The Huffington Post: Erdoğan’ın ‘zaferi’ niçin meşru değil?

98
Recep

Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 16 Nisan’da gerçekleştirilen referandumda ucu ucuna (51.3% oyla) kazandığı zafer aslında Erdoğan’ın yeni anayasa ile kendisine verilecek olan geniş kapsamlı yetkilerin reddedildiğini gösteriyor. Üstelik, referandumun sonuçlarına da ciddi oranda itirazlar geldi. Alenen ve yaygın bir şekilde gerçekleşen hile ve usulsüzlükler olmamış olsaydı bile, referandum süreci bağımsız ve adil seçim ilkeleri açısından bakıldığında gülünç bir haldeydi…

Referandum ve sonuçlarının meşruiyetini geçersiz kılan 25 faktör var. Ve sonuçların onaylanması durumunda, Türkiye’nin geleceği üzerindeki etkisi vahim olacak…

1- Referandum, 2016 yılı Temmuz ayından bu yana yürürlükte olan olağanüstü hal yasaları altında gerçekleştirildi;

2- Referandum, ülke genelinde korku ve endişe yayan bir ‘temizlik operasyonu’ akabinde gerçekleştirildi;

3- Referandum, IŞİD ve PKK’nın terör saldırıları nedeniyle uygulamaya koyulan sıkı güvenlik önlemleri altında gerçekleştirildi;

4- Muhaliflere gözdağı verildi; birçoğu hapsedildi, vuruldu ya da saldırıya uğradı;

5- Bireylerin güvenlik endişesi, farklı görüşlerin yansıtılmasını engelledi;

6- Türkiye’de milyonlarca insan, referandumda oylanan değişikliklerin ülkelerini diktatörlük konumuna taşıdığı inancında;

7- Seçmenlerin hile yaptığını gösteren birçok görüntü kameralara yansıdı;

8- Yeni anayasa, kuvvetler ayrılığı ve denetim mekanizmalarını ortadan kaldırıyor;

9- ‘Evet’ kampanyası, basında muhaliflerden çok daha fazla yer buldu;

10- Bir dizi profesyonel kurumun, ‘Hayır’ kampanyası çerçevesinde organizasyon düzenlemelerine izin verilmedi;

11- Ülkenin üst düzey devlet ve hükümet yetkilileri ‘Hayır’ diyenleri terörist ilan etti;

12- Erdoğan gücünü pekiştirmek adına yanıltıcı ifadeler kullanarak referandumu ‘halkın tercihi’ olarak gösterdi;

13- Kıl payı kazanılan bu zafer, Erdoğan’ın yöneteceği bir mandasının aslında bulunmadığını gösteriyor;

14- Mühürlenmemiş milyonlarca pusula geçerli sayıldı;

15- Referandum, ‘kişiye dayalı’ yönetimin yeni bir prensip olduğunu gösterdi;

16- Erdoğan, dış ülkelerle düşmanlık ve komplo teorilerine dayanan hikayeleri, İslamcı tabanını harekete geçirmek için ustaca kullandı;

17- Gerek yerel gerek uluslararası gözlemciler, referandum sürecinin yasallığıyla ilgili ciddi şüpheler olduğunu açıkça dile getirdi;

18- Seçmenler, 72 maddeyi etkileyen 18 maddelik değişikliğe toplu olarak tek seferde oy vermeye zorlandılar;

19- Seçmenlere, bilinçli tercih yapabilmeleri için gereken tarafsız bilgi aktarılmadı;

20- Toplantıları halka kapalı olarak gerçekleşen seçim kurulu şeffaflıktan uzaktı;

21- Yüzden fazla gazetecinin olağanüstü hal kararnameleri çerçevesinde tutuklu oluşu ifade özgürlüğünü kısıtladı;

22- Gazete, televizyon kanalları ve radyo istasyonlarının dahil olduğu 158 medya kuruluşu kapatılmıştı;

23- Referandum öncesinde, 1500’den fazla sivil toplum kuruluşu feshedilmişti;

24- Toplanma özgürlüğü, olağanüstü hal yasaları altında kısıtlandı;

25- Ülkeyi korkudan terk eden birçok Türkiye vatandaşı oy kullanamadı.

Yurtiçi ve yurtdışından birçok gözlemci, referandum ve sonuçlarının ülkeyi olduğundan daha da fazla kutuplaştıracağını düşünüyor…

Erdoğan’ın toplumun büyük bir kesiminden destek almadan kayda değer bir ekonomik ilerleme göstermesi oldukça zor olacak…

Erdoğan elindeki tam yetkiyi kullanabilmek adına muhtemelen daha da artan ve kararnamelere dayalı bir baskı düzeni kuracaktır… Tabii bu da, sokak eylemlerinin daha da artmasına ve uzun vadede, ülke geneline yayılmış bir çalkantıya sebep olacaktır…

Her ne kadar Türkiye’nin Batı için stratejik önemi çok değerli olsa da, ABD ve AB, Erdoğan’la olan ilişkilerini ballandırmaya çalışmaktan vazgeçmeli…

Aydınlanmış, ilerici ve seküler bir ülkede yaşama hayallerinin gözlerinin önünde söndüğünü korku ve derin bir kaygı ile gören Türkiye vatandaşları için bugün hiç şüphesiz üzücü bir gün…

ALON BEN-MEIR/ The Huffington Post
Çeviren: Burcu Gündoğan