaat önderleri, şairler, yazarlar, ev hanımları, iş adamları, köylü temsilcileri vb. olabildiğince geniş bir kesimin katılımı esas kabul edilir.

Planlanan otokratik sistemlere yumuşak geçişlerde toplumun hemen hemen her kesimince benimsenen yumuşak ve ak güç, aslında, zemininde olabildiğince haşin, ötekileştirici, diğerlerini yok etme planları üzerinde kurulu sistemlerin en büyük ikircikliğini barındırmaktadır. Bu ikircilikte yönetenlerin zaferlerini teyit etmek için artık yumuşak ifadelerden öte propagandaya ihtiyaç vardır.

Günümüz Türkiye’sinde de psikolojik operasyonların dili bir anda propagandaya dönüşmüş, kalplerin fethi ile başlayan süreç menfaat birlikteliklerinin devam ettiği bir kulvara dönüşüvermiştir. Bu kulvarda da menfaatlerinize ket vuracak hiçbir güç barındırılmamalıdır.

Başlangıçta yol haritası çizilirken, bu kuşkuları ve zıtlıkları ileri görüşlü beyinlerin sezme ihtimali gözden kaçmıştır. Bu bağlamda, yumuşak güç sertleştiğinde ilk yutulası ve parçalanası unsur da bu ileriyi bir şekilde görmüş, gidişatı tahmin edebilmiş beyinler olacaktır. Bu beyinlerin en büyük özellikleri siyak sibak ilişkisi ve tarihi tekerrür devr-i daimi içerisindeki sonuç endeksli görüş açılarına sahip olmalarıdır. Yani, okumuş, tahlil etme kapasitesi olan, cahil olmayan, aksine cehalete savaş açmış, bu amaçla dünyanın 170 ülkesine okullar açmış, hikmete mazhar olmuş, bildiklerini de ilimlerinin gereği olarak hayatlarına yansıtmayı hedef ittihaz etmiş adanmışlar zümresi. Türkiye depremindeki aktörlerden birinin ‘Okumuşluk oranı arttıkça partinin oyları düşüyor.’ sözleri dikkate alındığında mevzu daha net anlaşılacaktır. Çünkü, parti programları oluşturulurken fikri derinlikleri nazara alınan akademisyen, kanaat önderi ve gazeteciler bir şekilde saf dışı bırakılmış, hapislere tıkılmış, düşünemez ve düşündüklerini ifade edemez hale getirilmiş ve kalemlerine pranga vurulmuştur. Bu zümreye ait ne varsa, (okullar, yurtlar, işadamlarının mal varlıkları, medya iletişim araçları v.s.)  mesnetsiz ve delilsiz, bir harami edasıyla el konulmuş, yandaşlara peşkeş çekilmiş, binlerce öğrenci okulsuz bırakılmış, milyonlarca öğrenci bir anda en sevdikleri öğretmenlerinin açığa alınma haberleriyle yıkılmışlardır. En önemlisi de halkın arasına büyük bir nifak tohumu atılmak suretiyle kardeş kardeşe düşman haline getirilmiştir.

Rejim değişiklikleri insanlık tarihinde genellikle bu tür yumuşak geçişlerin neticesinde zühür etmiştir. Rusyaya, Çine, Arnavutluka, Nazi Almanyasına şekil veren yönetimler hep belli bir kesimin doyurulduğu ve zihnen satınalındığı bir güç olarak arz-ı endam eylemişlerdir. Çin-Japon Savaşının sonucunda devleşen Mao, hem askeri gücüyle hem de halkçı politikalarla kısa sürede Çinde kontrolü eline almıştı. İtalyan ve Alman işgalcilere karşı antifaşist ulusal kurtuluş mücadelesiyle, ülkesinin bağımsızlığını sağlayan Enver Hoca, ölümüne kadarki Arnavutluk’u kontrolu altına almayı bu sayede başarabilmişti. Enver Hoca, dışardan gelebilecek olası-vehmi düşman saldırılarına karşı tüm ülkede 700 binden fazla sığınak ve siper işlevi gören bunker ve binlerce kilometre tünel inşa ettirerek adeta bir korku imparatorluğu kurmuştu. Çavuşesku tam 25 uzun yıl Romanyayı yönetmişti. O da diğerleri gibi, seçimle gelmiş, ülkesini inandığı ideallere  kavuşturmak için samimiyetle sıyrılan kollar, çok geçmeden çıkarların yönetildiği pençelere dönüşüvermişti. Örnekler uzar, gider.  Gerçek şu ki, bugün zikredilen ve edilebilecek örneklerin hiçbiri hayırla yadedilmemektedir.

Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, bir harici harp neticesinde korku imparatorluklarının kurulmasıyla halkını taraf yapan zihniyetten, iç düşmanlar üretmek ve yeldeğirmenlerine karşı savaş açmak suretiyle bir kesimi ötekileştiren, toplumdan tecrit ettiren, onlara suyu bile fazla gören, ‘demokrasinin en büyük teminatı ve güvencesi olan bu nedenle iktidar partisinin icraatlarını sıkı bir şekilde takip edip, bir nevi denetim görevi yapması gereken’ diğer bir kesimi de en azından muhalefet edemez hale getiren zihniyet arasında, yönetim iştahı nazarından hiçbir fark yoktur. Bu iştah da tüm sabık örneklerinde olduğu gibi yöneticilerinin hazin sonlarını hazırlamış, bu dünya göçgeninde hayırla yadedilmelerinin önündeki en büyük engel olmuşlardır.

CEVAP VER