MÜRTED

1028
MÜRTED

Ne de ibretli misâl-i ulemâussûnun

Lâşeden tatmak içün aslana eyvallah eder

Lâ-edrî

         Sen ki dini ihya adına açılan müesseselerde tahsîl-i ilm edip mansıp sahibi oldun. Dîni diyaneti en üst noktada  temsil etme mesuliyetini üstlenmişken maalesef bunu makamının dar kalıbına hapsettin. Zenbilli’nin, Ebussuud’un, Kemal Paşazade’nin postuna oturdun; lakin onlara hayrulhalef olamadın. “Eynesserâ ve eyne süreyyâ…” Nerede yeri geldiğinde sultanı çocuk gibi azarlayan onlar, nerede sultanın hatırına milyonların hakkına giren sen!…

          Önce tefsir, fıkıh, kelam, hadis okudun; sonra da bütün birikimini zîrüzeber eyledin. Soyisminle müsemma olduğunu, dinin içini boşaltan devletlilere yamanmakla izhar ettin.

          Başkentten dört bir yana yalan, faiz, iftira, dedikodu, kul hakkı konulu şablon hutbeler postalarken; asrın iyilik kervanını yürütmeye çalışan bir harekete mevzu gelince en veciz hutbelerini(!) bunlarla donattın.

         Senin bordrolu imamların turist rehberliği, incik boncuk pazarlamacılığı, süt satıcılığı, mevlüt zarf karşılığı çığırtkanlığı yaparken (hakiki imamları tenzih ederim) din yolunda hasbetenlillah koşturan insanlar hakkında ağıza-hele ehl-i ilmin ağzına- alınmayacak iftira ve hakaretleri sarf etmeye nasıl dilin vardı?

         Nasıl din sömürücüsü, müfsid, mürted vs. dedin? Öyle ya, saydığın bühtanları duyanların aklına irtidat ehli gelmez mi?

        Sen ve emsalin dinde lâkayd insanların ağzına sakız olup onlara dindarlar aleyhinde bir sürü fıkra malzemesi verirken dünyanın dört bir yanında karınca kaderince bu dinin izzetini temsil etmeye çalışanlara nasıl dil uzattın?

Hadi bana dedin…

        Elli yıldır bu ümmet için gözyaşı döken bağbâna nasıl dedin?

       “Elli yıl sonra gelseler bizi yine bir müessesede tefsir okuken görürler.” diyen ilim aşığına nasıl dedin?

       Yıllar yılı geceler boyu namaz kılan Yavuz Ağabeyim’e, Ergün Ağabeyim’e nasıl dedin?

       Hakâiku’n-Nûriye’yi her gün okuyup münacaatta bulunan Saadeddin Ağabeyim’e nasıl dedin?

        Zifafa girdiği gecenin sabah altısında mutad sohbetini aksatmamak için evinden çıkan Abdullah Ağabeyim’e nasıl dedin?

       Hicret ettiği beldede eline yeterince para geçmediği için iki buçuk sene eşinden çocuğundan ayrı yaşayan Yusuf Ağabeyim’e nasıl dedin?

         Ümmetin derdi deyip koştururken hanımını vardığı beldede unutup iline dönen Naci Ağabeyim’e nasıl dedin!

         Mayınlı arazide mahsur kalan çocuğu babasının gidemediği yerden kurtaran Salih Ağabeyim’e nasıl dedin!

         Terör örgütünün gemi azıya aldığı günlerde şark görevini gönüllü olarak kabul eden ve zifaf odasında zevcesine, “Ben yarın sabah gideceğim, istiyorsan yol yakınken dön!” deyip yola çıkan, hizmet mahalline varır varmaz da henüz otobüsten inmeden kurşun yağmuru altında hizmetine başlayan Temel Ağabeyim’e nasıl dedin?

          Alem-i mânâya açık müşahedelerde mukarrebînin iltifatına mazhariyeti görülen Mehmet Ali Ağabeyim’e nasıl dedin?

         Sen başkentten ilçelere müftülükleri teftişe gitmeye hicret derken Somali’de can veren Kemâle Ablama nasıl dedin!

         Tuna Boyu şehidi’ne, Moğol bozkırlarındaki yitiğimiz Adem Öğretmen’e, hayatının son demlerine kadar nâm-ı celîl-i Muhammedî deyip koşturan Hacı Kemal’e nasıl dedin?

          Camdan bir çocuk düştüğünü öğrenince titreyen  ve “Göz nurum dediği okula zarar gelmesin!” derken, düşen çocuğun kendi evladı olduğunu öğrenip hamd eden Hüseyin Müdüre nasıl dedin!

           Sen başkentin kuru soğuğunda ıhlamurunu yudumlarken soğuk diyarlarda kısır kalan ve tedavi teklif edildiğinde “Biz gitsek yerimize gelenler aynı imtihanı yaşayacak, biz burada devam edelim!” buyuranlara nasıl dedin?

         İnsanlar doğuya gitmemek için uğraşırken hizmet beldem deyip terör örgütünün tehdidi altında koşturanlara nasıl dedin?

         Sen ve avanen devletin lojmanında kaygısızca yaşarken binlerce kilometre ötede maddi sıkıntılardan dolayı bir ev daha tutamayıp muhacir ve ensar gibi aynı evde kalan ailelere nasıl dedin?

         Bu din için dert çeken ve yeri geldiğinde kazandığından fazlasını vererek mülkünden feragat eden esnafa nasıl dedin?

         Patik örerek, çorap satarak tanımadığı muhtaç öğrencileri Allah için okutan ev hanımlarına nasıl dedin?

        Ya ben rüya gördüm ve bu şahıslar yaşamadı, ya da sen rüyalardan fırlayıp gelen bir gulyabânî gibi çöktün aydınlık ufkumuza. Eyyamdan medet uman sana mı inanayım, yirmi beş yıldır içinde yaşadığım insanların hakikatli hallerine mi inanayım?

        Gönül birlikteliğim olan öyle insanlar tanıdım ki beni “Sülalemizde senin gibisi yok!” diye öven akrabalarım onları görselerdi “Sen de adam mıymışsın, be!” derlerdi.

        Ey görmez, ben onları gördüm. Senin bu demde düştüğün hali de gördüm. Acaba sen mi doğru gördün; yoksa Seyyid Ahmed Efendi, Alvar İmamı, Edremitli Sarı Hoca, Buharalı Zekeriya Efendi, Ali Ulvi Efendi, Erzurumlu Hacı Salih Efendi, Mahmud Sami Efendi, Zahid Münir Efendi, Yozgatlı İhsan Efendi  mi doğru gördü? Bu işe zimamdarlık eden zat hakkında senin kehanetin mi yoksa Hak dostlarının şehadetleri mi daha makbul…

‘Zamanın varken daha,

Gece dönsün sabaha.

Yönel yüce Allah’a,

Ahiret var, hesap var.’

CEVAP VER