Diyanet’e Cevap-3

338
Diyanet'e Cevap
Diyanet'e Cevap: EDEP YA HU

Diyanet’e Cevap  maiyetindeki yazı dizimizin üçüncüsü: 

DİYANET’İN HAZIRLAMIŞ OLDUĞU RAPORUN USUL AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ-3

5- Baştan Sona Çarpıtmalarla Doludur

Raporun en bariz yönlerinden biri de içinde yer alan çarpıtmalardır. Normal bir hareket ve söz çarpıtılarak ya da tahrif edilerek nakledilmiştir. Mesela;

a- Hocaefendi’nin Papa II. Jean Pual’a yazmış olduğu mektuptaki bir cümleyi alarak sanki Hocaefendi kiliselerden ve batıdan destek almak için Papalıkla bir işbirliğine girmiş gibi bir hava oluşturulmuştur.

Hâlbuki mektubun geneline bakıldığında Hocaefendi’nin maksadı açıkça anlaşılmaktadır. Onun kastı, daha önce papalık tarafından başlatılan diyalog faaliyetlerine iştirak etmek ve insanlığa sağlayacağı faydalardan dolayı beraber diyalog faaliyetleri yapmaktır. Hocaefendi bu görüşmesinde Papa’ya üç teklif sunmuş, görüşmeye gitmeden önce hem devlet hem de DİB yetkilileriyle görüşerek bu tekliflerden onları da haberdar etmiştir.

b- Hocaefendi’nin “Sonsuz Nur” isimli kitabında yer alan, Efendimizle alakalı bir ifadesi çarpıtılarak alıntılanmıştır. Kitaptaki ifade şöyledir: “Kitmânîlik” Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) tarafından ortaya atıldı ve insanlık O’nun sayesinde kitmânîliği tanıdı.”

“Kitmanilik”, gizlilik anlamına gelir. Hocaefendi, Peygamberimizin harp taktiklerini anlattığı yerde bu konuya girmiş ve O’nun (s.a.s), savaşlarda stratejilerini gizlediğini söylemiştir. DİB ise, savaşla ilgili bir sözü, konuyla hiç alakası olmayan bir tarafa çekmiş ve “dinî bilgiyi saklama” şeklinde çarpıtarak vermiş, bu da yetmiyormuş gibi aynı sözü Hizmet hareketinin gizli işler yaptığı şeklinde yorumlayarak karalama yoluna gitmiştir.

c- Raporda, hizmet hareketinin ana baba hakkına riayet etmeyip çocukları ailelerinden kopardığı iddia edilmiştir.

Oysa Hocaefendi’nin gerek vaaz ve sohbetlerinde gerekse kitaplarında, onun anne baba hakkı konusundaki hassasiyeti açıkça görülmektedir. O, bu konu hakkında müstakil vaaz ve sohbetler de yapmıştır. Hizmette yetişen insanların anne babalarına olan saygıları küçük yaşlardan itibaren bariz bir şekilde görülmektedir.

6- Hukuki Bir Altyapı Yoktur

DİB, raporunda ne İslam hukukuna ne de merî hukuka uygun bir dil kullanmamıştır. Ayrıca mahkemelerin beraat kararı verdiği ve defalarca medyada tekzip edilen konuları bir suçmuş gibi tekrar tekrar gündeme getirmiştir. Mesela; kendi mensuplarını kadrolara yerleştirip devleti ele geçirme, Türkiye’de darbe girişimiyle hükûmeti düşürmeye çalışma gibi iddialar mahkemelerce verilmiş hükümler olmayıp siyasetçiler tarafından uydurulmuş boş iddialardır.

Bu ve benzeri bütün iddialar, 2000 yılında başlayan ve 24 Haziran 2008 tarihinde sona eren sekiz yıllık mahkeme süreci sonunda Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından nihaî şekilde reddedilmiştir.

7- Parçacı Yaklaşımda Bulunulmuştur

Raporda DİB’in en çok yaptığı şeylerden biri de bir sözü bağlamından kopararak parçacı bir yaklaşımla vermektir. Mesela;

a- Hocaefendi’nin “Haçlı’nın ülkenizi işgal etmesi çok tehlikeli değildir. Çünkü sizinle onlar arasında kırmızı çizgiler vardır.” sözünü, konu akışından koparmışlardır.

Hâlbuki konu akışı içerisinde Hocaefendi, bugün Türkiye’de Müslümanlık görüntüsü altında yapılan zulümlerle bir kıyas yapmakta ve bu zulümlerin yanında Haçlı işgalinin daha hafif kalacağını ifade etmektedir. Söz konusu metin öncesiyle sonrasıyla şöyledir: “En tehlikeli şey, şeytanın kâfiri, kâfir yapması değildir; münafıkı, Müslüman göstermesidir. En tehlikeli şey, odur. Haçlının ülkenizi işgal etmesi, çok tehlikeli değildir; çünkü sizin ve onların arasında kırmızı çizgiler vardır. Bir kere onlar, sizin kadınlarınıza kızlarınıza ilişmezler, mâbedinize ilişmezler; ilişmemiş Haçlılar. Fakat münafık, meseleyi öyle bir karıştırır ki, Müslümanlık ile kâfirlik, bir harcın parçaları gibi, farklı kimyevî şeylerin bir araya gelmesi gibi olur.”

b- DİB, raporunda Hocaefendi’nin kutsîler tabirini, “kendi grubuna kutsallık atfetmekte” diyerek nakletmektedir.

Burada hem bir çarpıtma hem de bir cehalet örneği vardır. Çünkü kutsî kelimesi Arapça gramerinde bir ism-i mensuptur ve kutsala ait olan, kutsala dayanan demektir. Bir insan kendini Allah Resulü’ne izafe ederek “Ben Muhammedî’yim” dediğinde nasıl kendisi peygamber olarak görülmezse, kutsî demekle de bir insan kutsal olduğunu iddia etmiş olmaz. Devamı yarın…

CEVAP VER