KIBLENÜMA

714
KIBLENÜMA

Bahadır Aslan

Mescitte namaz kılacağız. İstanbul, Sabiha Gökçen havaalanının mescidinde… Mevsimlerden, sıcak mı sıcak bir yaz. Ay mı? Hikayemi kaleme aldığımda bir darbe söylentisi ile binlerce masumun hukuku katledilmişti ancak, olayın yaşandığı günlerde henüz bir kalkışma sahnelenmemişti. Sıcakların daha da artacağı tahmin ediliyor. Birazdan uçağın kalkışa hazır olduğuna dair sefer anonsu yapılacak ve bizler sabah namazının vaktini beklediğimizden dolayı uçağa geç kalıyoruz. Buraya kadar anlattıklarım, ne var ki canım bunda, dedirtecek türden.

Bazen, yaşam serencamesinden şahit olduğunuz küçük kesit size tüm yaşantınızı, beklentilerinizi, değerlerinizi, perde önündeki veya ardındaki hayata dair tüm anılarınızı tekrar murakebe etmenize vesile olur ya! Tam da, hayatın gel-gitlerine sıkıştırılamayan böyle bir hadiseydi o gün şahit olduklarım.

Bir yanımda iki farklı cihetten kıbleye durmuş insanlar var. Sabah namazının vaktinin girip girmediği istifhamlarına, uçağa yetişip yetişemeyecekleri telaşının karıştığını aceleci tavırlarından anlamak mümkün. İki farklı cihetten dememin sebebi şu: Pusulaların da doğruladığı halının yerleştirilme düzenine muhalif olacak bir şekilde işgüzarın biri tarafından duvara alelacele ve acemice çizildiği belli olan kocaman bir kıblenüma işareti kafaları karıştırmış. Kıblenüma belli olsun diye üzerinden tükenmez kalemle defalarca geçilmiş. Bir hayırsever ise belli ki bundan vazife çıkarmış kendisine, kıblenümanın üzerine incecik bir çizik atmış ve altına “Kıble halı yönündedir.” yazısı yazmış, nezaketini bozmaksızın. Ne var ki canım, bunda. 45 derecelik bir açı farkını fakihler koymuş nasılsa.

Tam da işin bu kısmında merkezde başlayan bir açı genişlemesinin sadece duvardaki izdüşümden ibaret kalmayacağı, muhitte gittikçe genişleyen ve hedefin uzaklığı nispetinde de hedeften uzaklaşan bir tarife dönüşeceği akıllara geliyor.

Duvara çizilen kıblenümanın halis bir niyetle çizildiği temennisi mahfuz… Art niyet aramaya ve bundan felaket senaryoları üretip cemaati ihtilafa düşürmeye gerek var mı! Mescittekilerin birbirini ötekileştirme yarışına girmeleri için bir kıvılcım yetiyor. Birinin, “Arkadaşlar, kavi bir karîne gösteriyor ki kıblenin yönü halının yerleştirilme yönüne muvafıktır. Ellerimizdeki pusulalar da bunu gösteriyor. Hatta, birileri de incecik bir yazıyla bu hatayı düzeltmiş.” Çıkışı bile alevlendirmeye yetiyor topluluğu. “Kardeşim, görmüyor musunuz ki, kalın çizgilerle kıblenin yönü belirtilmiş. Hatta Reis o denli vurgulamış ki, adeta bir tükenmez kalemin tüm mürekkebini boşaltmış. Size mi inanalım, şu duvardaki kalınca çizgilerle mahtût kıblenümaya mı? Hem ellerinizdeki pusulaların yanlış göstermediği ne malum?” Derken, tartışma alevleniyor. Fatiha suresini yeni öğrendiği okuyuşundan belli olan bir genç vazifeyi üstleniyor ve şaşkın bakışlar arasında en öne geçip yüksek bir sesle ’Allahuekber’ diyerek imamete duruyor. Mübarek sanki namaza durmuyor da halkı cihada çağırıyor. Kendisi gibi giyimliler de ona iktida ediyorlar, en kalın çizgilerle belirtilmiş yöne doğru. Doğru ya, ne ehemmiyeti var pusulaların ne dediğinin? Diğerleri mi ne yaptı? Ben mi ne yaptım?

Bizzat yaşadığım ve bazı detaylarını da yazmaktan mescidin kutsiyetine sığınarak ar ettiğim basit bir vakıadan, tam da toplumun yakalandığı cinneti resmedebilecek bir kesit.

Nezaketini muhafaza edenlerin, doğrularla topluma yön verenlerin değil; sesi-avazı daha çok çıkanların, kuvvetli ve elinde topuz olanların, trafik işaretlerini kendi doğruları istikametinde kalınca hatlarla resmetmiş olanların muteber sayıldığı, buna mukabil, nezaket abidesi şahsiyetlerin horlanıp dışlandığı bir toplumda yaşıyoruz.

Bu durumda bize düşen, açıyı olabildiğince daraltıp tarafları ortak bir kıblede namaza durdurmak mı olmalı, ki hem namazdan hem seferden olmayalım? Yorumu bile ihtilaf sebebi… Çık çıkabilirsen işin içinden. İçimizde, kutuplaşmadan, kendine rağmen fedakarlıkta derinleşmiş ıslahçılar olmadan da iki aşırı uç arasında daha nice örülmüş gergeflerin parçalandığına ve nakış nakış işlenmiş değerlerin tarumar edildiğine şahitlik edeceğiz.

 

CEVAP VER