Hizmet edalıların dilinden…

300
Hizmet edalıların dilinden…

” Zat-ı alinize karşı bugünlerde yapılan amansızca hücumları iliklerimize kadar hissederken, hayallerinizde tüllenen sılanıza dönme arzunuza rağmen; milletin bekası, sulh ve sükunun temadisi için hicret ufkunda kalma iradesini gösterme cehdinizin ne kadar isabetli olduğunu, hakkal yakin görmüş olduk.  Ama çok iyi biliyoruz ki, Rabbimizin lütfuyla milletimiz üzerinde oynanan oyunların darmadağın olacağı bir güne gebedir vatanın döl yatağı…  İnşallah fecir emarelerinin şimdiden tüllendiği, gecenin en koyu vaktinin sabahın yakınlığını muştuladığı o zaman ve vuslat diliminin terennüm edildiği hasret, ümit, dua ufuklarından derlenmiş küçücük bir duygu buketini hasret çilekeşlerinin sesi soluğu olarak arz etmek isteriz.

Sizi bir kere daha görme arzusu…. Huzurunuzda bir kere daha bulunma beklentisi…  Tertemiz, ruhanilerin tulu ettiği asude mekanın insicamını bozma cüretkarlığı…. Ve  hassaten dırahşan  çehrelere, nurlu nasiyelere ülfet etmiş  gönül ufkunuza girme  küstahlığı….   Heyhat…. heyhat… Müsaadeniz olursa eğer…  Uzaklardan, mesafelerin kifayetsiz, ifadesiz kaldığı  iklimlerden bir teati selam, çok mu ileri götürür  nezaketsizliğimizi?  Türkünün terennümünde “Ayrılık ayrılık aman ayrılık… her bir dertten ala yaman ayrılık…”  tadında bir hasret ezgisiyle…  Zatınıza hasretle, vuslat  esintileriyle seslenmekten hicap ederek … Titrek, mahcup bir ürpertiyle… deriz ki… biz size hasretlik çekme, zatınıza kavuşma bencilliğini nasıl gösterebiliriz ki… Aslında biz; sizin Hakiki yurdunuza kavuşmanıza hasretiz… Yıllar yılı  dünyanın  her yöresine, her iklimine evladını belki de son yongasını gönderen vefalı dostlarla buluşmanıza  hasretiz…

O insanlar yıllar var ki sizin ikliminizden uzak kaldı… Uzaklardan…  çok uzaklardan mesajlarınız hep ulaştı onlara… Kimi zaman muştularınız, kimi  zaman da  ikaz ve göz yaşlarınız  belirdi ekranlarda… Ama  bir başkaydı insibağınız efendim…  Hemdem olmanız bir başkaydı  onlarla..  Önceleri de çok sık görmezlerdi zatınızı…  Siz de insanlar arasında olmayı pek istemezdiniz zaten….   Dünyanın dört bir yanına evlatlarını gönderen  babalar, analar, ablalar, abiler, kardeşler de iyi bilirler,  razı olurlardı  varlığınızda yaşanan sizsizliğe… Eğer bir gün…”aylar yıllar geçti sen gelmez oldun…”  bestesinin buruk terennümü arşta dua olur da şeref kudum buyurursanız gönlümüze…  Değil mi ki siz asli diyarınızda olacaksınız …”uğursuz, kem  ruhluların kara planları berhavadır, beyhudedir gayri..” diyecekler şükür sinmiş ses tonlarıyla… Varsın görmesinler, varsın duymasınlar perdesiz, vasıtasız sesinizi… Siz gönül diyarındasınız ya, sıla burcu burcu ocağınız değil ya…  Sevdiklerinizin toprağına doya doya bakacaksınız ya, öz vatanınızda parya değilsiniz ya…. Onlar sizin bu atmosferi solumanıza  meftun …. bizler sizin hasretlerinizin bitmesine hasretiz, kırık dökük ama ümitli, atlastan cepkenli yiğidimizi görmeye değil, yiğidimizin hasretlerinin dindiğini bilmeye, bu duyguyla susuzluğumuzu  hafifletmeye teşneyiz… İnşallah teşrif ettiğinizde; varsın sizi yine görmeyelim, varsın sizin camın soğuk yüzünü bile ısıtan sohbetlerinizle yine yetinelim… Değilmi  ki siz mana bahçemizde olacaksınız… Değilimi ki  varlığınızı bilmek bile bize sürur, inşirah verecek… Değilmi ki siz yine bizimle olacaksınız. Biliyoruz ki bir süre daha bu hicran devam edecek hayırlısıyla…  Belki de bizler sizin sılanıza dönmenize  değil… mekan ve zaman üstü bir buutta insibağınıza, bizlerle olmanıza dilbesteyiz, dildadeyiz…   

Biraz buruğuz ama asla ümitsiz değiliz. Yaşanan hadiseler; yapılan hizmetlerin ne kadar doğru ve isabetli olduğuna imanımızı ve yakinimizi daha da derinleştirdi Allahın izniyle. Hizmet insanları olarak bizler sizi çok iyi anlıyoruz. Birilerinin  hakikatten nasibini almamış şer yorumlarının bizim sesimiz ve soluğumuz olmadığını dünya alem biliyor. Biz diyoruz ki, sabır ağacının uzun gölgesi hele biraz daha uzasın, boy atsın da gayretullah  kapısına uzanıversin sessizce…  öz vatanınıza gelememe hakikatını nadan bilemez elbette… Bu yürekleri titreten ayrı kalışı erbabı bilir, gönül erleri hisseder yüreklerinde… Ve  bizler çok iyi biliyoruz ki  Rabbimin lütuflarıyla şafak artık ha söktü… ha sökecek…      

Hürmetlerimizle arz-ı hal ederiz…

                                                                                                               Eren Uludağ

 

CEVAP VER