Gülen’in Al-Ahbar’da yayınlanan röportajı-2: Neden Cemaat?

1452
FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ VE AL-AHBAR RÖPORTAJI
FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ VE AL-AHBAR RÖPORTAJI

Ortadoğu’nun köklü kurumları arasında olan Al-Ahbar Gazetesi, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’yle yaptığı röportajı manşetten duyurarak tam iki sayfa halinde yayınlamıştı. Bir çok Arap basınına da konu olan Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi’nin röportajının ikinci kısmı:

 

NEDEN CEMAAT?

Bizim arkadaşlarımız ‘Siyasi İslam’ fikrine eskiden beri mesafeli durdular. O fikrin müntesipleri de belli bir gücü elde ettikten sonra ülkedeki her Müslüman grubu adeta kendilerine biat etmeye mecbur gibi gördüler. Bugün Cumhurbaşkanı olan zat 1999 civarında parti kurma çalışmaları esnasında başka birçok kişiye gittiği gibi beni de ziyarete geldi ve hem tavsiye hem de destek istedi. Onu samimi görerek bir takım tavsiyelerde bulundum. Ancak onunla birlikte olan birisinin bize sonradan anlattığına göre çıkarken şöyle demiş: “İlk önce bunları bitirmek lazım”. Demek ki bir çekememezlik baştan beri varmış. Ama biz bunu sonradan öğrendik. Onların Avrupa Birliği, inanç hürriyetine saygı ve demokratik anayasa vaatlerine binaen bu camia içinden insanlar destek oldular. Ama 2010 anayasa referandumundan sonra demokratik anayasa vaadi başkanlık sistemine bağlandı, sonra da tamamen unutuldu. Başkanlık sistemine açıktan destek olmamız istendi. Kendileri bir duruş sergilediği zaman destek olmamızı bekledikleri gibi onun tamamen zıttına dönünce yine alkışlamamızı beklendi. Halbuki bizim desteğimiz de tenkitlerimiz de prensibe dayalı oldu. Kendilerinden olmayan veya tamamen kontrol edemedikleri hiçbir oluşuma tahammül edemedikleri simdi daha ayan beyan ortaya cıktı. Belki biraz da Cenab-i Hakk’ın Hizmet gönüllülerine dünya çapında yaptırdığı hizmetleri kendileri paralar dökerek yaptıramamanın verdiği bir tenafüs (Hased) duygusu da rol oynadı, Allah-u Alem.

İktidarın bütün gücünü elinde tutan bir  Erdoğan, neden böyle bir yola tevessül etsin?

İktidardakiler son beş yıllık süreçte değişik bahanelerle hep gücü bir tek elde toplamaya çalıştılar. Havuz medyası denen mekanizma ile birçok medya kuruluşu ahbap iş adamlarına transfer edildi. Bir nebze bağımsız yayın yapabilen medya sahiplerine Gezi Park hadisesi sonrasında gözdagi verildi. 17-25 Aralık 2013 soruşturması sonrasında o soruşturmayı yürüten savcı ve polisler ilk önce cemaatle irtibatlandırılarak iktidarı yıkmaya çalışan hainler ilan edildi sonra da bu düşmanlarla savaş bahanesiyle yargı sistemi vesayetleri altına alındı. Ergenekon ve Balyoz davaları esnasında askeriyenin bir kısmı tasfiye edilmişti. Ancak askeriyenin başındakiler iktidar cenahından kendilerine sunulan tasfiye listelerine direndiler ve tasfiye için hukuki delil de ısrar ettiler. Askeriyenin, iktidarın siyasi kontrolü altına girmesine izin vermediler. Bu darbe girişimi vesilesiyle askeriyenin de vesayet altına alınması için bir engel kalmadı. Nitekim darbe teşebbüsü sonrasındaki icraatlarına bakılırsa bu müesseseyi tamamen tekrar yapılandırarak kendi kontrolleri altında tutma planları açıkça görülüyor.

Demokrasi mitinglerinden yansıyan görüntüye bakılınca sanki Erdoğan ile bütünleşmiş bir muhalefet söz konusu gibiydi!  

Darbe teşebbüsüne kadar adım adım gerçekleştirilen medya kontrolü vasıtasıyla medyanın neredeyse %95’i iktidarın propaganda aracı haline dönüştürülmüştü zaten. Darbe teşebbüsü sonrasında estirilen korku havasıyla iktidarın hedef gösterdiklerine kendileri gibi düşmanlık beslemeyenler hemen darbe taraftarı ve hain olarak ilan edilmeye bağlandı. Tam anlamıyla bir cadı avı sürüyor. Böyle toplumsal cinneti andıran bir zeminde akli selim, itidalini koruyan ve hadiselere objektif bakabilen çok az insan kaldı. Adeta kelleyi koltuğa almadan doğruyu söyleme imkanı kalmadı. Avrupa’da Hitler, Mussolini ve Stalin dönemleri incelendiğinde nasil buyuk toplulukların yalanlarla ve propagandalarla kandırılarak menfur bir hedefin arkasından koşturuldukları görülecektir. Bir gün iktidarın yalanları ortaya çıktığında insanlar geriye donup bakacak ve propagandalarla nerelere sürüklendiklerini o zaman anlayacaklar. Ama maalesef bu arada on binlerce insan mağdur edildi ve edilmeye devam ediyor.

Bu sürecin en çok kazananı Erdoğan dediniz; demek ki başka kazananlar da var! Size göre onlar kim?

Daha darbenin mesulleri tesbit edilmeden, hadisenin mahiyeti anlaşılmadan binlerce subay tasfiye edildi ve geçmişte yargılanıp hüküm giymiş bir ekip göreve davet edildi. Öte yandan Türkiye’nin müdafası adına önemli vazifelerde bulunup siyasi iktidarın ülkeyi sürüklemek istediği maceralara destek veremeyen insanların tasfiye edildiğini uzmanları söyledi, raporlara yansıdı. Ben olan bitene detaylarıyla vakıf değilim, ancak darbeyle alakası olmayan, tasvip de etmeyen binlerce insan tasfiye edildi. Bu insanların neden tasfiye edildiği ve yerlerine kimlerin getirildiğine bakılırsa bu soruya cevap verilebilir sanırım.

 

  • Sokaklarda yaşanılan ihanetlere Türk ordusu sessiz kalacağını düşünüyor musunuz?

 

Darbe teşebbüsünü yapanları tesbit edip yargı önüne çıkarmak elbette hükumetin hakkıdır ve yapmalıdır. Böylelikle darbeye katılmamış olanlar da aklanmış olur ve zan altında kalmaktan kurtulurlar. Ancak darbe teşebbüsüne karşı yapılanlar bu değildir. Başından beri sürece bakıldığında çok üzücü hadiseler cereyan etti; Türk askerinin itibariyle oynadılar. Daha mahkemeye çıkıp suçu tesbit edilmemiş ama sorgu esnasında işkence görmüş yüksek rütbeli subayların fotoğrafları bizzat iktidar yanlısı medya organları tarafından lanse edildi. Ne için sokağa çıktığından habersiz bir er linç edildi.

Meslek itibariyle bu türlü vahşetler, aynı zamanda askerlik mesleğine yapılmıştır ve zannımca, kimliği ne olursa olsun ehl-i vicdan her asker bundan rahatsızlık duyar.

İlk dakikadan itibaren sokaklarda, gözü dönmüş bir vahşet hakimdi ve bunu bizim halkımızın yaptığına ihtimal vermiyorum. Zaten yazılıp çizildi, görüntülere tekrar bakılabilir; halkın arasında, başka başka yerlerden devşirilmiş ve belli ki bu işin eğitimini almış insanlar vardı. Kılık kıyafet ve konuşmaları ortada; İŞİD benzeri radikal örgütlerin elemanları gibi duruyorlardı! Hem, sıradan vatandaşın tank kullanması ne mümkün? İnsan şunu sormadan edemiyor, acaba düne kadar besledikleri insanları önceden hazırlamış ve tiyatrodaki rollerini oynamaya mi çağırmışlardı?

Türk ordusunun bundan sonraki duruşu nasıl olur bilemem. Dünden bu yana her türlü baskıya rağmen devlet kültürü ve geleneğini devam ettiren kurum sadece ordu idi.

Her şeye hakim olduğunu düşünen güç sarhoşu iktidar, askeriye üzerinde hızlı tasarruflarda bulunmaya başladı ki bu kadar hızlı dönüşümler, her zaman başka problemlerin zuhuruna zemin hazırlama ihtimali vardır. Böylesine ciddi bir kurum hakkında kararlar alınırken teenni ve temkin bir kenara konulursa başka problemlere kapı aralar.  

Ayrıca Türkiye, konumu gereği vazgeçilmez bir yerde durmaktadır ve yine Türkiye, NATO gibi uluslar arası bir oluşumun parçasıdır ve burada, Türk ordusunun da tarafı olduğu NATO gibi oluşumların nasıl bir tavır belirleyeceği ayrıca önem arz edecektir.  

Umarım, devlet olma kültürü hakim olur ve yanlışları telafi adına başka yanlışlara kapı aralanmadan bu süreç noktalanır ve bölgesi itibariyle Türk ordusu, devlet ve milletinin menfaatlerini esas alarak, hak ettiği konumuna zarar vermeden bu problemlerin de üstesinden gelir.

 

  • Erdoğan’ın bütün zulüm ve tecavüzlerine rağmen Türk halkının sokaklara inmeyişi hakkındaki görüşünüz?

 

Her şeyden önce Türk halkının geleneğinde devletine karşı başkaldırı kültürü yoktur. Yapılanlar  devlet eliyle cereyan ettiği için hoşuna gitmese de kabullenme temayülündedir.

Öte yandan son donemde yakin tarihte görülmedik bir şekilde bir sindirme hareketi yaşandı. Önce medya değişik metotlarla vesayet altına alındı ve medyanın büyük çoğunluğu siyasi iktidarın propaganda aygıtı haline getirildi. Bağımsız gazeteciler hapse atıldı, medya organlarına el konuldu. Sosyal medyada bile aleyhte yazılamaz, konuşulamaz hale geldi. Dolayısıyla halkın geneli, meselelere Erdoğan ve ekibinin filtre ettiği bilgiler zaviyesinden bakmak durumunda bırakıldı.

Aralık 2013 hadisesi bahane edilerek yargıda ciddi bir tasfiye yapıldı ve yargı mensupları üzerinde ciddi bir baskı kuruldu. Kuvvetli şüpheye binaen tutuklamayı mümkün kılan kanun ve sulh ceza hakimlikleri vasıtasıyla tutuklamalar siyasi bir ceza aleti haline getirildi.

2013’deki yolsuzluk soruşturmaları bahane edilerek polis teşkilatında birçok tasfiye yapıldı. Avrupa ve Amerika’da eğitim görmüş, yabancı polis teşkilatlarıyla çalışma tecrübesi olan birçok tecrübeli üst düzey polis görevden uzaklaştırıldı. Bunların yerine hükumete yakın isimler göreve getirildi. Anayasa ile teminat altına alınmış Hak ve adaletin temsilcisi olması gereken polis hükümletin polisi haline geldi. Halkın yıllar boyunca unuttuğu işkence tekrar konuşulmaya başlandı.  

Bütün ülkede bir korku havası hakim kılındı. 2013’de Gezi Parkı hadisesinde gösteri yapmaktan kaçınmayan halk artık çekinir hale geldi. Son darbe teşebbüsü sonrasında yaşanan cadı avı da bunun tuzu biberi oldu. Artık bırakın iktidarı tenkit etmeyi, onların hedef gösterdiklerine saldırmamak bile ihanet sayılır hale geldi. Bu şartlarda halkın zulümleri protesto için sokaklara inmesini beklemek ne kadar makul olur bilemiyorum. Ancak küfür devam eder zulüm devam etmez. Elbet gittikçe artan bu zulüm daha çok sayıda insanin hayatına dokunacak ve Türk halkı bir noktada sesini duyurma ihtiyacı hissedecektir.

Devamı yarın…

CEVAP VER