HASBİHAL

716
TELMİHLER KUŞAĞINDA

Kerem Umar
Öteler ötesinden bir ferman buyurdu Yâr
Şîb-i Ebî Tâlib’in yeni sakinleri var

M.Lutfi Şengül

Hadiselerin cenderesinde sıkboğaz edilmekten mi bunaldın? Açıl deryalara ve soluğu Necaşi
diyarında al. Al da sakın geride kalanları unutma…

Şerirlerin şerrinden Hakk’a iltica edip sahralara mı düştün? Yollar gidip Kızıldeniz’e mi dayandı? Dua kanatlarını çırp da sesi himmet semâlarında yankılansın.

Zamane Nemrutları senin için ateşler mi yaktırdı? Dostun, hatta yakınların ateşe odun mu taşıyor? Bekle Cebrail soluklarını, “O (C.C.) beni görüyor.” deyip ferahla ve “Hasbünallah!” de.

Dalgalı bir denizde balığın karnına mı hapsoldun? Bırak seni gemiden atanlarla uğraşmayı, “Lâ ilâhe illâ ente Sübhânek!” merhemini çal yarana.

Ashab-ı Uhdud’la hem-dem olmak bu demde sana mı düştü? Cihanın dört bir yanındaki Habîb-i Neccar’ların varlığıyla teselli bul.

Dört duvar arasında sana Yusufluk mu düştü? Kader mahkumlarını Yusuf yüzlülerden mahrum etmeyen kerem sahibinin onlara da sana da ikramı say bunu. Değil mi ki seni istihdam eden de koca gezegenleri yolunda yürüten de aynı irade…

Şîb-i Ebî Talip’tekiler gibi tecritte misin? Mal menâline musallat mı oldular? Hatice Anamız’ı yâd et de teselli ol. O validemiz değil mi ki yarım asırdır rüyalarımıza teşrif ediyor. Peygamber hanesinin müstesna gülünün arkanda olması sana Mekke devrinin yaşandığını ifade etmiyor mu?

Tâif’in çocuklarıyla çocuk ruhluları çekilip gitti talihsiz izler bırakıp… Şimdi senin köyünde de
taşlar havada uçuşuyor. Hac yolcuları Mina’da şeytan taşlarken, beldende sana ve yârânına
atılan taşlara ses çıkarmıyor mu? Dağlara müekkel meleği değil, cihanın dört yanında bu
hengâmı gözleyen hidayete müştak Addaslar’ı bekle…

Sana eza ettikleri malum; lâkin kim Erhamürrâhimîn’den daha şefkatlidir ki…Hakîm’in hikmetinden sual olmaz. Gâh Asım bin Sabit gibi bedenine el sürdürmez, gâh Hamza gibi
âzânı cevherlerle tebdil eder.

Yardan yuvarlasalar “Davam!” diyebilir misin asrın dertlisi gibi? Dersen ne âlâ, diyemesen de “Diyenlerden ayırma!” diye tıkla duâ bâbını.

Bağrında nifak deryasına yelken açan dostun hançeri mi var? Dön sahibine ve “Bunların
yaptıklarından sana sığınırım!” de.

Vefalı bendeliği kutupluğa, makamlara değiştirme. Karıncayken kervan yüküne talip
olma. Buradaki vefa ötedeki safa için yeter de artar sana…

Bırak zahir ehli, rüyalar kuşağında tattığın şeker şerbet lütufları hafife alsın. Gözsüze rengi,
gönülsüze dengi şerh etme. Tahdis-i nimetle hemdemlerine anlat da anlat…. “Gözlüye gizli
yoktur.” hakikatinin mazharlarıyla yâren ol ve ehlinin sırtına sille-i teşvik vururcasına haykır Hacer’in, Çâr-ı Yâr’ın, Hamza’nın, Hatice’nin ,Halid’in ve onların sultanlık dilendiği sultanlar
sultanının rüyalara teşrifini…(r.anhum ecmain)

Ninova halkı ufuktaki kızıllığa davetiye çıkaradursun, günahına ağlamayanların yerine sen
ağla. Azap bulutları savrulsun diye niyaz et atâ bâbında…

Bugünler geçtiğinde “Kimi geldi geçti, kimi de bağrımı deldi geçti!” diyecek. Lakin değil mi ki zehir gibi ilaçlar şifadan haber veriyor, değil mi ki elem gidince lezzet kalıyor.

Ötelerden ferman erişti de ufukta sefer emareleri mi belirdi? O demde Haram bin Milhan misali şehit abdesti almak da varmış.” deyip şükürle geril.

“Yardımın ne zaman!” diye haykırmak da var elbette; lâkin

“Seyreyle güzel, kudret-i Mevlâ neler eyler
Allah’a sığın adl-i Teâlâ neler eyler”

beyanını yudumlamak da bir başka bir güzel…

Bu mücrimin kaleminden damlayan mürekkebe değil; Anadolu sefinesini sahil-i selamete
taşıyacak gözyaşı deryasının coşkunluğuna bak da gönlün inşirah bulsun.

Gel, yum gözlerini ve gözbebeğinin, istikbalde nice hayırlara vesile olacağını seneler öncesinden müjdeleyen Alvar İmamı gibi haykır:

Sular gibi çağlasan
Eyyub gibi ağlasan
Ciğergâhı dağlasan
Ahvâlini sormaz mı?..

CEVAP VER