Sür Atını Yiğit Anadolu’nun Üstüne!

794
Sür Atını Yiğit Anadolu’nun Üstüne!

Said Güneş

Tüm toplumlar için genelleme yapabilsek de, özellikle duyduğum ve gördüğüm Anadolu insanı için,  zannımca son yarım asırdan beri doktor ve hastane denilince, ağrıyan yerine ek olarak ağrımayan yerler de ağrımaya başlıyor desek, herhalde mübalağa etmiş olmayız. Çünkü günümüzün devlet (aslında menfaat!) anlayışı insanı hasta ettiğine dair en somut bir delil olsa gerek.

Devlet (son yüzyılda ki devlet!) kapısı ne öldürür ne de diriltir. Çalışanın iradesi var ama muktedir değil, yetkili ama etkili değil, maaşlı ama mesuliyetsiz bir ruh portresi meydana getiriyor.  Yetkili ama etkili olmayan bu yapıda bürokrasi, rüşvet ve torpil dolaplarının arasında milletin islami, insani ve özlük hakları kıyım kıyım kıyılıyordu. Ama bütün bunlara rağmen yine de az da olsa devletin heybesinde yasama, yürütme ve yargı tohum nev’inden bulunuyordu. Bazen adaletin varlığını hissedince yaşama ümidi için esen tatlı bir rüzgâr gibi hayat veriyor veyahut son nefeste yetişen bir damla su misali.  Evet, adalet ama heyhat!

Devletin başında birisi olsa da kararların yegâne başı da o’dur anlamına gelmemeliydi. Peki devletin başı nasıl biri olmalıydı? Bu baş, globalleşen yeni dünya düzeninde, demokratik bir ortamda, evrensel değerleri kucaklayabilen, ansiklopedik anlamda hukuktan haberdar olan, demokrasi ve insan haklarına dikkat eden, ortak bir irade ile kararlar alabilen, farklılıklarımızı zenginliğimiz kabul eden, her düşünceyi ayrıştırıcı değil, gücün diğer bir unsuru olarak gören, demokratik haklar yanında ilahi hak ve adaleti gözetebilen, bir yönetimde tevhit birliğine yön vermeye çalışan adil bir yönetici olmalıydı. Heyhat! Ben şiirden anlamam ama hissiyatım beni şiirin yamacına götürüyor. Yaşananlar acımasızca ve insafsızca;

Adım atsan bile bile

Bunları getirsen de dile

Halk ifadesiyle nafile

Çünkü ana sermayeleri hile

Dediklerime ve demek istediklerime somut bir örnek vermek gerekirse, bugünün Türkiye’sinin siyasi ve demokrasi anlayışında yukarıda açıklamaya çalıştığım maddelerden bihaber, özellikle diplomasız, kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı kimlikler, filmin baş rolünde yer almış, sür atını yiğit Anadolu’nun üstüne, görevi ile görevlendirilmiş karakuşiler! Hani duymuşsunuzdur halk arasında yaşanan olumsuzlukları dine fatura edilince derler ya: “uydurulmuş din mi yoksa indirilmiş din mi” ve uydurulmuş dinden karar kılınıyor. Çünkü yaşananlar dinin ruhuna aykırıdır.  Bugünün Türkiye’sinde yaşananlar bu necip milletin ve şanlı Osmanlının ruhuna aykırıdır. Ben de diyorum ki: “seçilmiş parti mi yoksa indirilmiş (kurdurulmuş) parti mi? Soruları aklımıza gelmiyor değil. Evet, süfyanizim, tiranizim anadoluya doğru durmadan atını sürmüş ve her hizmet fedaisini ve teknesini düşman cephesi zannetmiş, amansızca saldırıyorlar. Yargısız infazlar diz boyu, tutuklamalar adiyattan. Hukuk ayaklar altında. Âlimler susmuş, akiller lâl kesilmiş.

Çanakkale, dışarıdan yapılan amansızca ittifaka karşı, namlı –şanlı, onurlu ve imanlı bir mücadele idi. 2016’nın Çanakkale’si, dış güçlerin, karaküşilerin, müslüman görünümlü münafıkların ve her cuma Bakara’yı makaraya çevirenlerin içeriden saldırıya maruz bırakılmasıydı.

Direnin yiğitler! Abilerim ve ablalarım direnin!  Çünkü bu davanın öleni şehittir. Elbette inayeti ilahiye bir Mehmet Çavuş ile belirecektir ufuktan. Bu siyasi gemi elbette batacaktır ve bu geminin batması haktır.  Bu yolun kaderidir, firavun da atını sürmüştü Kızıldenizlerin üstüne. Bilmiyordu ki sular bile kabul etmeyecek cenazesini. Anadolu’nun Kızıldeniz’den farkı yoktur.  

Rahmetli Mehmet Akif’in “nesli ati” diyerek mısralarını süslediği, asrın minaresinden ıssız Barla’nın bağrından haykırılan hakikatlerin bugünkü temsilcisi, gözü yaşlı, Muhammedi ruhlu, sahabe aşığı ve ilim deryası ve asrın kuran mücadelesini veren hocamız diyor ki: “Sabredin,  gelecek çok yakın bir zamanda, vatansız kalsanız da tüm dünya vatanınız olacaktır.”  İnşaAllah⁠⁠⁠⁠

CEVAP VER