YELKEN ALESTA ARMA

524
YELKEN ALESTA ARMA

YELKEN ALESTA ARMA (*)

Salih Tarih

Osmanlı Devleti’nin kara ordusu çok meşhurdur, ancak deniz gücü olarak da özellikle klasik dönemde dünyanın sayılı donanmalarından biridir. Gelin Osmanlı donanmasıyla hayali bir sefere çıkalım. Ama savaşları görmek için Osmanlı deniz geleneklerini öğrenmek için.

Rumeli’ye geçiş için gerekli olan gemi ihtiyacı, Osmanlıları Orhan Gazi zamanından itibaren donanma faaliyetlerinde bulunmaya mecbur bırakır. İlk dönemlerde denizlerde istedikleri seviyeye gelemeyen karacı Osmanlılar 15. yüzyıldan itibaren süper güç olma yoluna girince artık denizde de karşı durulmaz bir kuvvet hâlini alırlar. Denizlerde Piri Reis’ten Barbaros’a büyük denizcilerin yönettiği Osmanlı donanması, uzun yıllar Karadeniz’den Hint Okyanusu’na kadar deryada huzurun sembolü olmuştur.

Eyüp Sultan Ziyareti

Donanmanın hareket zamanı yaklaştığında, geleneğe göre kaptanpaşanın gemisine fener takılır, denize açılmaya bir hafta kaldığında ise hareket işareti olarak flandra çekilir. Mürettabat, Peygamber Efendimiz (sas)’i Medine’de ağırlama şerefine nail olmuş Eyüp Sultan Hazretleri’nin türbesini ziyaret eder. Türbede dualar edilir ayrıca Osmanlı donanmasının selâmeti için Buhârî-i Şerîf okunur. Meşhur hadis kitabı olan Buhari-i Şerifin hangi niyetle baştan sona okunursa o niyetin gerçekleşeceği yönündeki inanış gereği gemilerin batmaktan korunması ve donanmanın zaferle geri dönmesi için niyaz edilir. Buhari –i Şerif, görevli memurlarca okunur. Ayrıca “Bizi sevenler, ziyaret edenler denizde boğulmasın…” duası rivayet edilen Sultan II. Osman ve Sultan IV. Murad’ın hocası Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri’nin Üsküdar’daki türbesi de denizciler tarafından sıkça ziyaret edilen bir başka mekandır.

Sancaklara Mushaf-ı Şerif Asılma Merasimi

Piri Reis zamanından beri devam etmekte olan geleneğe uygun olarak, seferde her türlü belanın def’i için gemilere Sancak Kur’anı veya Sancak Mushafı asılır. Mushaf-ı Şerifler muşamba bir sargı içine konulur, dikildikten sonra balmumuna batırılır, çoğu zaman da sancak aleminin yapıldığı metalden muhafazalara konulur. Sancak Mushafı, iki rekat namaz kılınmasının ardından Fâtihalar okunarak geminin en yüksek kısmı olan grandi direğinin üstüne çekilir. Bu Kur’anlar, hacimce küçük ve hafif olmaları için çok ince kâğıtlara çok küçük harflerle yazılır. Gemi direğine Kur’an-ı Kerim asılması mirası Osmanlı’dan sonra da devam etmiştir. Günümüzde de Türk Deniz Kuvvetleri’ndeki bütün gemilere Sancak Mushafı asılması geleneği halen yaşatılmaktadır.

Sahilden Sallanan Mendiller

Beşiktaş’a demirli donanma, kanunen en fazla üç gün burada kalabilir. Üç günün ardından padişahın sefer izninin ardından Beşiktaş’taki gemilerin mürettebatları itinayla dizilerek uğurlama merasimini gerçekleştirir. Donanmanın gidişinde Ey gaziler yol göründü…” veya “Sivastopol önünde yatan gemiler…” gibi ayrılık havaları çalınır. Mürettebatın yakınları askerleri sandallarla uğurlar. Yedikule önünden son askerler de alındıktan sonra sefere devam edilir. Donanma her gidişinde Boğaz sahillerine toplanan ahalinin dualarını alır, yalılardan, evlerden sallanan bayraklar, mendillerle uğurlanır.

Veda merasiminin ardından yirmi bir pare top atışıyla Padişah-ı rû-yı zemin ve İstanbul ahalisi son defa selamlanır ardından “Yelken Alesta Arma! (Yelkenleri Açmaya Hazır Olun!)” nidasıyla donanma yeni sefere yelken açar.

Top Atışıyla Yapılan Selamlamalar

Donanma İstanbul’dan Akdeniz’e veya Karadeniz’e doğru sefere çıkıyorsa sefer yolu boyunca bir tek top atışıyla kabirleri selamlar. Karadeniz’e çıkarken Hz. Yûşa’nın metfun olduğu rivayet edilen tepenin önünden geçerken yapılan selamlama, güneye giderken bu defa Gelibolu sahili boyunca başlar. Güneyde ilk selamlanan kabir Sultan II. Murad devri gazi dervişlerinden Yazıcızâde Mehmet Efendi’dir. Burada Orhan Gazi’nin büyük oğlu Rumeli Fatihi Süleyman Paşa başta olmak üzere pek çok kabir selamlanır. Selamlama her gemi tarafından ayrı ayrı yapılır. Seyir defterlerinde de bu selamlamalara yer verilmekte “…hazretlerinin ruhuna bir fatiha okundu ve bir pare top atıldı.” yazılmaktadır.

Gemilerde İbadet

Gemi personeli yolda uğradıkları limanlarda İstanbul’a giden gemilere mektuplarını vererek yakınlarıyla irtibat kurarlar. Uzun gemi seyahatleri, aynı zamanda askerî, kültürel ve dinî eğitim için hayli zaman da sağladığından her gün talimler yapılır, bilmeyene Kur’an-ı Kerim, okuma yazma, akaid dersleri verilir. Gemilerde belirli zamanlarda toplu dua merasimleri yapılır. Kânûnnâmelerle gemilerde görevlendirilen imamların askere vakit namazlarını kıldırması, dua ettirmesi böylece maneviyatın sürekli yüksek tutulması istenmiştir.

Sefer, ramazan ayına denk geldiğinde iftar saatlerinin heyecanı teravihlerin coşkusu gemilerde bir başka yaşanır. II. Abdülhamid’in, bütün mürettebatın namazı cemaatle kılmaları ve ardından Zafer Duası’nı okumaları yönündeki hassasiyeti sebebiyle gemi imamlarının sayısı bu dönemde artırılmıştır. Okunan ezanın ardından mürettebat hava müsait ise güvertede, değilse top ambarında namaz için toplanır. Gemi imamı, seyir subayından kıblenin yönünü öğrenir ve namazın bitimine kadar rotanın aynı kalmasını rica eder.

Osmanlı bahriyesinde zamana zaman görev yapan Hristiyan mürettebatın da dinî görevlerini yapmaları amacıyla- bazen suiistimal edip gemiye geri dönmeseler de- kiliselere gitmelerine müsaade edilmiştir. 1847’de gayrimüslim personel, Yortu günü olması dolayısıyla bir kilisede ayine gitmek istediklerini bildirince donanma Gelibolu’da üç gün beklemiştir.

Osmanlılara Selçuklulardan geçen ve ahiler arasında yaygın olan inanışa göre Nuh Tufanı’nda müminleri kurtardığı için kutsal sayılan gemilerin üzerinde personel abdestsiz dolaşmaz, geminin içine farkında olmadan çer-çöp atmak dahi günah sayılır.

Kaynakça

Şakir Batmaz, Bilinmeyen Yönleriyle Osmanlı Bahriyesi, İst. 2009

İdris Bostan, Osmanlılar ve Deniz, İst. 2007

(*) Yelkenleri Açmaya Hazır Olun