Gülen’in Al-Ahbar’da yayınlanan röportajı: 1

4214
FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ VE AL-AHBAR RÖPORTAJI
FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ VE AL-AHBAR RÖPORTAJI

 

Mısır’ın yarı resmi gazetesi ve Ortadoğu’nun en köklü kurumları arasında olan Al-Ahbar, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’yle yaptığı röportajı iki gün önce yayınladı. Henüz yeni yayınlanmış olmasına rağmen hemen hemen tüm Arap ülkelerinde röportaj ciddi ses getirdi ve birçok basın kuruluşu yapılan röportajdan alıntılar yaparak manşetlerine konu etti.

İki Hafta önce de Arap Aleminin en eski medya kuruluşu olan Al-Ahram Hocaefendi’yle röportaj yapmış ve gazetenin haftalık prestij dergisi Al-Ahram Al-Arabi’de 12 sayfa yer vererek yayınlamıştı.

15 Temmuz Darbe Tiyatrosu’nun akabinde de Suudi Arabistan merkezli Al-Arabia, Al-Hadas televizyonları ve yine ilk beş haber kanalı içinde olan Birleşik Arap Emirlikleri merkezli Skay News Al-Arabia, Ğad Al-Arabia, Mısır resmi haber ajansı Şark Al- Awsat ve Irak televizyonu Hocaefendi’yle yaptıkları özel röportajları sadece Arap aleminde değil uluslarasında da ses getirmişti. Hatta Katar merkezli El-Cezire kanalı da röportaj yapmış ama Ankara’dan gelen baskılar üzerine yayınlayamamıştı. Ayrıca bölgenin bir diğer önemli medya kuruluşu Al-Watan ve Arap aleminde günlük tıklanma rekorunu elinde bulunduran Youm7 gazetesi ise sırada bekliyor.

Hocaefendi’nin Al-Ahbar Gazetsine yazılı soru-cevap şeklinde verdiği röportajı üç bölüm halinde yayınlayacağız. 

 MUHTEREM FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ’NİN AL-AHBAR RÖPORTAJI: 1

Türkiye’de yaşananlar için Erdoğan ‘darbe’ derken siz ‘tiyatro’ dediniz; neye dayanarak tiyatro dediniz? Deliliniz?  

Bunu ben, ortaya dökülüp saçılanlara bakarak söylüyorum. Kimseyi şahsen itham etmiyorum. 1960’lı yıllardan itibaren Türkiye’de yaşanan bütün darbeleri görmüş ve bunların hepsinde de darbenin hedefi olmuş, canı yanmış birisiyim; yani, darbenin ne demek olduğunu az-çok bilirim ve onların hepsini nazara alarak bakıyorum ve buna binaen detaylarıyla planlanmış gibi göründüğü için böyle söyledim. Zira bugüne kadar hiçbir darbe, köprü başını tutarak başlamadı; insanların sokakta olduğu saatte darbe olmaz! Fakat işin bu şekilde cereyan etmesi o gece sivillerin, asker ve polislerin hayatını kaybetmesinin acısını dindirmez.

Kabul etmeseniz de darbenin kendine göre bir mantığı vardır ve en tepeden başlar; nihâî olarak hedefte kim varsa önce ona gidilir. Bugün öyle olmadı; belli ki murâd edilen darbe değildi; başkaca emellere ulaşabilmek için darbe görüntüsü vermekti ve sözde bir darbe yaptılar! Boş binalara bomba attılar, gitmeleri gereken yerlere değil de halkın üzerine gittiler! Hiçbir siyasiye dokunulmadı ve bir tarafta bu tablo sergilenirken diğer tarafta onlar ekranlarda boy göstermeye devam ettiler! Göstermelik bir TRT dışında siyasi iktidarın sesi hükmünndeki televizyonlara hiç dokunulmadı! Benim yaşadığım darbelerin hiçbirisi böyle değildi.

Belli oranda sokaklara tanklar salınmış ama üzerinde insanlar dolaşıyor; hatta içine girip tankı kullananlar var! Bu tabloyu gören ve darbenin ne olduğunu bilen aklı başında insanlar, ilk dakikadan itibaren zaten bunun bir darbe olmadığını söylediler.

Sokağa çıkan askerlere “Tatbikat var!” gibi sözler söylenmiş! Asker, nereye niçin gittiğinden habersiz; o askerlerden birisinin ifadesine göre; ‘Bir terörist var, onu alacağız; bizden haber bekleyin!’ denilmiş.

Öte yandan bu işe kalkıştığı söylenen, yanılmıyorsam 2,000 askerden bahsediliyor; diğer tarafta belki 150 general tutuklu. Halbuki bu 150 generalin emrinde, yüz binlerce asker vardır. İki yılım asker ocağında geçti ve az-çok bilirim; bu generallerin emrindeki diğer askerler nerede? Askerlik yapanlar, asker ciddiyetini bilirler; bütün bunlara mahruti bir nazarla bakılınca yaşanılanların hepsi, asker ciddiyetinden uzak ve birileri tarafından bir senaryo gibi hazırlanmış, hedeflerini gerçekleştirebilmek için ortaya konulmuş bir oyun gibi duruyor!

Öyleyse, size göre bu senaryoyu kim yazıp oynadı?

Öncelikle, ortada net deliller olmadan “Şu yaptı, bu yaptı!” demek, beni de aynı konuma düşürür; bundan Allah’a sığınırım. Bu, ne insanlığa ne de mü’min olma hüviyetine yakışır! Bilindiği üzere, zanlara göre hüküm verilemez. Hele böylesi zamanlarda haber diye üretilen yalan-yanlış bilgilerin test edilmesi ayrı bir öneme haizdir. Aksi halde, siz de iftiranın tarafı haline gelirsiniz. Kimileri bu isin içinde ulusalcılar var dedi, koyu Kemalistler var denildi. Üç gruptan beş gruptan bahsedildi. Öyle anlaşılıyor ki  bazı ehli iman insanlar da vitrin gibi ortaya sunulmuş. Bu işin sahadaki icraatcılarını tespit için adil bir yargı süreci gerekir ama Türkiye şartlarında buna imkan olduğunu sanmıyorum. Ancak uluslararası bir komisyonun tetkikiyle belki sağlıklı bir neticeye varılabilir. Öte yandan sahadakilerin arkasında stratejik planları yapanları bulabilmek için olayların detaylarından ziyade öncesine ve sonrasına ve kimlerin nasıl avantajlar elde ettiğine bakmak lazım.

Diğer taraftan, aradan bunca zaman geçmiş olmasına rağmen, bu işin faillerini gün yüzüne çıkarmaya matuf çok bir şey yapıldığı da söylenemez. İşin garabeti ortada; bu teşebbüse kalkışanlar asker olmasına rağmen devlet, daha çok asker dışındaki alanlara yöneldi ve öğretmeninden hakimine, savcısından polisine, işçisinden emeklisine, dernek ve vakfından medyasına kadar yüz binin üzerinde insanı hedef aldı; çocuk ve kadınlara, yaşlı ve hastalara ilişti! Üstelik hız kesmeden, ilişmeye hâlâ devam ediyor; insanlar işten atılıyor, maaşları kesiliyor, mallarına el konuluyor, mücrim muamelesiyle derdest edilip işkencelere tabi tutuluyor, pasaportları iptal edilerek yurt dışına çıkmalarına izin verilmiyor.

Demek ki planlar, gerçek failin bilinmemesi, meçhul kalması üzerine kurgulanmış. Aksi halde, emir komuta zinciri içinde memleketin en disiplinli kurumu askerdir ve asker içinde cereyan eden en küçük problemin, kimler tarafından ve niçin yapıldığını gün yüzüne çıkarmak öyle çok zor değildir! İlk dakikadan itibaren hiç alakası olmayan yüz binlerce insanı darbe ile irtibatlandırırken, aradan bunca zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ askeriyenin içinde bu işi yapanların bulunup kamuoyuna ilan edilmemesi başlı başına bir tezat.

TRT’de bildiri okutmaya kalkışan ve darbeyi organize ettiklerini alenen söyleyen “Yurtta Sulh Konseyi” kim? Kaç kişiler? Bağlantıları ne? O tank ve uçakları kullanan ve bu emri onlara verenler; çiçeği burnunda askerî talebeleri sokağa salan, bunu yaparken de masum duygularını istismar edenler kim? Kuvvet komutanlarını, hatta Genelkurmay Başkanını rehin alanlar kim? Bu mevzuda birbiriyle çelişen beyanlar yansıdı medyaya. Bir gün hain ilan edilen insanlar ertesi gün kahraman oldular. Yeni ifadeler basına yansıdıkça çelişkiler de azalacağına arttı. Madem, şimdi her şeye hakim olundu; öyleyse ortada niçin netice yok?

Her şeye rağmen sizde oluşan bir kanaat vardır; bunca tecrübe ve tahminleriniz, hangi adresi gösteriyor?  

Ben olanların detaylarına vakıf değilim. Ortada doğru mu yanlış mı belli olmayan birçok iddia dolaşıyor. Ön planda ulusalcı bir grubun olduğu, Doğu Perinçek’e yakin olarak bilinen insanların da gözaltına alındığına dair haberler basına yansıdı. Öte yandan böyle bir girişimin cemaati suçlamak için siyasiler tarafından kullanmaya matuf bir plan olduğunu Alman Focus dergisi İngiliz istihbaratına atfen yazdı. Bunun burada kalmayacağı, başka türlü belge ve bilgilerin de arkadan geleceği kanaatindeyim. Bu şartlarda meselenin hakkıyla tekik edilip gerçek liderlerin bulunması hükumetin mesuliyetidir. Ancak cadı avı mahiyetinde propagandalar ve zulümlerle, tehditlerle, insanların aile fertlerini gözaltına almakla, işkence ve tecavüze varan uygulamalarla hakikatin ortaya çıkmayacağı aşikâr.

Devamı yarın…

CEVAP VER