Erdoğan’ın Hilafet saplantısı ve Somali

591
Erdoğan'ın Hilafet Saplantısı
Erdoğan'ın Hilafet Saplantısı

Erdoğan’ın Hilafet saplantısı ve Somali

Somali küresel insani kriz merkezlerinden biri olarak yıllardır uluslararası komuoyunun gündeminde yer almakta. Bu istikrarsız Doğu Afrika ülkesi yoksulluk gibi dramlarla beraber kuraklık, iç savaş ve son derece tehlikeli yaygın hastalıklara defalarca maruz kaldı.

Geçtiğimiz son on yılda, Afrika Boynuzu’nda yaşanan bölgesel krizler sebebiyle yüzbinlerce insan yaşamını yitirirken, milyonlarcası da yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldılar. BM ve uluslararası bir çok güvenilir kurum tarafından yayınlalanan muhtelif raporlar aynı bölgede sayıları milyonlara ulaşan insanın hala acil insani-yardım beklediğini belirtmekteler. Tüm bu insani-yardım taleplerine rağmen uluslararası toplumun aktörleri, gerek ulusal çıkarlarına uygun görmedikleri için gerekse de Somali’de gerçek anlamda bir devlet aygıtının teşekkül edememesinden ötürü bu ülkeye kalıcı ve sürdürülebilir bir insani-yardım modeli sunma noktasında çokta cömert davranmadılar.

1990’ların ortalarından bu güne Somali’de uluslararası toplumun hissedilir bir varlığı olmamasına rağmen, Türkiye farklı bir yol izleyerek Somali’ye olan ilgisini sürekli arttırdı ve Afrika’da ki en büyük yabancı misyon merkezini Mogadişu gibi son derece stratejic bir noktaya kurarak, bu ülkeye atfettiği önemi ortaya koydu.

Türkiye’nin Somali ile olan geleneksel ilişkilerine baktığımızda insani-yardım modelinin bu ilişkilerin temelini oluşturduğunu görmekteyiz. Fakat, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın forse ettiği Türkiye’nin yeni Somali siyaseti, içerisinde insani yardımları da barındıran fakat daha çok stratejik ve askeri boyutun ön plana çıktığı bir angajman biçimi olarak göze çarpmakta. Bu yeni tutumun en somut meyvelerinden biri olarak, Türkiye geçtiğimiz Eylül ayında Afrika’da ki ilk askeri üssünü Mogadişu’da hizmete açarak, bölgede stratejik bir aktör olarak var olmak istediğini ortaya koyarken, aynı zamanda bu askeri üsste yaklaşık 10 000 Somali’li askere terör ile mücadele eğitimi vereceğini duyurdu.

Şüphesiz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Somali üzerinden ortaya koyduğu bu yeni bölgesel angajman biçimi bir çok uluslararası uzmanın ‘’Erdoğan’ın Somali’ye dair gerçek niyeti ne?’’ sorusunu gündeme getirmekte. Bir adım daha ileri gidersek, sayıları hiçte azımsanmayacak bir çok Afrikalı uzman ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Somali özelinde ki niyetlerinin Siyasal İslamcı bir boyutunun olduğunu, Erdoğan’ın Suriye’de gerçekleştiremediği Müslüman-yoğun dünyanın halifesi olma rüyasını Somali’de realize etmek istediğini vurgulamaktalar. Fakat, tüm bu soruları ve kaygıları giderecek bir açıklamanın Türk tarafından yapılmadığı da dikkat edilmesi gereken ayrı bir husus.

Somali – Hilafetinin Gerçekleştirilmesinde Stratejik Bir Nokta’

Siyasal İslamcı kimliği ile öne çıkan ve zaman zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Afrika’ya dair tavsiyelerde bulunduğu bilinen Yusuf Kaplan Yeni Şafak’ta yazdığı en son makalelerinden birinde, Somali’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan için neden bu kadar önemli bir pozisyona sahip olduğunu çok veciz bir şekilde ifade etti. Kaplan’ın ilgili makalesini okuyanlar, Erdoğan’ın Somali’ye dair niyetlerini Suriye’de suya düşmüş hilafet ile ilintili rüyalarının bir karbon kopyası olarak görebilirler. Fakat Erdoğan’ın bu niyetlerini en az standart sapma ile Kaplan’ın ifadelerinde bulacağımıza inandığım için, sizi kendisinin cümleleri ile başbaşa bırakmak istiyorum;

’Burada Somali’ye yaptığımız açılımın stratejik değerinin her bakımdan çok büyük olduğunu hatırlatmak isterim. Öncelikli olarak Suriye kapısının üzerimize kapatılmasıyla birlikte, Türkiye, Somali’ye yaptığı stratejik açılımla, hem Kızıldeniz’e hem de Hint Okyanusu’na açılma imkânını yakaladı.

Türkiye’nin Somali üzerinden gerçekleştirdiği bu atılım, Osmanlı’nın Yemen stratejisine benzetilebilir: Osmanlı Yemen’i kontrol ederek hem okyanusa açılmış hem de Mekke ve Medine’nin güvenliğini garanti altına almış ve böylelikle İslâm dünyasının tartışılmaz lideri olmuştu.

Benzer bir durum bir noktaya kadar da olsa Somali üzerinden gerçekleştirdiğimiz stratejik açılımda da sözkonusu: Türkiye, Somali’den dolanarak hem okyanusa açılma hem de Mekke’nin ve Medine’nin güvenliğini garanti altına alacak bir imkâna kavuşuyor ve İslâm dünyasının liderliğini fiilen üstlenmeye hazır olduğunu ilan etmiş oluyor böylelikle.

İşte Somali üzerinden gerçekleştirdiğimiz bu stratejik açılım, Batılıları, özellikle de İngilizleri çıldırttı! Somali ve sözünü ettiğim stratejik hat yalnızca İngilizlerden sorulurdu zira!’’

Bu son derece açık ve veciz ifadeler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni Somali siyasetinin kişisel motivasyonlarla beslendiğini ortaya koymakta. Bu yeni dış politika biçimi, Erdoğan’ın Osmanlı’nın hala bölgede hissedilen mirasını Siyasal İslamcı bir ajanda ile harmanlayarak Müslüman-yoğun dünyanın lideri/halifesi olma saplantısının Suriye örneğine rağmen devam ettiğini göstermekte. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsi otoritesinin bu bölgede konsolide edilmesi saplantısının devam etmesi, Türk dış politikasının Somali özelinde ve Doğu Afrika genelinde daha provakatif ve agresifleşmesine sebep olurken, benzer Suriye hezimetlerini de tekrar ortaya çıkarabilir.

Kaynak: Ebubekir Işık – Huffington Post

CEVAP VER