FIKIH KÖŞESİ

297
ramazan

Değerli okuyucularımız, her ramazanda olduğu gibi gazetemize bu ayla ilgili sorular yağmaya başladı. Sizlerin, cevapları bin küsür sene önce verilmiş sorularınıza köşemizde yer ayırmamızı sabırsızlıkla beklediğinizden eminiz.

Zülf-i yâre dokunma endişesi bizleri kelimeleri seçerek kulllanmaya zorluyor; ancak bitmez tükenmez bir şevkle sorduğunuz basma-kalıp soruları cevaplamaktan biz yorulduk, siz dinlemekten yorulmadınız.

Sakız çiğnemenin orucunuza halel getirmesi, zekattan yakayı kurtarma manevralarının hükmü ve benzeri pekçok müşkülünüzü cami önlerinde satılan ilmihal kitaplarından öğrenmeniz pek âlâ mümkünken ne diye bizleri meşgul ediyorsunuz.

Kanser hastasının nezleden şikayet ettiğini duysanız buna gülmez misiniz, kolu kırıkken yanağındaki sivilceden dem vuran adamın haline şaşmaz mısınız?

Vaktin birinde, bir köyümüzde zalim mi zalim bir adam yaşarmış. Canlı kurbağayı bacağından tuttuğu gibi ikiye ayırıp ağzına atarmış. Herkes onun bu haline şaşarmış. Bir gün bu adam köyün imamına gelmiş. “Hocam seccademden namaz kılarken fare geçti, bu namaz olur mu?” diye sormuş. Köyün imamı Ramiz Efendi adamın halini anlatırken şu misali vermiş: “Kûfeliler Hasan Basri Hazretleri’ne , iç çamaşırımızda pirenin kanını görsek namazımız olur mu diye sormuşlar. O da demiş ki: “Şu Kûfelilerin haline bak, İmam Hüseyin’in kanının hesabını bırakmışlar, pirenin kanıyla uğraşıyorlar.

Değerli okuyucular, bize şu mübarek günlerde oruçluyken sakız çiğnemeyi değil, milletin ırzını çiğnemenin hakkını sorun.

Kul hakkını sorun, size bu meselenin mahiyetini dilimiz döndüğünce anlatalım.

İftira gibi umumi günahların ferdî kusurları nasıl gölgede bıraktığını söyleyelim.

Araştırıp tetkik etmeden yalan-yanlış haberlere inanıp insanları karalamanın mesuliyetinden bahsedelim.

“Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmanın, sermayeyi yele vermenin dünya ve ahirete bakan yönlerini izah edelim.

Sıla-i rahmi terk edip evladına, yeğenine küsüp torunları sahipsiz bırakmanın vebalini anlatalım.

Kanun, hukuk sözlerini ağza sakız ederken; insanları haksız yere içeri tıkmakla yetinmeyip bir de onlara işkence etmenin nasıl bir vebal olduğunu söyleyelim.

Milletin dişinden tırnağından artırıp yaptırdığı hayır kurumlarına kilit vurmanın ne türlü sorunlara zemin hazırladığını anlatalım.

Vatandaşın dükkanına, tesisine, şirketine çökmenin ne kadar kötü bir şey olduğunu hatırlatalım.

Fısk u fücûrun toplumun geneline mâl olmasının, bela ve musibetlere zemin hazırlayacağını ihtar edelim.

Basın diliyle kusulan tezvir ve gıybetlerin ötede karşımıza şahsi günahlar olarak çıkmayacağını; inandırdığınız milyonların vebalini sırtlanarak huzura çıkarılacağınızı hatırlatalım.

Gavur deyip hor gördüklerinzin bizim dünyamıza ait değerlere sahip çıkarak haklıyı savunduğu bir hengamda; alnı secdeliyken gavurluk yapmanın nasıl bir musibet olduğundan dem vuralım.

Bunca dert ülke âfâkını sarmışken deve kuşu gibi başını kuma gömüp her şeyi gül gülistanlık sanarak hayatını sürdürenlere de bir gönül sultanının mısralarını hatırlatalım. Sürç-i lisan etti isek affola:

El elden üzülmüş, yar elden gitmiş

Humakâ-yı zaman, nanay oynarlar

Kurb-i kıyâmettir, tarih de bitmiş

Humakâ-yı zaman, nanay oynarlar.

Kerem UMAR