Peter Beinart yazdı: Trump’ın Putin ile beklenen kış ittifakında Erdoğan’a hangi rol biçilecek?

448
Peter Beinart

 

Trump’ın Putin ile ortaklığında Erdoğan hangi rolü seçecek?

The Atlantic yazarı Peter Beinart 12 Aralık tarihinde Donald Trump yönetiminin Rusya Devlet Başkanı Putin’i düşman yerine ortak görmesi ve İslam ile Müslümanları da düşman kategorisinde algılaması ile ilgili olarak çok aydınlatıcı ve bana göre şimdiye kadar ki en berrak görünen bir yazı yayınladı.

Beinart, Yahudi kökeni ama Netanyahu hükümeti de dahil olmak üzere İsrail devletinin adaletsiz ve muhafazakar politikalarına en yüksekten ve keskin itirazları ile takdir toplamış, ABD’nin CNN kanalında sıkça görüşüne hem Ortadoğu konuları hem de ABD içi sosyal değişim ve hareketlenmeleri ile ilgili başvurulan parlak bir yazar ve yorumcu olarak tanımlanabilir.

Trump ABD Dış Politikasını Temelden Değiştiriyor

  1. I) Islam

Beinart yazısına şöyle başlıyor: ‘’Kamuoyu önündeki açıklamaları ve başkanlık atamaları ile Trump Cumhuriyetçi dış politikayı 2 temel yolda yeniden yapılandırıyor. İlki Rusya ile olan endişeler hakkında. Mitt Romney ve John McCain gibi önceki Cumhuriyetçi liderler Moskova’yı düşman olarak sınıflandırırlardı. Trump ise Moskova’yı ortak olarak görüyor. İkinci endişe ise İslam. Önceki Cumhuriyetçi liderler, en dikkat çekeni George W. Bush, ABD’nin İslam ile veya dünyadaki Müslümanların çok büyük bir çoğunluğu ile bir sorunu olmadığında ısrarcı idi. Trump ve üst düzey danışmanları ise farklı fikirlerde. Bunlar İslam’ın kendisini genelde düşman bir güç olarak tasvir ediyor ve ortalama bir Müslümanı da masum olduğunu ispat edinceye dek cihad sempatizanlığı ile suçlu görüyor.’’

  1. II) Rusya

Buna paralel olarak ‘’Cumhuriyetçi liderler geleneksel olarak ABD’nin özgürlükler karşıtları ile ideolojik bir mücadele içinde olduğuna inanırdı. Şimdi ise Trump ve danışmanları Amerika’nın Batı’nın düşmanları ile bir medeniyetler mücadelesi yaptığına inanıyor. Bu mücadelede Müslümanlar kötü aktör iken Putin ise daha yararlı görünüyor.’’

Trump, diğer Cumhuriyetçi başkan adaylarına uymayarak seçim kampanyaları döneminde bizzat İslam’ı hedef seçmişti. Bu saldırgan tutumun, partinin temelinde her 10 Cumhuriyetçi oy verenden 7’sinin desteğini aldığını anketlerde gördü. Örneğin CNN mülakatında ‘’İslam bizden nefret ediyor’’ diyebildi.

‘’Birçok Amerikalı muhafazakar eskiden Sovyetlere ateizmi nedeniyle uzak dururken Putin ile birlikte Hristiyanlık ortak paydasında, Rusya’nın İslam’a karşı ön cephe olabileceğini düşünüyor. Alt-sağ (Alt-right) dalgasında Putin oldukça popüler birisi. Çünkü o da liberalliğe ve Müslümanların kullanarak Batı’yı zayıflattığı sözüm ona Kosmopolitanlığa da karşı…’’

‘’Trump işte bu değişim üzerine Cumhuriyetçi Partinin dış politikasını yeniden inşa ediyor. Otoriter Rusya ile çatışmaktan uzaklaşıyor ve İslam ile medeniyetler çatışmasına doğru yol alıyor.’’

Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı (NSA) Michael Flynn’in ‘’Müslümanlardan korku makuldür’’ twiti ve İslamcılığın ‘kanser gibi’ olduğunu söylemesi, Ağustos ayında Putin ile ortaklık sorulduğunda, ‘’Amerika’nın Hitler’i yenmek için Rusya ile çalıştığını’’ hatırlatması ve ‘’bu ilişkinin yenilendirilerek bu kez ‘’radikal İslamcılığa’’ karşı kullanılması gerektiğini ileri sürmesi’’ yazara göre bize hep aynı doğrultuyu gösteriyor.

Yazar Beinart’ın yazısı göreceli olarak oldukça kısa ama çok berrak şekilde Trump’ın dış politikasını, şimdiye kadar söyledikleri ve ekibinin demeçlerinden ortaya çıkarıyor.

Trump’a yakın figürler aynı anlaşmışçasına aynı konulardan bahsediyor

Bu yazıdan bir gün sonra ise, bu kez İsmi bir süre ABD Dışişleri Bakanlığı için de geçen Cumhuriyetçi Kongre Üyesi ve Komite Başkanı Dana Rohrabacher’in mülakatı yayınlandı. Rohrabacher, Dışişleri Bakanı olmasa da halen Dışişlerinde 2 numaralı koltuğa atanabilir. O olmasa da her halükarda Putin dostluğu ile birlikte Trump döneminde Kongre tarafında önemli dış politika figürlerinden biri olacak.

Rohrabacher’in 13 Aralık günü ‘’Morning Joe’’ programında Rusya ve Putin sorulduğunda NSA Flynn ile tamamen aynı referansı kullanması ve ABD’nin Rusya ile ortaklık kurarak radikal İslam’a karşı savaşması gerektiğini kaydetmesi dikkat çekti. Geçmişte ABD’nin Stalin ile birlikte çalışarak Hitler’i devirdiğini, bu çağımızın da en büyük belası olan radikal İslamcılığın ABD’nin ve Batı’nın asıl düşmanı olduğunu ileri süren Rohrabacher, Putin ile birlikte bu savaşın verebileceği, asıl önceliğin bu olduğunda ısrarlı göründü.

Trump’ın üst düzey birçok yetkilisinin İslam’a bakış açısı bu meyanda. Önümüzdeki Trump yönetiminin dört yılında ABD’nin gerçekten de Rusya ile ilişkilerinin düzelterek, ‘radikal İslamcılığa’ karşı savaş açmasını beklemek kanaatimce doğru olacaktır. Bu demeç ve retoriğin sadece bir seçim kampanyası olduğuna ben artık inanmıyorum.

Bu bağlamda bölgede Şii ve Sünni gelenekten gelen hangi İslamcı Hareketlerin düşman hangilerinin dost olarak görüleceğini henüz bilmiyoruz.

Bunun yanısıra İslamcılığın nasıl tanımlanacağı ve terörist olarak kabul edileceği de bilinmiyor. Örneğin Trump ve NSA’nın bizzat övdüğü Mısır’ın askeri darbe lideri Sisi’nin Müslüman Kardeşler’i terörist olarak tanımladığı biliniyor.

Benim kanaatim şu an Trump’ın Ulusal Güvenlik Ekibinin bu çalışmayı yaptığı. Nitekim ABD’nin yeni savunma bakanı Mattis’den Flynn’e, yeni CİA şefi Mike Pompeo’dan Trump’ın başyaveri Steve Bannon’e kadar birçok üst düzey Trump yetkilisinin İran karşıtı bir pozisyonda bulunduğu biliniyor. Bundan dolayı Obama döneminde İran ile yaşanılan baharın, Trump dönemi ile birlikte fırtınalı bir sürece girmesi ve İran adına bölgede çatışan Hizbullah gibi aktörlerin de bu fırtınaya kapılması beklenebilir.

Erdoğan Hangi Rolü Alacak?

Trump’ın yeni ekibinin Türkiye’yi 15 yıldır yöneten AKP yetkilileri hakkında söyledikleri de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibine oldukça endişe vermesi gereken dozlarda. Örneğin CIA Şefi olarak aday gösterilen Mike Pompeo, 15 Temmuz’dan bir gün sonra, 16 Temmuz sabahı darbenin başarısız olduğu ortaya çıktıktan sonra “İran da Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hükümeti kadar demokratik… Her ikisi de İslamcı totaliter bir diktatörlük” tweetini attığı ortaya çıkmıştı.

Trump’ın Milli Güvenlik Başdanışmanı olarak atadığı Mike Flynn’in darbe gecesi, darbe girişimini alkışlattırdığı videosu ortaya çıkmıştı. Ayrıca seçim günü the Hill’e yazdığı yazıda Fethullah Gülen’i Osama bin Laden’e benzetirken diğer taraftan bölgedeki Hamas ve Müslüman Kardeşler gibi örgütleri de şeytanlaştırması gözden kaçmamalı idi.

Trump’ın en son aday olarak ismini açıkladığı Teksas eski valisi Rick Perry’nin ise 2012 yılındaki başkanlık seçimlerindeki açık oturumda Türkiye ile ilgili sorulan soruya karşılık, Türkiye’nin İslamcı teröristlerce yönetildiği ve NATO için uygun olmayabileceğini söylediği ortaya çıktı.

Trump’ın Ortadoğu politikasında kıdemli bir pozisyon alacak Walid Phares’in Müslüman Kardeşler’i terörist olarak tanıyacağını ilan ettiği biliniyor.

Erdoğan Trump ve Putin’in kanat adamı adamı olabilir mi?

Erdoğan’ın otoriterlik damarı üstünden Trump ile alışveriş ilişkisi kurarak o düzlemde iyi bir hava yakalayarak, Trump’ı Müslüman dünyasında savunma rolünü oynayabileceği sinyalini şimdiden birçok kez verdiği biliniyor. Erdoğan Kasım ayının sonunda İstanbul’daki İslam İşbirliği Teşkilatı temsilcilerinin toplantısında da Trump’ı savunmuş, Trump’ın başkanlığına karşı o sıralarda devam eden protestocuları da hazımsızlıkla suçlamıştı. Trump’ın başkanlığına en büyük itirazlar Amerikalı müslümanlardan gelmesine rağmen Erdoğan Trump’ın yanında yer almış, bana göre Trump’a ‘senin Ortadoğu’da kanat adamın olabilirim’ mesajını çok açık şekilde vermişti ve vermeye devam ediyor.

Trump’ın Putin ile bir olup, İslamcılığı yeni düşman olarak deklare etmesinin beklendiği bir ortamda, Erdoğan’ın kendisini ve Türkiye’yi nasıl konumlandıracağını, daha doğrusu konumlandırabileceğini kestirmek çok güç.

Hiç şüphesiz Erdoğan’ın yakın zamanda Putin ile arasını düzeltmesi, önümüzdeki dönem için artı. Bununla birlikte Trump’ın gelen ekibinin anti-İran özellikleri de, Türkiye’de giderek güçlenen anti-İran dalgası ile uyumlu görünüyor.

Diğer taraftan Erdoğan’ın hem Suriye’deki hem de bölgedeki Sünni İslamcı ve Cihadçı gruplarla ilişkisi ve yakınlığı da biliniyor. Özellikle Müslüman Kardeşler’i nasıl da akraba olarak gördüğü, Hamas ile ilişkilerin sürdüğü biliniyor.

Putin ve Trump’ın bu otoriterliğin artacağı, İslamcılığın yeni Hitler olarak adlandırılacağı bir ortamda 14 yıldır Türkiye’de iktidarda güçlenmiş, giderek demeçlerinin frensiz göründüğü Erdoğan’ın bu iki süper liderle ilişkilerini nazik ve dikkatli şekilde yürütmesi, bu ilişkileri iç politikada sürekli tüketmeyi sonlandırması gerekebilir. Gezi protestolarından beri Obama ve ABD’yi istediği gibi günah keçisi olarak kullanabilmiş ve bundan dolayı gerçekten de çok az bir maliyetle karşılaşmış Erdoğan’ın bu tür şekilde anti-Amerikan politikasını Trump döneminde de sürdürüp sürdürmeyeceği görülecek.

Bütün bunların üstüne tabi ABD-Rusya’nın önümüzdeki dönemde Kürtlerle ilişkileri de Erdoğan’ın duruşunu etkileyecek bir başka denklem parçası olacak.

Birbirleriyle mücadele yerine ittifak yaparak ‘İslamcılığa’ karşı birleşmesi beklenen iki dünya süper gücüne karşı, Erdoğan ise son yıllarda ‘İslamcı’ olarak bilinen ve İslamcılık ile otoriterliği tartışma götürmeyen bir pozisyonda sahneye çıkacak. Bu düzlemde Erdoğan’ın kendisini İslamcılık etiketinden kurtarıp, bölgedeki İslamcı hareketler ve cihadçı gruplar ile arasına mesafe koyup, otoriter gücü ile Putin ve Trump’ın Ortadoğu’daki kanat adamı (wing man) rolünü mü yoksa bu liderlere karşı İslam Dünyasının beklenen (!) ve Müslüman mazlumlarının lideri rolünü mü seçecek.

Tahminler, tahminler..

 

KAYNAK: İLHAN TANIR | HABERDAR

CEVAP VER