ASHÂB-I SEFÎNE’DEN ASHÂB-I SEKÎNE’YE

792
ASHÂB-I SEFÎNE’DEN ASHÂB-I SEKÎNE’YE

Kerem Umar

         Yanmayan bir yürekten sızan nağmeler, içinde bulunduğunuz ateşlere su serper mi bilinmez. Lakin tarihi günlerin yaşandığı şu hengâmda, çektiğiniz çileleri uzaktan duyup üzülenler adına kırık dökük ifadelerle yazılan bu mektubu kabul buyurursunuz umarım.

Biliyoruz DARdasınız.

Bizler gemilere binip çöl izcilerini geride bırakarak deryalara açılalı çok oldu. Huzur ve emniyet vaad eden uzak diyarlarda bize kucak açan ruhta tanıdık, maddede yabancı kavimlerin yaşadığı yamaçlarda; duygu ve düşüncemiz adına ocaklar tüttürmeye başlamıştık. Buralarda açan güllerin kokusunun sizleri ta oralarda mest ettiğini duyuyor ve memnun oluyorduk.

        Gün geldi, “Senelerdir süren Mekke devri rüzgarları” fırtınaya döndü. Bahar yellerini bekleyen dertliler fitne selleriyle imtihan oldu. Biz dağların ardından rüzgarların uğultusunu dinlerken sizlere fırtınanın amansız  sadmelerine bizzat göğüs germek düştü.

         Uzaktayız diye hissiyatımızı paylaşmamızı hariçten gazel okumak addetmezseniz umarım. Ne diyeyim!..

Biliyoruz YARdasınız.

Bir yar ki “Kökü acı, meyvesi tatlı” sabır çiçekleriyle bezeli. Bir yar ki kenarında ağzı salyalıların sizleri boşluğa itmek için sabırsızlıkla bekledikleri… Bir yar ki düşenin kanatlandığı… Bir yar ki gayyalara değil, firdevslere yol vuran…

       Değil mi ki  Taif bir yar, Akabe bir yar, Hendek bir yar, Sevr hengâmı bir yar… Değil mi ki bu yar, bir vefalı yârin otağına açılan geçitleri bağrında saklıyor. Değil mi ki bu yarın altında bataklıklar yok… Değil mi ki bu yarda sıkboğaz edilenler el alem gibi “Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.” sözüne mâsadak olmuyorlar.

Biliyoruz GÂRdasınız.

Senelerce cemâlî tecelliler ikliminde korunup kollandıktan sonra muvakkaten celâlî esintilere

makes oldunuz. Senelerce salihler yâr-i gârınız oldu; ancak bu demde örümcekle güvercine “Haydi!” denmedi. Cebr-i lutfî ile damlar size gâr ve ve siz içerideki muhtaçlara yâr oldunuz.

Biliyoruz HÂRdasınız.

“Gülden terazi tutup, gülü gül ile tartıp, gül alıp gül satarken” yolunuz dikenliğe uğradı, bağınızda “muğeylan bitti.” Bırakın dikenler size ilişti diye ciğerinizden sızan kan ötelerde size şahitlik etsin, “ruhu yünün dikene takılması gibi çekilerek alınacaklar”dan olmaya namzet kemtalihlerin akıbetlerini düşünün.

Bugün ÂH U ZÂRdasınız.

Biliyoruz, pek çoğunuzun eli böğründe. Sizler orada ağlarken gülmenin vefasızlık olduğunu

belledik. Bizimkiler heceleme olsa da en azından dertlenenleri görüyor, gözyaşlarına şahit oluyoruz.

Ey Ashab-ı Sefine’nin geride bıraktığı ve fitne sızıntıları sele dönüşünce beldesinden ayrılıp emin tepelere çekilme fırsatı bulamayan ve Ashab-ı Sekîne… Evet, size ashab-ı sekîne diyoruz; zira bütün sıkıntılara rağmen inşirah ve sekineye gark olduğunuzu da biliyoruz, duyuyoruz.         

      Masal kahramanlarını milyonluk yatırımlarla beyaz perdeye davet eden ve genç kuşakları bunlarla teselli edenler; bu hengamda menkıbelerin yeniden yazıldığını/yaşandığını; selef-i sâlihînin üns esintileri ve cennet rayihaları eşliğindeki teşriflerini bilselerdi ne derlerdi acaba! 

     Deniz’in ardında Anadolu’nun bulunduğunu bilerek hicranını dillendiren İsmail Gaspıralı’nın “Çırpınırdı Karadeniz” mısralarını mırıldanması gibi bugün biz de Akdeniz’in bir başka kıyısından ufku gözlüyor, dalgaların ardında kardeşlerim kim bilir neler çekiyor diyoruz.

            Rabbim cümlenizi sabitkadem eylesin, sinelerinize inşirah versin.

Bunca dert ve elemin sökün edip üzerinize geldiği bu demde Alvar İmamı’nın gönül bağından havalanıp odalarınızın/hücrelerinizin pencerelerine konan bu gülü kabul etmeniz dileğiyle:

Ezelden âdet-i Mevlâ dostuna

Sevdiği kulunu ibtilâ eyler

Alınca abdini kerem destine

Anı bir derd ile mübtelâ eyler

CEVAP VER