Mağduriyetten Ümranlar Devşirmek

510
Mağduriyetten Ümranlar Devşirmek

Bahadır Aslan

Anadolu coğrafyasının suyundan mıdır toprağından mıdır, insanları, kendisine boyun eğerek yönetimine talip olmuş her ferde hüsn-ü zan beslemiş, onu, kaderî bir plan dahilinde bu topraklar üzerinde oynanan oyunlarda bir kurtarıcı edasıyla sahiplenmiştir. Hülagudan kaçanından Timur’un zulmünden firar edenine hemen her ferdiyle bu toprağın insanları kendilerine biçilen tarihi misyonu eda etmek üzere  gayret göstermişlerdir. Bundan dolayı da sık sık Göçler yaşanmış, zulümden ve zalimden kaçılmış, hicret üstüne hicret yaşanmış, yine de zulümler, mezelletler, tagallüpler ardı ardınca millete musallat olmuştur.

Mazlumiyetten, mağduriyetten yeterince yorulan toprağım insanı bir heraklit beklentisi içinde, içeriden çıkacak veya dışarıdan gelecek kurtarıcı ve yüceltici soluklara hep ihtiyaç duymuştur. Hal böyle iken bunu fırsata çevirmeyi becerebilen kaos planlayıcıları, zaman zaman pastadaki en büyük payı hatta pastanın tamamını elde etmeyi başarmış, millet üzerinde kirli emellerini gerçekleştirmişlerdir. Halkının her bir uyanışında yeni bir strateji ile, iç ve dış düşmanlar üreterek yeniden sahneye çıkmışlardır. Mesuliyeti altında ezileceklerini gördükleri hal ve şeraitte ise en büyük dayanakları ve çıkış noktaları ‘mağduriyet edebiyatı’ olagelmiştir.

Edebiyatta trajediler vardır. Ağıtlar vardır. Savlar, sagular, destanlar vardır. Elejiler vardır.  Bir kişinin ölümünden, toplumsal trajik olaylardan, ruhi çöküntülerinden etkilenen insanoğlu, tarihin ilk dönemlerinden beri duygularını farklı edebi türlerde ifade etmiş, bu duyguların nesilden nesile taşınmasına vesile olmuşlardır. Zamanın ilerlemesiyle dünyayı yönetme iştahı daha da kabaran insanoğlunun Mezkur ifadelerle dile getiremeyeceği, saltanatını sürdüremeyeceği demlerde imdadına ‘mağdurin edebiyatı’ yetişmiş, yazılı ve sözlü edebiyat içinde yer bulamasa da siyasi edebiyatın bir retoriği kabul edilmiştir. Bunu bir kısım siyasi odaklar zaman zaman ‘oy ütme’ aracı olarak kullanmış, bir kısmı da beyanın şeytani gücünü de arkasına alarak bir kesimi ötekileştirmek, toplum nezdinde çıktıkları mevkiden onları iskat etmek üzere istimal eylemişlerdir. ‘Vech-i şebeh’ten yola çıkılarak istiareyle buluşturulan bu türün en önemli vasfı sayılan dolaşık ifade anlayışına göre güç kaybına uğrayan bir yönetici derdest edilmeli, bir süre içeriği nazarlara sunulmayacak türden bir hapishanede yatmalı, toplumun azınlık tabakasından göstermelik de olsa zulme uğramalı, kendisi ve kendilerine yönelik devirme planları sahneye konmalı… bir GEZİ olmadı, bir KALKIŞMA kurgulanmalı… olmadı, daha büyük bir DARBE dillendirilmeli… çatısı altında bulunduğu Meclis’in, diğer ülkelerin reislerine faikiyet alameti saydığı binlerce odalı Saray’ın kimseye zarar gelmeyecek ölçüde bazı mekanları bombalanmalı, birkaç adet jet ve helikopter uçurulmalı, bazı öğrenci askerler tanklara bindirilip sokaklara çıkartılmalı… halkın yoğun direnişi sağlanmalı, nerden geldiği belli olmayan, atış emrinin kimler tarafından verildiği bilinmeyen birkaç serseri kurşunla gariban direnişçilerden birkaçı şehit edilmeli… Hülasa bütün bu senaryonun nihayetinde bir günah keçisi kurban edilmelidir.

Senaryo dilinin hayal mahsulü elfazını bir kısım aktörlere oynatmak kolay. Asıl nemalanması gereken kesimin sahneye çıkıp bundan yeni kahramanlıklar türetmesi, ‘YENİ KAPI’lar açarak toplumun neredeyse tamamını düşman bellediklerine karşı birleştirmesi gerekmektedir. Nitekim dünyanın kanunudur: Şerde ittifak her zaman daha kolaydır.

Türkiye’mizde oynanan oyunun da bundan bir farkı yoktur: Oyun kurucular tarafından, foyalarını ortaya döken bir kesimin yok edilmesi gerekmektedir. Bunu yaparken halkının güveni ve desteği alınmalıdır. Büyük büyük mitinglerle ikna ve psikolojik harp tesir icra edemediğinde, güven tam sağlanamadığında devreye mağdurlar üretecek bir plan sokulmuş, geçici de olsa bunda muvaffak olmuşlardır. 15 Temmuz olaylarının özeti tam da bundan ibarettir.

Ne var ki, hakikatlerin er geç ortaya çıkma gibi bir güzel huyu vardır.

Yeni zalimler türetme ve onlara ümranlar devşirme adına sürekli tezviratta bulunan bir zümrenin saldırıları karşısında uluslararası komisyonlar hareketlendirilmeli, mağduriyet edebiyatından nemalananların yeni ve toplumsal mağduriyetlere sebep olmaları engellenmelidir. Bilinmelidir ki, Zulüm ile âbâd olunmaz. Zulüm ile âbâd olanın sonu berbâd olur. Ziya Paşa’nın deyimiyle:

“Zalim yine bir zulme giriftar olur âhir Elbette olur ev yıkanın hanesi vîrân!”

 

CEVAP VER