Ümit Özdağ: Tarih Bahçeli’yi affetmeyecek

306
Bahçeli

Ümit Özdağ: Tek adam rejimi kuracak bir değişikliğin önünü açıyor; tarih Bahçeli’yi affetmeyecek. MHP tabanının yüzde 90’ı böyle bir otoriter bölünme anayasasına hayır der.

MHP’den ihraç edilen Ümit Özdağ, “Bahçeli, korumakla ilgili yemin etmiş olduğu anayasayı korumak yerine, bu anayasayı sürekli ihlal eden kişiye anayasayı uyduracak ve tek adam rejimi kuracak bir değişikliğin önünü açıyor. Tarih onu affetmeyecek” dedi.

“MHP tabanının yüzde 90’ı böyle bir otoriter bölünme anayasasına hayır der” görüşünü öne süren Özdağ, “Yüzde 50’yi geçmesi, eğer referandum aşamasına gelirse, tabii, oldukça zor gözüküyor. Ama meclisten geçmesi daha da zor gözüküyor” ifadesini kullandı.

Cumhuriyet’ten Kemal Göktaş’ın sorularını yanıtlayan (9 Ocak 2016) Özdağ’ın açıklamaları şöyle:

– İki iddiayı soracağım. Birincisi CHP’ye geçeceğiniz, ikincisi yeni bir parti kurma hazırlığında olduğunuz konuşuluyor.

Benim siyasal gündemimde başkanlık adı altında sunulan ama kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmayı hedefleyen reislik rejiminin engellenmesi dışında şu anda hiçbir şey yok. Gündemimde olmadığı gibi düşüncelerimde de yok.  Önce Türkiye’de hukuk devletinin kuvvetler ayrılığının ve parlamenter demokrasinin, üniter milli devleti koruyacak şekilde muhafazasının mücadelesinin verilmesi gerektiğini düşünüyorum.  MHP tabanının büyük bir ekseriyetiyle birlikte ben bunun mücadelesini veriyorum.

– MHP tabanının da başkanlığa hayır diyeceğini mi düşünüyorsunuz?

MHP tabanının ve tavanının, genel merkezdeki küçük bir grup hariç, yüzde 95’inden fazlası açık bir şekilde başkanlık rejiminin Türkiye’yi bölünmeye ve tek adam diktasına götüreceğini söyleyerek karşı çıkıyorlar.

– Genel kuruldaki oylamalarda 330 bulunacak mı sizce?

Ben evet oylarının 330’u geçmesinin çok zor olduğunu düşünüyorum. Yüzde 49 geçer, yüzde 51 geçmez inancındayım. Sadece MHP’de değil, AKP’de de fireler olacağını düşünüyorum. Hatta bu konuda benimle konuşan AKP’liler var, hayır diyeceklerini söylüyorlar. Yani bu çok gizli bir şey değil, telefonla konuşuyorlar.

– Niye hayır diyeceklermiş?

Bana söyleyenler daha taslak gelmeden başkanlık rejimine karşı çıktıklarını söylediler. Ama ben taslak geldikten sonra MHP’den de AKP’den de karşı çıkanların sayısının arttığını düşünüyorum.

– O zaman temelden karşılar başkanlığa, taslaktaki yedek milletvekilliği gibi konulara değil yani.

Hayır. Başkanlığa karşı olanlar var ama bunun başkanlık olmadığını, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırarak otoriter rejimin önünü açtığını düşünenler de var. Bence haklılar, çünkü bu önerilen başkanlık bile değil.

– Niye başkanlık bile değil?

Çünkü, kuvvetler ayrılığının olmadığı yerde, Anayasa bilimi açısından, Anayasa’dan bile bahsedemezsiniz. Bu Türkiye’yi anayasasız bir rejime sürüklüyor. Tek maddesi var aslında. ‘Recep Tayyip Erdoğan dilediği gibi Türkiye’yi yönetir.’

– AKP, Alparslan Türkeş’in başkanlık rejimini desteklediğini sürekli gündeme getiriyor.

Bu çok geride kalmış ve bugünkü Türkiye’yi izah etmeyen bir şeydir. Evet, rahmetli Türkeş 1960 ve 1970’lerde Türkiye’de parlamenter demokrasinin daha emekleme aşamasında olduğu dönemde, bir başkanlık modeli üzerinde düşüncelerini ortaya koymuştur. Fakat artık 1980’li ve 1990’lı yıllarda parlamenter demokrasiyi tek geçerli siyasal sistem olarak kabul ettiğini açıklamıştır.

– Sizce Devlet Bahçeli neden böyle davranıyor? AKP’yle fiili bir koalisyon içerisinde gibi ve başkanlığı neden destekliyor?

Ben neden başkanlık sistemini desteklemeyi tercih ettiğini bilmiyorum.

– Bir değerlendirmeniz, tahmininiz yok mu?

Nedeninin çok önemli olduğunu düşünmüyorum. Benim için önemli olan sonuç.Eğer 10 seneden bu yana ‘başkanlık girişimi Türkiye’nin bölünmesini beraberinde getirir’ dediniz ise, bunu her zeminde, her fırsatta savunduysanız ve Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi başkanlık üzerinden federasyona sürüklemeyi amaçladığını, ortaya belgelerini koyarak anlattıysanız Türk milletine, bugün başkanlık sistemini savunduğunuzda, size sorarlar: 10 sene boyunca mı yalan söylediniz, şimdi mi yalan söylüyorsunuz?

– Bunun bir nedeni olmalı ama değil mi? Tuğrul Türkeş’in AKP’ye katılmasında dahi Bahçeli’nin gizli onayı olduğu, bir pazarlık yapıldığı söyleniyor. Bunlar size gerçekçi geliyor mu?

Bunlar üzerine konuşmak istemiyorum. Beni hiç ilgilendirmiyor. Ben sadece olan üzerinde konuşmak istiyorum. Sizin söylediğiniz meselenin dedikodu boyutu.

– Bu başkanlık mesesinde Burhan Kuzu’nun bir açıklaması oldu. İki parti olacak dedi. AKP ve CHP. MHP ne olacak? Başkanlık gelirse söyle olacaksa Bahçelinin yaptığı da partiyi intihara sürüklemek değil mi?

Bahçeli MHP’nin başında kalarak zaten MHP’yi intihara sürüklüyor. Devlet Bahçeli’nin başında olduğu MHP’nin başkanlık sisteminde de şansı yoktur, parlamenter sistemde de şansı yoktur. MHP’nin başında Devlet Bahçeli olduğu sürece ülkücü tabanla MHP arasındaki bütün manevi bağlar kopmuş demektir. Devlet Bahçeli’nin yapabileceği tek şey, MHP’ye iyilik yapmak istiyorsa, MHP genel başkanlığından ayrılmak ve partiyi demokratik bir genel kongreye götürmektir. Oysa Bahçeli korumakla ilgili yemin etmiş olduğu anayasayı korumak yerine, bu anayasayı sürekli ihlal eden kişiye anayasayı uyduracak ve bir otoriter tek parti rejimi ve tek adam rejimi kuracak bir değişikliğin önünü açmaktadır. Tarih onu affetmeyecek.

– Toplum bunu anlamlandırmakta zorlanıyor. MHP’nin bunu niye yaptığına dair tabanda da bu soru soruluyor. Tatmin edici bir yanıt var mı?

Hayır, ben genel merkezin verdiği yanıtların hiçbirisinin tatmin edici olduğunu düşünmüyorum, zaten taban da düşünmüyor. Bunun için genel merkez bir süre illerde bunu izah etmek için toplantılar yaptı. Soru sormayı yasakladılar. Ve hiçbir tatmin edici cevap verilemedi. Toplantılar protestolarla da karşılaşınca bu toplantıları durdurdular.

– Peki, taban yüzde kaç oranında hayır der sizce?

MHP tabanının yüzde 90’ı böyle bir otoriter bölünme anayasasına hayır der.

– Bu durumda referandumda yüzde 50’yi geçemeyeceğini mi düşünüyorsunuz?

Yüzde 50’yi geçmesi, eğer referandum aşamasına gelirse, tabii, oldukça zor gözüküyor. Ama meclisten geçmesi daha da zor gözüküyor. Fakat meclisten geçerse ben hükümetin büyük bir baskı politikası kuracağını düşünüyorum. Medyanın üzerine gidecek. Medya susturulacak.

– Zaten susturulmadı mı?

Yani, yeni yeni operasyonlarla başlandı medyayı susturmak, kalanını da susturmak için. Mesela bana medyada büyük bir ambargo var. Hiçbir televizyona davet edilmiyorum. Bir tek Türkiyem TV ye Halk TV’ye davet ediliyorum. Orada açıklamalar yapabiliyorum. Diğer muhalifler de hemen hemen aynı durumdalar.

– Doğan operasyonunun derinleşeceğini mi düşünüyorsunuz?

Olabilir tabii, bunlar sadece ‘görürsünüz’ baskıları. Ama daha vahim baskıların olması bekliyorum. Esasen olağanüstü hal rejiminde Türkiye’yi bir referanduma götürme girişimi referandumun siyasi meşruluğunu da ortadan kaldırır. Bunu şimdi söylemiyorum, daha başından itibaren ifade ettiğim husustur bu. Üstelik toplumun bu kadar yarılmış olduğu bir ortamda, toplumun bir daha gerecek referanduma götürmek 15 Temmuz öncesinde devreye giren iç ve dış dinamiklerin bu sefer Türkiye’yi bir çatışma ortamına sürüklemesi için onlara fırsat vermek anlamına da gelir. Doğrusu ben bundan büyük ölçüde endişe duyuyorum. Bundan dolayı da hem Bahçeli’yi hem de Saray’ı açık olarak defaatle uyardım. Ancak anladığım kadarıyla Saray böyle bir şeyi göze almış durumda ve buna meydan okuyor. Oysa ben bunu çok riskli görüyorum. Bu tür süreçler kontrol dışına çıkabilir. Allah korusun Türkiye’nin, beka sorunu yaşadığını söylediğimiz bir ülkede, Sevr dayatması yaşadığını söylediğimiz bir ülkede kontrol altına alamayacağımız karışıklıklarla karşı karşıya kalabiliriz.

CEVAP VER