Leyla Umar’a Kuveyt’ten mektup

131
Leyla Umar’a Kuveyt’ten mektup
Leyla Umar

Bugün, Sayın Leyla Umar’ın 1. Ölüm Yıldönümüdür. Leyla Umar kimdir? Ben bu makalede onun özgeçmişini kaleme almayacağım, çünkü biz bu zamanda arama motorlarında tek bir arama ile onunla ilgili  her şeyi öğrenebiliriz. Bu güzel ve muhteşem bayandan -internette bulamayacağınız şeylerden- bahsetmek için buradayım.

Benim için en güzel yerde, onunla karşılaştım, güzel İstanbul, 1.1.2010 tarihinde. Arkadaşlarımla denize yakın dükkânlar arasında yürüyorduk, Allah’ım! Şu an bile gözümü kapattım mı, garip duygularla ve merak dolu kısa bir filme benzeyen o güzel günü hatırlıyorum, havanın soğuk esintisi, denizin arkasındaki eski camiin manzarası, mallarını arz ederken süsleyen satıcılar, denize yakın oturan ressam.. Ben bilezikleri incelerken, kediyi okşayan arkadaşım Menal’e seslenen bir ses duydum. Kucağında ve çevresinde birçok kedi olan, iyice ısınmak için şalına ve siyah ceketine bürünmüş kadının sesiydi. Ne kadar basit ve cana yakın bir kadındı. Eğlenmek için bizimle konuşmaya çalıştığı belliydi. Bilhassa Türk olmadığımızı anladığı an bizimle İngilizce konuşmaya başladı. Duru diliyle ve kendisine güveniyle beni şaşırttı! Dükkânlardan alış-veriş yapan yabancılardan İngilizce öğrendiğini tahmin ettim. Onunla oturduk ve bana kedilere sevgisinden, onları toplamak için yiyecek dağıttığından bahsetti. Tam o sırada, bulunduğumuz yere çok yakın olan evini gösterip bizi davet etti. Bazı garip hikâyeler anlatmaya başladı. Çok yaşlı bir kadın olduğu için bu hikâyelerin sahte olabileceğini düşündüm bir an. Evine bizi davet edince birbirimize bakışmaya başladık. Korku ile şaşkınlık gülümseyişi yüzümüzü kapladı! Bu yaşlı ve tek başına yaşadığı görünen kadın, bizi evine böyle bir basitlikle nasıl davet etti! Fakat ben, bizi davet ederken kullandığı basit ve sade üslubuna aynı basitlikle atılarak teklifini kabul ettim!

Gerçekten, ben tesadüflere inanan birisiyim. Gereğinden fazla macerayı seven birisi olarak gözüküyorum. Fakat ben, kişinin simasında gördüğüm güven konusunda kendi duygularıma güveniyorum. Davetini kabul edip evine gittik! Evine kadar bizi götüren yolu hala hatırlıyorum.

Ben o küçük eve girer girmez, sanki çocukluk filimlerindeki seyrettiğimiz zaman makinesine girdiğimizi hissettim. O makine, müze gibi antikalarla dolu eve bizi götürdü! Bayan Leyla’nın meşhur –Kübalı Fidel Castro ve Libya Başkanı Muammer El Kaddafi gibi- kişilerle görüştüğünü anlatan hikâyelerle dolu o küçük eve götürdü bizi makine! Gerçekten içten konuşmasının çoğunu hatırlayamıyorum, bayağı süre geçti. 6 yıl geçti, benim hafizam ise balık hafizası gibidir. Ancak, evinin detaylarını, oğullarının ve torunlarının resimlerini iyice hatırlıyorum. Ailesinin soyadının neden Umar olarak koyulduğunu hatırlıyorum. Belki neden öyle bir soyadının konduğunu o kadar anlıyamadım ama o bana dedi ki: dedelerinden biri Umar-ül Muhtar (Ömer Muhtar) kişiliğini çok beğenmiş, bunun için Umar ismini koydu aileye!

Çatıya bizi çıkardı, aman Allah’ım! O kadın, içinde birçok saygın kişilerin huzurunda düzenlenmiş törenlerin salonuna çevirdi çatıyı sanki. Tabii ki bu güzel yer içinde kendim için hatıra resimleri çektirdim. Leyla ile toplu unutulmaz resimler çektirdik. Ziyaret sonunda, geçirdiğimiz o tatlı saatler için teşekkürlerimizi ilettik ve kendisini hatırlayalım diye, yakın dükkânlardan hatıra olarak adımıza aldığı yüzükleri bize hediye etti. Ne yazık ki yüzüğü kaybettim ama sarı kelebek suretinde olduğunu hatırlıyorum.

Ey Leyla! Şükranlarımı sunuyorum, sadece bize sunduğun misafirperverliğin için –önceden teşekkürlerimi iletmiştim- değil; bana öğrettiğin dersler için de. O ders: İnsanın büyüklüğü, kalbinde ve aklının içindedir. Üstelik görünüşe dayanarak insanlar üzerine hüküm vermemeliyiz. Beni mazur gör; çünkü ben öze göz yuman ve görünüşü hesaba katan bir zaman içinde yaşıyorum! Kendimden ne kadar utanıyorum, çünkü başlangıçta seni önemsiz bir kişi olarak gördüm. Senin görünüşüne ve küçük dükkânlar arkasında kedilerle oturuşuna dayanarak seni değerlendiğim için senden özür dilemekteyim. “Maceraperest” birisi olduğunu zannediyordum,, fakat “maceraperest” olan kendimin olduğunu öğrendim; çünkü kiminle konuştuğumu bilmiyordum. Beni seninle bu dünyada tesadüfen görüştüren Allah’a duacıyım ki: Seninle dünyada görüştüğüm gibi, ahiret gününde de cennette seninle görüşmeyi temenni ediyorum. Çünkü sen, eski Arap şairinin dediği gibi:

“Başakları dolu olan alçak gönüllü olur ve yere doğru eğilir.

Göğe doğru uzayıp giden ise boştur”

Alanood A. Mohammed

Kuveyt

 

 

 

CEVAP VER