Çağa Işık Tutan Zât “Fethullah Gülen Hocaefendi”

659
Çağa Işık Tutan Zât “Fethullah Gülen Hocaefendi”

Prof. Dr. Fuad Elbenna*

Kendisinde onlarca güzel haslet varken ben nasıl onu övmekten geri durabilirim ki? Görebildiğim, anlayabildiğim kadarı ile Hocaefendi’nin etkileyici kişiliğinde mevcut olan en bariz hasletler şunlardır:

Rabbaniliği (Allah’la irtibatı)

Hocaefendi yüce ve rabbani bir şahsiyettir. Çünkü Kur’ân ile çok iyi bir irtibat kurabilmiş. Bu vesileyle Kur’anî nassları içselleştirip iyice özümseyebilmiş ve künhüne erip iyice vakıf olmuş, sünnet’i çağımıza taşıyabilmiş. Çağın getirdiği problemlerin tam göbeğinde yaşaması hasebiyle de bu problemlere nasslar ışığında çözümler bulabilme imkânına sahip olmuştur. Kalbi, Ashab-ı Kiram’ın vücuda getirdiği ve kendisinin de bütün kalbiyle yeniden yaşanmasını istediği Nur Asrı’na, ümmetin o altın asrına, sıkı sıkıya bağlıdır. Hattâ yakın talebelerinden birisi bu hususta, Hocaefendi’nin bir gün kitaplığından Yusuf Kandehlevi’nin “Hayatu’s-Sahabe” adlı kitabını aldığını ve ağlayarak kitaba bakıp: “Ya bunlar gibi olun ya da ölün!” dediğini nakleder.

İhlâsı

Hocaefendi, ihlâsın mücessemleşmiş hâlidir. Bu yüzden Allah’la (celle celâluhu) irtibatı çok güçlüdür. Fenafillâh’ın mazharıdır. İhlâsın bereketi ve tevekkül sayesinde mübarek ve kerim bir zât olmuştur. Yine bu sayede zerrede galaksi, damlada deniz, hücrede insan, fertte âlem ve insanda kâinatı müşahede etme sırrına ermiştir.

Kendine Has Üslûbu

Hizmetle geçen elli yıllık verimli zaman dilimi, Hocaefendi’nin, doğru bir vizyon ve derin bir bakışa sahip olduğunu teyit eder. Yazılarında harflerin üzerindeki perdeleri sıyırır, onlara bedel olarak da beyaz fikri, siyah fikirden ayıran noktalar koyar. Yani düşünceyi iyice açıklığa kavuşturur, onları berrak bir şekilde ifade eder. Yazıları, riyadan ve tekellüften uzak olup tabiî bir cemal ve fıtrî bir kemal ile örülüdür. Dili bir ipek dokur gibi dokuyabilmektedir. Cümleyi mânânın hacmi ölçüsünde, kalbleri cezbeden bir format, akıllara teshir eden bir sağlamlık ve ruhları büyüleyen bir ihtişam ile sunar. Dili son derece akıcı, hülyaları son derece yüksek, teşbihleri güzelliğin zirvesinde, hayal dünyası geniş, belâğatte mahir, fesahati çok tatlı, dil ve mânâ hazinesi çok geniş, vizyonu coşkun ve düşünceleri de çok zengindir. Cümleler nazmedip mânâlar tanzim eder. Üslûbunu süzüp seçer ve güzel fikirler devşirir. Akıcı üslûp ile müstakim düşünceyi cem’eder. İkna edici fikirler ile eşsiz üslûbu telif eder. Harika, orijinal tespitler yapar. Muğlâk meselelere girip bilinmeyen şeyler keşfeder. Herhangi bir kapalılığa meydan vermeden meseleleri yerli yerine oturtur. Hiçbir muammaya mahal bırakmayarak mükemmel bir şekilde izah eder, gösterir.

İleri Görüşlülüğü

Hocaefendi; eleştirel bir fikre, müstesna bir derin bakışa (bakış açısına) ve ileriyi gören bir basirete sahiptir. Bu özellikler, kendisini ileriyi görebilecek bir düşünceye ve geleceği okuyabilecek bir bakışa sahip kılmıştır. Aklı bir ansiklopedi, kalbi ise hakikat hazinesi gibidir. Düşüncelerindeki basireti, aklının kemaline, sahip olduğu derin muhabbet ise kalbinin hayatla dolu olduğuna bir delildir. Hocaefendi, nassların ruhuna nüfûz ettiği gibi hâdiselerin iç yüzünü de iyi okumaktadır. Nassların ruhunu iyi kavradığından bu ruhun olaylara uygulanmasında oldukça isabetli yaklaşımlar ortaya koymuştur. Gidişatı okuyabildiği gibi meydana gelecek neticeleri de görebilmektedir. Bundan dolayı onu eski bir Arap şairin şu beytiyle vasfetmek mümkündür:

“Hadiselerin neticelerini görebilmekte

Sanki bütün hâdiseler, neticelerini kendisine önceden bildirmekte.”

İşte bütün bu özellikler vesilesiyle Hocaefendi, geleceği doğru okuyabilmekte ve görebilmektedir. Meselâ Arap baharının geldiği nokta Hocaefendi’nin “Problem de çözüm de insandır.” görüşünün doğruluğunu ispat etmiştir.

Kararlılık ve Esneklik Arasında Ölçülü Oluşu

Hocaefendi, sabiteler ile değişkenler arasında denge kurabilme kabiliyetine sahiptir. O, sabiteler hususunda taştan daha sert, değişkenlik arz eden meselelerde ise sudan daha yumuşaktır. Dinin aslî hükümlerinde demirden daha sağlam, fer’î meselelerde ise ipekten daha narindir. Küllî kaideler ve temel prensipler alanında dağlar gibi yerinde sabit-kadem, değişkenlik arz edebilen mevzularda ise bulutlar gibi esneklik gösterebilmektedir. Haktan, doğru olandan bir parmak miktarı dahi olsun şaşmaz. Fakat sahip olduğu hikmet sıfatı; fırtınalar ve kasırgalar karşısında -selâmetle ve zarar vermeden geçmeleri için- biraz geride durabilme esnekliği gösterme hususunda kendisine yardım eder. Hattâ bu tür sıkıntılı zamanlarda dahi, son derece faydalı fikirlerini, bir tohum, çekirdek misali, o kasırgayı ve fırtınayı -Allah’ın izniyle- aşılayıcı bir rüzgâra çevirmesi için rüzgârın akış istikametine bırakır.

İfade ve İnşa Gücü

Hocaefendi, tek bir kişide toplanması nadir olan birçok kabiliyete, duyu ve mevhibeye sahiptir. Keskin bir zekâya, duru bir zihne, heyecanlı bir mizaca, güçlü bir sezgiye, üstün bir akla ve nurlu bir kalbe sahiptir. O, hastaları iyileştiren, susamışların susuzluğunu gideren çağlayan bir şelale gibidir. Mahir bir edip, dahi bir tabiptir. Birçok kişiyi enaniyet ve bencillik girdabından kurtarabilmiş, bozulmuş mizaçlarını ve süflileşmiş duygularını tedavi edebilmiştir. İnsanın etrafında onu hata ve sefahetten, günahlar ve helâk edici şeylerden koruyacak sarsılmaz kaleler inşa edebilmiştir. Sahip olduğu mevhibeler, kendisine, suyu bulanık yapan şeylerden, madenleri karışımlardan, nefisleri kirlerden, hayatı problemlerden arındırma imkânı vermiş ve fitne ateşini söndürüp fetanet kandilleri tutuşturmada yardım etmiştir.

Söz-Amel Birliğini Sağlaması

Hocaefendi iman ve haşyetle dopdoludur. Lisan-ı hâli, kâlinden önce konuşur. Fiilleri ile fikirleri birbiriyle uyum içerisinde ve müstakimdir. Ruhu âzâlarının, kalbi de kalıbının bir kadem önündedir. Hocaefendi, sürekli imansız amelin nifak, amelsiz imanın da fısk olduğunu vurgular. Bu sebeple de söz ile ameli birbirine rapteder. Şairin şu beyti kendisine ne güzel de uyar:

“Senin, söylediğin şeyleri yaptığını görüyorum.

Bazıları ise ikiyüzlüdür.

Yapmadığı şeyleri söyler.”

İşte bundan ötürü hizmette zirve noktasını tutmuştur. Hatta İbn Kayyim el-Cevziyye: “Sağlığı yerinde, herhangi bir meşguliyeti olmayan kişilerin hizmeti çok takdire şâyan bir durum değildir. Asıl takdir edilecek durum; zayıf, bir sürü meşguliyeti olan, çeşitli hâllere maruz kalmış; ama kalbi hizmetle dopdolu olup elinden geleni ardına koymayan kişinin yaptığı hizmettir.” gibi sözlerle müminin hizmetinden bahsederken sanki Hocaefendi’yi vasfetmektedir.

Yetiştiriciliği

Hocaefendi, usta bir bahçıvandır. Baharda sümbül verecek güllerin tohumlarını devamlı bir surette soğuk kışın bağrına bırakır. Hayır tohumları saçmada, iyilik fidanları dikmede, infak başaklarını verimlendirmede, üzüm salkımlarını daha bir ağır hale getirmede, güzellik duyularını ve aşk çiçeklerini açmada mahirdir. Hocaefendi’nin bu bağlamdaki üstün vasıflarından ötürü şairin şu beytini kendisi hakkında kullanmamızda bir beis yoktur sanırım:

“Sen, taze bir baharsın.

Allah’ın yönlendirdiği yere giden”

Dikkatli ve Deneyimli Hekimliği

Hocaefendi, devamlı bir surette, Müslümanları günah ve inhiraf batağından kurtarıp, onları sağlıklı bir hayat ile değerler ve yüksek idealler semasında pervaz ettirecek vasıflarla donatmaya çalışmıştır. Onların kalben ve ruhen düştükleri yalnızlıklarını tedavi edip kurtarmada büyük gayret sarf etmiştir. Ve bıkmadan-usanmadan, sürekli, insanların ruh sağlığını ve mizacını bozan, hattâ ölümlerine sebebiyet verebilen fikirlere karşı onları uyarmıştır. Hocaefendi bu hususta fizyonomi bilginleriyle aynı görüşü paylaşır. Ki onlardan biri olan İbrahim el-Faki “İnsanlar yedikleri şeyler sebebiyle ölürler.” görüşüne karşı çıkıp “İnsanlar, kendilerini yiyen şeyler, yani zararlı fikirler sebebiyle ölürler.” demektedir.

Mükemmel Rehberliği

Hocaefendi; insanları, uyudukları dalalet vadilerinden, düştükleri karanlık çukurlardan, maruz kaldıkları tefrika illetinden ve yuvarlandıkları helâk bataklığından kurtarma hususunda çok büyük emek harcamıştır. Toplumun derinliklerine nüfuz etmede başarılı olmuş, hattâ -Allah’ın inayetiyle- gençleri haramların boğucu atmosferinden helal dairenin ferah-fezâ iklimine taşımıştır.

*Asıl dili Arapça olan bu makalenin tamamı Hira Dergisi 42. sayısında yayımlanmıştır. Makalenin yazarı Fuad el-Bennâ, İslam Düşüncesi sahasında uzman olup Yemen Ta’z Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.

CEVAP VER