Tolstoy’un Bisikleti

335
Tolstoy’un Bisikleti

Bahadır Aslan

Ünlü Rus yazar Lev Tolstoy bisiklet sürmeyi 67 yaşında öğrenmiş. Bu çabayı gören insanlar zamanla “Tolstoy‘un bisikleti” kavramını üretmiştir ki bu kavram günümüzde de kullanılmaktadır. Verilmek istenen mesaj şudur: Hiçbir şey için geç değildir.

Zaman zaman ümitle şahlanır, şevkle coşar, hayata yeniden başlamanın hesaplarını yaparız. İnsan hayatında geçerli olan bu gel-gitler, bilfiil toplumların hayatlarına yansımıştır.

Yıl 1983. Rahmetli Turgut Özal’ın partisi Anavatan, mecliste tek başına hükümet kuracak çoğunluk oya ulaşarak iktidar oldu.
12 Eylül darbesinden sonra “demokrasiye yeniden geçiş” süreci içinde 1983 ilkbaharında ılımlı bir siyasi söylemle kurulan ANAP, bu tek başına hükümet olma vasfını 1991’e kadar sürdürdü. İlk kurulduğu yılların yaşlı ve darbelerden bîtap düşmüş Türkiye’sine can simidi oldu. İlk ekonomik açılımlar onunla gerçekleşti. Teknolojik atılımlar o dönemde yapıldı.
‘Orta Direk’ teması üzerinden kendine geniş bir taraftar kitlesi kazanmayı başardı.
Meclise ilk defa 211 milletvekili ile girmesinde de mağduriyetin rolü büyük idi. ANAP’ın seçim başarısında eski siyasi partilerin devamı olarak kurulan partilerin MGK tarafından veto edilerek seçime sokulmayışları ana etkenlerden biri olacaktı.
Merkez sağ pozisyonunda siyaset yaparak özellikle yıllarca ötekileştirilmiş, dışlanmış muhafazakar bir kitlenin demokrasiye geçilebileceği konusundaki inancını ilk defa ciddi anlamda körükleyen bir parti oluverdi. Kuruluş ve aniden yükseliş tarihinden, artık adından bile söz edilemeyecek günümüze gelinceye dek partide birçok siyasi aktör başarılı-başarısız rol oynadı. Şüphesiz ki tarih yapraklarından enkazının küllerinin savrulduğu derin bir yapıdan, ardında rahmetle sözettiren tek lider Özal oldu, yaşlısına gencine tekrar bisiklet sürmeyi öğrenebilecekleri inancını aşıladı. Peki, diğerlerine ne oldu? Kimi fıkra kitaplarının gülümseten tablolarına malzeme oldu, kimi derin ilişkiler ağında kendine yer bulmaya çalışıyor.
Günümüz Türkiye’sine geldiğimizde, ANAP sonrası koalisyonlar, krizler, devalüasyonlar, askeri müdahalelerle adeta canından bezdirilen yurdum insanı, yeniden kurtarıcı bir el aradı, kendince. Aradı ama, denize düşenin yılana sarılması misalinde olduğu gibi ilk karşısına çıkana sarılmasının faturasını yıllar sonra ödemeye başladı.
Ak Parti yepyeni bir söylemle tarih sahnesine çıkacaktı. Demokrasiden taviz verilmeyecek, kendilerinin yönetimde olduğu müddetçe tek bir canlıya zulmedilmeyecek, Fırat’ın kenarında bir koyunu kurt kapsa kendilerini mesul bileceklerdi. Bu söylemlerle 10 yılı aşkın TEK başlarına iktidar olacak, herkesimin desteğini alacaklardı.

Ne zaman ki, yönetim şehveti, dünya sevdası, rahat ve rehavet düşkünlüğü Düşkünlük derecesinde parti içinde hissedilmeye başlandı, doğal olarak hakkaniyete riayet eden yol arkadaşlarının desteğini kaybettiler. Desteklerini kaybetmekle kalmadı, onları düşmanca hırıltılarla yok etme telaşına düştüler. Her şeyini, dünya saltanatını kaybetme telaşında olan birinin akli melekelerini yitirmesi ölçüsünde bir cinnet hali yaşanmaya başlandı ve suçlu tek bir “senaryodan darbe” girişimiyle ilan edildi: Cemaat.

Soma’da 300-500 arası çalışanın ölümünde sorumlu cemaat…
Suriye savaşında sorumlu cemaat…
Suriye’de DAEŞ’a müdahalede engel olan cemaat…
Türkmenlere(!) tırlarla silah (insani yardım) taşınmasına mani olan cemaat…
Yolsuzluğu yaptıran cemaat…
Türkiye’nin önündeki en büyük engel cemaat…
Darbe yapan cemaat… yaptıran cemaat…

Rahmetli Mehmet Ali Birand’ın tabiriyle ‘Cemaat, ilgisi olsun yada olmasın artık her taşın altından çıkar oldu.’
Bunca mesâviyi irtikap etmiş(!) bir cemaatin yok edilmesi için arz büyüklüğünde bir güçle çalışılmalı ve herşey mübah görülmeliydi. Din adamlarından fetvalar alındı, sponsorlar edinildi, yetmedi, devletin imkanları sonuna kadar bu amaç doğrultusunda seferber edildi. Tüm mal varlığına el konulan mensuplar derdest edildi, müesseseleri kapatıldı, intihar süsü verilerek cinayetler işlendi, işkencelerde Hitlere parmak ısırtıldı, yeryüzünde yaşanmış en büyük kitlesel zulümlere bir yenisi daha eklenmiş oldu. Hem de modernite ve demokrasi asrında…

Ve Ak Parti ap ak(!) karşımızda arz-ı endama, bulduğu senaryodan kılıfla halkının da desteğini arkasına alarak zulümlerine devam ediyor.

Zulme seyirci kalan kesim, sarıldığı şeyin farkına vardığında iş işten çoktan geçmiş, kobraların ısırmasından kendini kurtaracak eli de kaybetmiş, doğal neticesi Tolstoy’un Bisikleti bir kere daha paramparça edilmiş olacak.
Peki, ne olacak?

Medar-ı bahs olan bisikletimizin kahramanı Leo Tolstoy özetlemiş olacakları:

‘Hayatta çok güçlü iki savaşçı vardır ve bunlar hiçbir zaman yenilmezler; sabır ve zaman.’

Veya başka bir ifade ile ‘Men Sabere Zafere'(Sabreden kazanır.)

CEVAP VER