Gülen’in Al-Ahbar’da yayınlanan röportajı-3: Amerika sizi Erdoğan’a teslim edecek mi?

1169
FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ VE AL-AHBAR RÖPORTAJI
FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ VE AL-AHBAR RÖPORTAJI

 

  • Arap aleminin en önemli medya kuruluşlarından olan Al-Ahbar Gazetesi, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’yle yaptığı röportajı manşetten duyurarak tam iki sayfa halinde yayınlamıştı. Ortadoğu basınının yoğu ilgi gösterdiği röportajın son kısmı:
  • Siyasi anlaşmalar neticesinde Amerika’nın sizi Erdoğan rejimine teslim edeceğine inanıyor musunuz?

İade talepleri bizzat cumhurbaşkanı tarafından 17-25 Aralık soruşturması sonrasında dile getirildi ama aradan geçen zamanda Türk hükumetinin resmi bir başvurusu olmadı. Kapalı kapılar arkasında yöneticilere ısrarla taleplerini ilettikleri hatta Amerika’nın stratejik çıkarlarını masaya yatıran pazarlıklar yapmaya teşebbüs ettikleri basına yansıdı. Ancak bunların hiçbirine cevap alamadılar. ABD’nin oturmuş bir hukuk devleti geleneği var, insan hakları var, demokrasi var ve birilerinin tehdidine binaen bunları bir kenara bırakacaklarına ihtimal vermiyorum.

Öte yandan, değişik münasebetlerle söylediğimi burada da tekrarlayayım: Uluslararası bir hey’et kurulsun ve Türkiye’de yaşanan hadise bağımsız taraflarca araştırılsın; ifade verecek insanların emniyeti temin edilsin, işkence endişesi veya gerçekleri söylerlerse kendilerine veya ailelerine bir şey yapılacağı endişeleri giderilsin, onların vereceği hükme razı olacağımı ifade ettim.  

 

  • ABD’nin sizi teslim etme ihtimali söz konusu olduğunda Mısır’a gelmeyi düşünür müsünüz?

İslam dünyası açısından Mısır, çok önemli bir yerde duruyor; aynı zamanda Afrika’nın da göz bebeği olan Mısır’dan son günlerde samimi davetler de aldım. Her şeyden önce bu, bir duyarlılığın ifadesi; delilsiz ve mesnetsiz ithamlar karşısında mü’mince duruşu gösteriyor. Mazlum ve mağdurun sesi-soluğu olmak, dünyanın herhangi bir yerinde inleyen mü’minin iniltisini dindirecek adımlar atmak, takdire şâyan, âlicenâp bir duruş. Benzeri bir duruşu Mısır, İslam İşbirliği Teşkilatı’nı yönlendirip karar çıkartma çabaları karşısında da gösterdi ve Türkiye’nin dönem başkanlığı olmasını değerlendirerek fırsatçılık yapmak isteyenlerin oyununu bozdu. Bu âlicenap duruşu görmezden gelmek mümkün değil; takdirle yâd ediyor ve başımın üstüne koyuyorum.

Ancak şu bir hakikat ki ben, benden dolayı kimsenin huzurunu kaçırmak ve devletler arası ilişkilerde problem olmak istemem. 17 yıldır burada münzevi bir hayat yaşıyorum. Sağlığımla ilgili problemlerim dışında, içinde bulunduğum binanın dışına bile çıkmıyorum. Burada, belli seviyedeki arkadaşlarla her gün İslâmî eserleri mütalaa etmeye çalışıyor ve birlikte müzakere yapıyoruz. Nef’î’nin dediği gibi “Ne dünyadan safa bulduk, ne ehlinden recamız var; ne dergah-ı Hudâ’dan maâda bir ilticamız var!”

 

  • Sizce Erdoğan, bir taraftan İsrail ile barışırken diğer yandan Mısır ve halkına neden düşmanlık yapıyor?

Kendisi açıktan söylemese bile çok yakınlarının defalarca ifade ettiklerine göre, baştaki zat kendini emirü’l-mü’minin (Halife)  sanıyor ve İslam ülkelerini de arkasına katıp hilafete yürüyeceğinin rüyalarını görüyordu. Suriye ile ilgili emellerini zaten kendileri açıktan ifade ettiler. Emevi camiinde namaz kılacağız, Selahaddin-i Eyyubi’nin türbesi başında fatiha okuyacağız dediler. Suriye’deki muhalif gruplara silah ve cephane gönderdiler. Mısır’da da İhvân’ın idarede olduğu dönemde belki de onlar üzerinden Mısır’a müessir olma beklentilerine girmişlerdi. Bu beklentileri gerçekleşmeyince aleyhte tavır aldılar. Mısır’ın meselelerini Türkiye’de iç siyaset malzemesi yaptılar. Hatta Mısır’ı karıştırmak isteyen muhalif grupları kışkırttıkları ve aşırı unsurları beslediklerine dair iddialar medyada yer aldı. 

Halbuki Mısır ve Türkiye halkları, yüzyıllardır devam edegelen ortak değerlerin şekillendirdiği insanlardır. İnanıyorum ki ben, bu muvakkat hezeyanın tesiri sınırlı kalacak ve İslam dünyası adına iki önemli ülke olan Mısır ile Türkiye halkları, yeniden eski günlerine dönecek, bugün ekilmek istenen nefret tohumları zihinlerden silinecek, bugünlerden daha güzel zamanlarda buluşacak ve değerlerin farkında olan iki kardeş gibi yeniden kucaklaşacaktır.  

İsrail’le ilişkilerde de yaptıkları yine iç politikaya malzeme üretmek ve Müslüman coğrafyada taraftar toplamaya matuftu. Siyasi mülahazalarla himaye ettikleri Mavi Marmara hadisesini tenkit ettiğimiz zaman bizi İsrail piyonu ilan ettiler. Sonra kendi şartlarının hiçbiri yerine gelmediği halde anlaşma yolunu seçtiler ve bu anlaşmayı kendi insanlarına ve bölge müslümanlarına bir zafer gibi lanse ettiler. Halbuki baştaki taleplerinden ne Gazze ablukası kalktı ne resmi bir özür dileme oldu ne de devletler arası hukuk çerçevesinde bir tazminat alabildiler. Öte yandan Gazze’ye saglik hizmetleri ve yardim götüren Hizmet katılımcılarının kurmuş olduğu Kimse Yok Mu insani yardım derneğini kapatarak bu mevzuda da samimi olmadıklarını göstermiş oldular.

 

  • Bazıları, hizmet hareketinin de İhvan çizgisine yakın olduğuna inanıyor?

Eğer İhvan çizgisiyle kastedilen Siyasi İslam çizgisiyse, biz baştan beri bu fikre karşı mesafeli olduk. Arkadaşlarımız hiçbir zaman idareye talip olmadıkları gibi idareye yon verme gibi bir beklenti içine de girmediler. Bizim derdimiz içinde bulunduğumuz cemiyetin cehalet, fakru zaruret, ve tefrika gibi dertlerine karşı eğitimli ve erdemli nesiller yetiştirerek deva olmaya gayretten ibarettir. Cumhuriyetin ilk yıllarında bir milletvekilinin isabetle ifade ettiği üzere, idareciler cemiyetin değerlerini ve hassasiyetlerini tam manasıyla olmasa da temsil ederler. Adeta cemiyeti bir süte benzetilecek olursa o sütün kaymağı gibidirler. Erdemli fertlerden müteşekkil  bir cemiyetin idaresi de ona göre olur. Arkadaşlarımız bu inançla erdemli fertler yetişmesi için yurtlar, üniversite hazırlı kursları, okullar, ücretsiz etüd merkezleri, okuma salonları teşkil ettiler ve fakir talebelerin eğitim imkanına kavuşması için burslar tesis ettiler. Her türlü idarenin istifade edebileceği, kendi ülkesine ve insanlığa faydalı fertler yetiştirme gayreti içinde oldular. Dil bilen, dünyayı tanıyan, ilimler ve sanatlarla mücehhez talebeler yetiştirmeye himmetlerini sarf ettiler. Bunu sadece Türkiye’de değil dünyanın 160 küsürr ülkesinde yaptılar ve bu ülkelerde hüsn-ü kabulle karşılandılar. Şayet siyasi bir gayemiz ve beklentimiz olsaydı şimdiye kadar önümüze çıkan çok sayıda imkanı değerlendirebilir ve siyaset adına bir yere gelebilirdik. Ama bunu yapmadığımız gibi hiçbir siyasi partiyle de bir çıkar münasebeti içine girmedik.

Dolayasıyla hizmet hareketi siyasi İslam çizgisine hiçbir zaman yakin olmadı. Hangi çizgide olursa olsun ehl-i iman insanların fikrine saygı duymakla birlikte biz kendi yolumuzda bu günlere kadar geldik. Bundan sonra da bu yolu değiştirmeyi düşünmüyoruz.

 

  • Türkiye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Yaşanan bunca olumsuzluğa rağmen bu kötü gidişin bir yerde duracağı kanaatindeyim. Yapılan bu zulümlere bir noktada Türk insanının ve dünya kamuoyunun dur diyeceği ümidini besliyorum. Tarihi ve coğrafi konumu gereği Türkiye’nin, bulunduğu coğrafyadaki stratejik önemi ortada. Onun için bu ülkenin dünyadan kopmaması gerekir. Hali hazırda içerideki insan hakları ihlalleri, zulümler ve dış dünyaya yapılan tehditler Türkiye’yi giderek yalnızlaştırıyor. Bunun devamı halinde Türkiye’nin üyesi olduğu ittifaklar ve imzaladığı anlaşmaların taraflarından kaynaklanan bir takım yaptırımlar söz konusu olabilir ve Türkiye zarar görür.

Her ne kadar açılan yaralar büyük olsa da, günün birinde akl-ı selimin galip geleceği, devlet geleneğinin maceraperestlere galebe çalacağı ve ülkenin eksik de olsa 2000’lerin başlarında yakalamış olduğu Avrupa Birliği yolundaki demokratik çizgiye döneceğini umuyorum.

Duyuru: Önümüzdeki, hafta ise Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Al-Ahram’da yayınlanan röportajını yazı dizisi şeklinde yayınlayacağız.

CEVAP VER