Türkiye Cezaevlerinde Yapılan İşkenceler Açığa Çıkıyor

525
Türkiye Cezaevlerinde Yapılan İşkenceler Açığa Çıkıyor

17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonları sonrası anormalleşme sürecine giren Türkiye, Erdoğan-Fidan-Akar üçlüsünün 15 Temmuz darbe senaryosu sonrasında hukuk devleti olmaktan çıktığı ve tek adam rejimine geçtiği tüm dünyaca kabul edilir oldu.

Mahkemeye giderek aklanma yerine, kendisini hesaba çekebilecek Türkiye’nin temel kurumlarını (yargı-askeriye-emniyet-parlamento) komplolar kurarak yerle bir eden Erdoğan’nın, kendisine karşı çıkan herkesi düşman görerek, akla hayale gelmedik sistematik işkenceler yaptırdığı gün yüzüne çıkmaya başladı. Bugün olmasa da yarın sorumluların mutlaka yargılanarak cezalarını çekecekleri bir işkence olayını Aktif Haber’den aynen aktarıyoruz:

Bartın, Hizmet Hareketi gönüllülerine karşı yürütülen kitlesel kırım operasyonlarında en yoğun işkence vakalarının yaşandığı illerden biri oldu.

OHAL bahane edilerek gözaltında 30 gün boyunca ağır sistematik işkenceye maruz bırakılan Hizmet gönüllerinin yaşadıkları ise ancak aylar sonra gün yüzüne çıktı.

Şuana kadar 47 ağır işkence vakasının sanık beyanları ile mahkeme tutanaklarına girdiği Bartın’da başka bir işkence vakası da bir cezaevi ziyaretinde deşifre oldu. Yurt dışından abisini ziyarete gelen bir tutuklu yakını, cezaevi ziyaretinde abisinin kendisine anlattıkları karşısında dehşete kapıldığını ve o günden beri dinlediklerinin etkisinden kurtulamadığını ifade ettiği bir mektup kaleme aldı.

İşkenceci polislerden Coşkun Yüce

Abisinin maruz kaldığı işkenceyi ayrıntıları ile anlatan D.G., “Bir yıl önce gördüğüm hayat dolu, güleç yüzlü, dalyan gibi delikanli gitmiş; yerine saçı sakalı ağarmış, 10 kilo vermiş, dünyaya küsmüş, tanıyamadım biri gelmiş. Gözaltında iken Bartın KOM şube polisleri çok işkence etmişler. Hassas yürekli koca insan, kalp rahatsızlığından dolayı dayanamaz diye, yengeme yaşadıklarının hiç birini anlatmamış. Iyi de yapmış. Çünkü anlattıkları ne zaman aklıma gelse gözlerim doluyor, boğazım düğümleniyor, nefesim kesiliyor.” diyor.

D.G’nin mektubunda yer alan ve abisinin ağzından doğrudan aktardığı işkence vakasını sansürsüz şekilde aktarıyoruz:

“Ekim 2016’da işten eve geldiğimde hemen arkamdan polisler içeri daldı. Ne olduğunu anlamadan küfürler ederek üzerime çullandılar. Eşim üzeri müsait olmadığından hemen mutfağın kapısını kapattı. Sonradan adlarını öğrendiğim  Ceyhun Yuca ve Coşkun Alış adındaki polisler kapıyı tekmeleyip eşimi sürükleyerek yanıma getirdiler. Ailemin yanında ağza alınmayacak küfürleri hiç çekinmeden söylediler. Coşkun ve Ceyhun isimli polisler hiç susmuyorlardı. ‘Vatan hainleri, siz bittiniz, alçak serefsiz devlet düşmanlari, fe..cu köpekler, teröristler…’ diye bağırıyorlardı. Küfürler eşliğinde ekip arabasına bindirildim. Işkence daha ekip aracında başladı. Ceyhun ensemi sıkıp, ‘Bak ulan fe.. piçi  bugün yorgunuz, ifadeni yarın alacağız, sana tavsiyem tüm tanıdığın fe…cüleri bu gece bir gözden geçir. Bizleri yorma, yoksa biz seni yorarız’ dedi. Coşkun da kulağımı çekerek ‘Aman ha Ceyhun abinin dediklerini kulagina küpe yap, bizim ekip sinirlenince çok fena şeyler yapiyor’ dedi ve pis pis gülüştüler.

İkinci gün; beni penceresiz, pas kir içinde ambar gibi bir yere götürdüler. Adını sonradan öğrendiğim, alnında iz olan Kaya, Sarıkafa lakaplı Özcan ve Ahmet Kıyak isimli polisler ifade almak için içeri girdiler. Ters kelepçeli olarak pis bir masaya oturtuldum. Sordukları kişileri tanımıyor, sorularından hiçbir şey anlamiyordum. Her ‘bilgim yok’ dediğimde beni dövdüler. Tecavüz tehdidi yapıyor, Kaya kafamı tutuyor, Ahmet ise copu ağzıma sokuyordu. Özcan da sürekli tokat atıyordu. Bir süre daha devam ettiler ve  sonra Özcan ‘bizi çok ararsın, yarın sana Vali ile Yardımcısını göndereceğiz’ dedi ve gülerek gittiler.

Üçüncü gün; odaya Kaya ile yine adlarını sonradan öğrendiğim Ayhan Çelik ve İlkay Boynueğri adındaki polisler geldi. Ayhan’in elinde bir kağıt vardı, ‘Bak ulan bunu rizanla imzalayıp, avukata da bu ifadenin aynısını anlatacaksın. Yoksa bir daha aileni unut’ dedi. Kabul etmeyince üçü birden sandalyeden beni yere atıp tekmelediler. Sonra kafama çöp poşeti geçirip beni boğmaya çalıştılar. Yorulunca sigara yakıp bir süre dinlendiler. Sonra içlerinden biri çöp poşetinin içine sigara dumanını üfledi. Bunu 3 – 4 kere yaptı. Ömrümde sigara hiç içmedim. Dumandan dolayı  poşetin içinde ölüyorum zannettim.

Dördüncü gün; Ayhan, İlkay ve Özcan tekrar gülerek yanıma geldiler. İlkay kahkahayla ‘fett.şcugum, müdürümden izin çıktı (bahsettigi kişi KOM Müdürü Tolga Sipahi idi) seni lunaparka götürüp imamın kayığına bindireceğiz’ dedi. Ardından beyaz Ford Focus marka bir araca bindik. Gözümü bağladılar. Araçtan indiğimde dalga sesi duyuyordum. Beni bir sandalyeye oturtup, bağladılar. Bir anda havaya kaldirip 1 2 3 deyip denize attilar. Sandalyeden dolayı hareket edemiyor, boğuluyordum. Her defasında su yutmaktan baygınlık geçiriyorken çıkarıyorlardı. Çok su yuttum. Bu işkenceyi belki on kez yaptılar. Ser seferinde ölüp kurtulacağımı sanıyordum ama buna da izin vermiyorlardı. Ağlayarak ‘Tamam yeter ne olur durun’ diye yalvarıyordum. ‘Ne derseniz yapacagim’ diye yalvarırken içlerinden biri ‘Dinsizin hakkından deniz gelirmiş’ dedi, hep birlikte gülerek beni sudan çıkardılar. Ekim ayı idi. Soğuktan titriyordum, o halimle beni ekip aracına bindirip tekrar nezarete attılar.

Birkaç gün sonra barodan bir avukat geldi. Baro avukati Duygu Tufan, tarafima avukat olarak atanmis. İfade odasina geldi. Yanlız kalınca işkencelerden bahsettim. Bana,
‘Boşuna nefesini tüketme, hayatta kaldigina dua et. Bak bu adamlar caniler, gözleri dönmüş. Aileni bir daha görmek istiyorsan ne derlerse kabul et. İşkenceden kimseye bahsetme, öldürürler seni’ dedi. O andan sonra avukatında bu sırtlanlarla ortak olduğunu anladım.

Yıkılmıştım kağıtları imzaladım. İfade de tarih yoktu. Bu işlemi tutukluluğumun 29. günü yapılmış gibi gösterdiler. Tabi amaçları yaralarımın iyileşmesi idi. Ama hala vücudumda morluklar vardı. Devlet hastanesinde bir doktora götürdüler. Adlarını bilmediğim ama eşgalerini bildiğim 2 polisten zayıf esmer olanı doktorun odasına girince İsa (il emniyet müdürü İsa Aydoğdu) ‘müdürümün selamı var doktor bey, kontrole geldik’ dedi. Doktor yüzüme bile bakmadı. Hemen sağlam raporunu verdi. Hakim de ifaden aynı mı deyince ifademde ne yazdiğını bile tam bilmeden evet dedim ve tutuklandım.

Şu an kaldığım koguş normalde 16 kişilik ama biz 26 kişi kalıyoruz. Cezaevinde öğrendim koğuş arkadaşlarımdan işkence görmeyen yok gibi Ama 11 tanesine de benim gibi çok ağır işkenceler yapılmış.

TÜM CEZAEVİNİ DÜŞÜNÜRSEK BU SAYI YÜZÜ GEÇİYOR. BARTIN KOM ŞUBEDEKİ İŞKENCE ÇETESİ HAKKINDAKİ SUÇLAMALARI KABUL ETMEYEN İNSANLARIN TAMAMININ  İFADESİNİ İŞKENCE ALTINDA ALMIŞ.

Bazılarına o kadar eziyet etmişler ki, ben halime şükrettim.
Eşine taciz edilip, tecavüzle tehdit edilenler mi dersin?
Makatına cop sokulanlar mı dersin? Yediği dayaktan iç kanama geçiren mi dersin?… Daha neler neler.
11 koğuş arkadaşım ve ben ilk mahkememizde bize yapılan işlenceleri detaylıca hakimlere anlattık. Hepsi SEGBİS’le kaydedildi. Tüm işkencecilerin adlarını vererek, eşgalleriyle anlattık.  ANCAK HALA BARTINDA TEK BİR MEMUR AÇIĞA ALINIP, SORUŞTURMA GEÇİRMEDİ.”

BARTINDAKİ İŞKENCELERE GÖZ YUMANLAR
1. Vali Nusret DİRİM
3. Yeni Başsavcı Adnan TOSUN
4. Segbis ile mahkemede anlatılan işkencelere soruşturma başlatmayan Hakimler
5. Bartın Devlet hastanesindeki darp raporu vermeyen doktorlar

BARTINDAKİ İŞKENCE ÖRGÜTÜ
1. Eski Başsavcı İbrahim BOZKURT
2. İl Emniyet Müdürü İsa Aydoğdu
3. KOM Müdürü Tolga Sipahi
4. Baro avukatı Duygu TUFAN
5. polis memuru İlkay Boynuegri
6. polis memuru Ayhan Kıyak
7. polis memuru Ahmet Işık
8. polis memuru özcan(sarı kafa lakaplı)
9. polis memuru Ceyhun Yüca
10. polis memuru Coşkun Alış
11. polis memuru Kaya(alnında iz var)
12.eşgalleri bilinen 2 polis memuru