TÜRK – KÖRFEZ İLİŞKİLERİ… ŞU ANKİ SEÇENEKTEN BAŞKA SEÇENEK VAR MI?

132
TÜRK – KÖRFEZ İLİŞKİLERİ… ŞUANKİ SEÇENEKTEN BAŞKA SEÇENEK VAR MI?

Dr. Muna Abdurrahman (*)

Türkiye’de Ak Parti’nin Kasım 2002 yılında iktidara geldiği günden beri Türk – Körfez ilişkileri işbirliği ve karşılıklı şüphe içerikli içe kapanıklık arasında farklı düzeylerde gidip geldi. Türk bakış açısına göre ilişkilerin farklı boyutlarda ilerleyişinin nedeni Ak Parti’nin Türkiye’yi İslam Dünyasının merkezi haline getirme gibi siyasi hedefler benimsemesidir. Parçalanma yaşayan bölgenin durumu göz önünde bulundurulduğunda ve Türkiye’nin bu duruma kendi vizyonuna hizmet edecek şekilde yaklaşmak istemesi düşünüldüğünde ilişkilerdeki yakınlaşma ve güvensizliğin devam edeceği muhtemeldir, haliyle Türkiye böyle bir durumda görüş birliği yaşadığı ülkelerle yakınlaşmaya doğru gidecek ve bölgedeki vizyonuna tehdit oluşturan ülkelerle de kopmaya doğru yönelecektir.

Türkiye aktif bir şekilde güç denklemine girmiş durumda, bu denklemin uluslararası dengelerden ziyade öz ve bölgesel şartların kapasiteleri gücüne bağlıdır. Gerek körfez ülkelerinin kendi aralarında anlaşmazlığı gerekse Suriye krizinde görüldüğü üzere, bölge sorunlarında etki ve anlaşmazlıklara çözüm üretme sorumluluğu uluslararası güçlere değil büyük oranda bölgesel aktörlere düşmektedir.

Dolasıyla bu düşünce Türk – körfez ilişkilerini okurken ciddi bir şekilde göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Türkiye, körfez ülkeleriyle yatırımların büyümesi ile çeşitlendirilmesine ve ortak ticarete özen göstermiştir. Dünya Bankası verilerine göre Türkiye ile Körfez ülkeleri arasındaki ticaret hacmi 2002 yılında 1.49 Milyar dolar iken 2014 yılında 16 Milyar dolara yükseldi.

Bu rakamların coğrafi dağılımında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Türk- Körfez ticaret hacminin %86’nı oluşturmaktadır. Ayrıca her iki ülke arasındaki ihracat, toplam ihracatın %5’ni oluştururken Türkiye’nin toplam ithalatı’nın %2’ni teşkil etmektedir. Katar’ın toplam ihracattaki payı %0.29, toplam ithalattaki payı ise %0.17

2016 yılında BAE ile Türkiye arasındaki ekonomik ilişkilerin hacmi %18 büyüyerek 31 Milyar BAE Dirhemi seviyesine vardı, ayrıca geçen yıl BAE’nin Türkiye’deki turizm ve inşaat alanlarındaki yatırımları 15 Milyar BAE Dirhemi seviyesine ulaştı.

Öte yandan BAE’de 10 bin Türk vatandaşı mevcuttur ve orada çalışma veya turist amaçlı bulunmaktadırlar. BAE’den Türkiye’ye yılda 300 bin turistin girmesi ise bu ülkenin Türkiye turizminde büyük payı olduğunu göstermektedir bunda BAE’ye haftada 24 sefer düzenleyen Türk Hava Yolları(THY)’nın etkisi büyüktür.

Burada değinilmesi gereken hususlardan biri de Türkiye’nin enerji ihtiyaçlarını karşılamak için büyük ölçüde Hidrokarbon ithal etmektedir, özellikle de Türkiye’nin enerji kaynaklarını çeşitlendirme stratejisi ve Rusya ile İran!a bağlılığını azaltmak istemesi bakımından Körfez ülkeleri Türkiye için stratejik nitelikte bir kaynak konumundadır. 2012 yılından bu yana Türkiye’nin doğalgaz ithalatının toplam mal ticaretindeki payı %23 idi, dolayısıyla son yıllarda olduğu gibi Hidrokarbon ürünlerinden dolayı Türkiye ile Katar ve Arabistan arasındaki ticari açığın meydana gelmesi olağan dışı bir durum değildir. Sıvılaştırılmış doğalgaza gelince Türkiye çok az miktarda sıvılaştırılmış doğalgaz ithal etmektedir.

Türk Merkez Bankası verilerine göre körfez ülkelerinden Türkiye’ye doğrudan yabancı yatırımların hacmi 2010- 2014 yılları arasında 2.8 Miyar dolar civarında gerçekleşmiştir . Bu miktardaki en büyü pay BAE, Suudi Arabistan ve Kuveyt’e aittir bunları Önem sırasına göre 4. olarak Katar takip etmiş. Emlak alanındaki yatırımlara bakılacak olursa ki bu alan bölgede en cazip ve ilgi gören yatırımlardan biridir, Türki şirketlerinin Emlak alanındaki gelişme konusunda en önemli faktörlerden biridir. Yalnız 2013 yılında Türk gayrimenkul şirketlerini Suudi Arabistan’da 12.4 Milyar Dolar değerinde 193 projeye imza atmışlardır, bunu 8.4 Miyar Dolar değerinde 99 proje ile BAE takip etmiştir. Katar’da ki Türk yatırımları ise çoğunluğu 2022 Dünya Futbol Şampiyonası ile ilgili olmakla birlikte 11.6 Miyar Dolar seviyesindedir.

Tüm bu rakam ve istatistikler bizi şu soruyu sormaya sevk ediyor: Türk- Körfez ülkeleri işbirliği hususunda askeri mekanizma ve bölgede askeri varlık dışında başka bir seçenek var mı? Tek bir ülkeyle ideolojik bir seçeneği, diğer ülkelerle olan ekonomik ilişkilere tercih etmek doğru mudur? Özellikle Erdoğan’ın Katar’ın Türk –Körfez ilişkilerindeki Pazar payının %8 olması karşılığında, diğer körfez ülkelerinin %80’lik bir payı olması gerçekliğini göz ettiği bir ortamda.

Bilindiği üzere Suudi Arabistan ve BAE yönetimleri, ilişkileri her yönde ve bilhassa ekonomi alanda ilerletmek istemektedir, özellikle de Türkiye ihracatı açısından körfez bölgesi açık ve gelecek vadeden bir Pazar teşkil etmektedir, yani bu durum Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçici ideolojik ilişkiler çerçevesinde ve Müslüman Kardeşler gibi bir akımı desteklemek için tercih ettiği ilişkilerden çok daha büyüktür.

Örneğin BAE Türkiye ile ilişkilerde her zaman örnek teşkil etmiştir; örneğin iki ülke arasındaki savunma anlaşmalarına katkıda bulunmak adına Türk uçaksavar “Cirit” sistemlerini satın aldı, ayrıca ortak işbirliği kapsamında Türk- BAE ortak zırhlı araçlar üretildi.

Özetle burada işaret etmek istediğimiz husus, uluslararası ilişkilerde bir şeyleri dayatmak veya empoze etmek yerine karşılıklı ekonomik ilişki ve çıkarlar daima en uygun seçenek olmuştur ve olmaya devam etmektedir, gelişmiş ve verimli pazarlara açılarak halkların tercihi ve ekonomik işbirliğini geliştirme tercihini benimsemek her zaman karşı karşıya gelip siyasi ilişkilerde ses yükseltmekten daha avantajlıdır, özellikle Türkiye’nin kapsamlı bölgesel liderlik hedefine ulaşması ancak ekonomi ve olumlu komşuluk ilişkileri çerçevesinde mümkündür.

(*) Kahire Üniversitesi İktisadi ve Siyasi Bilimler Fakültesi Öğr. Üyesi